satanizm

T A K D İ M

şu adrese girip bu kitabı mutlaka okumalısınız

http://kitap.yeniumit.com.tr/satanizm/

“İnsanlığın nefs-i emmaresi olan” Batı, insanlığı kendi değerlerinin tenkidiyle ilgilenmekten uzak tutacak ve milletlerin özlerine dönmelerini engelleyecek şeyleri dünden bugüne yapagelmiştir. Toplumları peşine takıp sürükleyen izmleri ve saman alevi gibi parlayıp kısa sürede sönen bazı cereyanları bu kategoriye dahil etmek mümkündür. Batı, zararlı bu akımları toplumlara musallat ederken bazen bilinçli hareket etmekte -mesela, komünizm, sosyalizm veya darvinizm örneğinde olduğu gibi- bazen de bu akımlar, yaşadıkları sapkın hayatın bir sonucu olarak ortaya çıkmakta ve revaç bulmaktadır. Sonuç olarak da, insanlık dalalete sürüklenmektedir.

Kitabımızın konusunu teşkil eden Satanizm, şeytana -güya- tapınmanın adıdır ve bu şekliyle ikinci kısım akımlara, vahim bir örnektir. Belki batıda bunun varlığından memnun bir azınlık vardır, ama biz eminiz ki, az da olsa insafı olan ebeveynlerin hiç birisi, bu zararlı akıma kapılan gözbebekleri çocuklarının gidişatından memnun değildir. Satanizm, şeytana tapma olarak tanımlanmaktadır. Halbuki, şeytan, Kur’ân’ın apaçık âyetleriyle pek çok yerde ifade buyurulduğu gibi, ‘insanın en büyük düşmanı’dır. -Bu âyetlerin bir kısmını kitabımızda spot olarak sayfa kenarlarında bulacaksınız.- Kaldı ki, yine Kur’ân, şeytanın insanın kendine tapmasını istemediğini beyan buyurmuştur. Ne acıdır ki, bir eğitim eksikliği olarak ortaya çıkan satanizm, bize, gençlerin eğitiminde bir problem olduğunu ihtar etmektedir. Şimdiden tedbir alınmaz ve milletlerin gelecekleri olan gençlerin eğitimine önem verilmezse, daha sonra yapılacak şeyler fayda etmeyecektir.

Yeni Ümit, farkında olduğu bu vahim gidişatı halkımıza duyurmak gereğini hissetti ve konunun uzmanlarına ulaşarak, onlarla bir dosya hazırladı. Hem derginin muhafazasının kitaba göre zor olması, hem de dergiden haberdar olmayan insanımıza ulaşma kolaylığını düşünerek yayınevimiz, bu dosyayı kitaplaştırmaya karar verdi. Elinizde tuttuğunuz çalışma, böyle bir niyetin sonucunda ortaya çıkmıştır. Şimdi, bir iki cümle ile yazılarımızı özetleyerek sizleri eserle baş başa bırakalım.

Satanizm sapıklığı hakkında az sayıdaki uzmandan biri olan Prof. Dr. Ahmet Güç Bey, makalesinde bize satanizmi ana hatlarıyla tanıtıyor, bu zararlı akımın daha ziyade bize bakan yönünü öne çıkarıyor, gençlerimizin kimliklerini bulma konusunda ebeveynlere düşen görevi hatırlatıyor. Satanizme kapılan gençlerimizin hangi saiklerle bu akıma girdiklerini bir psikiyatr gözüyle değerlendirmesini Prof. Dr. Nevzat Tarhan Bey yapıyor. Satanizmin Yezidilik akımının bir uzantısı gibi olduğunu vurgulayan Prof. Tarhan, gençlerimizin şaşkınlığını ve onların elinden tutulmasının zaruretini vurguluyor. Son dönemlerde ortaya çıkan bu ve benzeri mistik akımların arka plânının ortaya çıkarılmasını Ali Ünal Bey üstleniyor. Günümüzde daha ziyade öne çıkan mistik arayışların bir sonucu ulaşılan yanlış hedef olarak satanizm hakkında doyurucu bilgiler veriyor.

İnsanın ‘huzur’u araştırmasının fıtri olduğu gerçeğini vurgulayan Prof. Dr. Abdülhakim Yüce, insanın, maalesef gerçek huzuru bilmediği için, bulduğunun da huzur olmadığının altını çiziyor. Evet, insana ‘kamil insan’ olma ve ötelerle rezonansa geçme liyakati verilmiştir ama, bu, hiçbir zaman şeytana tapanların yaptığı ve dedikleri şekilde değildir. Öyleyse şeytan nedir veya kimdir? Bu önemli sualin cevabını araştırmalarını bu husus üzerinde yoğunlaştıran araştırmacı yazar Mehmet Şeker Bey cevaplıyor. Kur’ân-ı Kerim’de ve Resûl-i Ekrem’in (sav) hadîs-i şeriflerinde, şeytanın nasıl tanımlandığını, insanın can düşmanı şeytandan nasıl sakınması gerektiği hususlarındaki tespitlerini aktarıyor. Dr. Ahmet Ertuğrul Bey, kişisel gelişim denilerek bütün dünyada yaygınlaştırılan şeyin genelde Budizmin kavramları üzerinden konuşmak olduğu ve böylece ‘Uzakdoğu inançlarının telkin edildiği’ hususunun altını çiziyor. Dr. Ertuğrul Bey, söylediklerini, onların yayınlarından aldığı örneklerle ispatlıyor.

Kitaptaki son yazı, cinlerden, şeytanlardan ve habis ruhların şerrinden korunma yolları ile alâkalı Muhterem Hocamız M. Fethullah Gülen’in ‘İnancın Gölgesinde’ isimli kitabından alıntıladığımız tavsiyeleri ihtiva ediyor. Bu çalışmamızı, insanımızın ‘kendi dünyamıza doğru’ çıktığı yürüyüşte, Sırat-ı Müstakim’in dışındaki yollara sapmaması niyazıyla takdim ediyoruz. Işık Yayınları

http://kitap.yeniumit.com.tr/satanizm/
————————————————————–

KURAN’IN IŞIĞI SATANİZMİ YOK ETTİ, HARUN YAHYA

İÇİNDEKİLER

Giriş: Satanizm Tehlikesini Tanımak

Kuran’da Şeytanın Taraftarları

Şeytana Tapanların Tarihi

Satanist Ahlak

Sonuç: Şeytanın Hilesi Zayıftır

GİRİŞ SATANİZM TEHLİKESİNİ TANIMAK (Harun Yahya)

Geçmişi 1700’lere dayanan satanizm son yıllarda şiddet, vahşet ve intihar olayları ile bir kez daha gündeme geldi. Satanistlerin kendilerini tarif etmek için kullandıkları ifadeler, hayata bakış açıları, savundukları değerler, kan ve vahşetle dolu dünyaları ilk başta insanlara inanılmaz gibi gelse de, yaşanan olaylar bu sapkın akımın giderek yayılan bir tehlike olduğunu ortaya çıkardı.

Ürkütücü makyaj ve kıyafetleriyle kendilerini satanist olarak tanımlayan kişiler ile, basında sık sık yer alan kanlı ayinler, katledilen hayvanlar, işkence gören insanlar, tecavüz vakaları ve intiharlarla ilgili haberler biraraya getirildiğinde ortaya dehşet verici bir tablo çıkmaktadır. Ancak asıl şaşırtıcı olan insanların böylesine sapkın bir hayatı ve düşünceyi sözde bir ‘din’ olarak benimseyebilmeleridir. Peki nasıl oluyor da bir kısım insanlar, kötü olmayı, kötülük yapmayı, hayvanlara ya da insanlara acı çektirmeyi, karanlık, korku dolu bir dünyada yaşamayı kendilerine bir hayat gayesi ve ‘din’ olarak benimseyebiliyorlar? Pek çok insan bu sorunun cevabını merak etmekte, ama cevabı yanlış yerlerde aramaktadır. Satanizmin nasıl geliştiğini ve bu kadar geniş kitleleri nasıl etkisi altına alabildiğini anlamak için öncelikle bu karanlık dinin tüm yönleriyle tespit edilmesi gerekmektedir. Bu sapkın dinin ardındaki felsefeyi ortaya çıkarmak, insanların böyle bir sapkınlığı nasıl kabullendiklerini anlayabilmek için şarttır. Çünkü satanizmin kaynağı, sanıldığı gibi sadece bazı gençlerin psikolojik dengesizlikleri değil, onları bu dengesizliklere sürükleyen bir felsefedir. Ve bu felsefe, -kitabın ilerleyen sayfalarında detayları ve delilleri ile göreceğimiz gibi- insanı bir hayvan türü olarak gören ve ‘doğa acımasızdır, sen de acımasız olmalısın’ mesajını veren Sosyal Darwinizm’dir. Dolayısıyla satanizmi ele alırken bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerekir.

Bu kitapta satanizmi tüm yönleriyle inceleyecek, şiddeti ve vahşeti dini bir ritüel haline getiren ve kanlı cinayetleri adeta bir ibadet olarak gören bu felsefenin bu kadar yaygınlaşmasının nedenleri üzerinde duracağız. Kitap boyunca da göreceğiniz gibi, satanizmin çıkış noktası din karşıtlığıdır. Dolayısıyla bu sapkınlığın taraftarları din ahlakından uzak yetişmiş ve materyalist akımların etkisi altında kalmış kişilerdir. Satanizmin yaygınlaştığı ve özellikle de genç insanlar üzerinde etkili olduğu bir gerçektir. Ancak satanizmin çözümsüz gibi gösterilmesi de çok büyük bir yanılgıdır. Oysa bu sapkın akımla mücadele çok kolaydır ve Kuran ahlakı, gençleri satanizmin elinden kurtarabilecek tek yoldur. Kuran’ın ışığı satanizmi yok edecek ve Allah’ın izniyle aydınlık, sevgi ve barış dolu bir dünya oluşturacaktır.

KURAN’DA ŞEYTANIN TARAFTARLARI

Son yıllarda çeşitli ülkelerde birbiri ardına gerçekleştirilen satanist cinayetler ve çeşitli intihar vakaları “satanizm nedir?” sorusunu bir kez daha dünya gündemine taşıdı. Ancak satanizm üzerine yapılan araştırmalar, tartışmalar ve yazılan yazılar belli bir çerçeveden öteye gidemedi. Satanizm çoğu zaman psikolojik yönden sorunları olan, aileleri ve çevreleri ile iletişim kuramayan marjinal gençler arasında yaygın, garip bir akım olarak gösterildi. Oysa satanizmi bu kadar basite indirgemek, şiddet yanlısı bu sapkın dini tüm yönleriyle insanlara tanıtmamak çok büyük bir hatadır. Bu yönde yazılan ve söylenenlerin aksine satanizm geçmişi çok eskilere dayanan, ardında karanlık bir felsefe barındıran, dünya geleceğine dair hedefleri olan, karanlık “kilisesi”, binlerce taraftarı ve yazılı kaynaklarıyla 2000’li yılların en tehlikeli oluşumlarından biridir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, satanistler arasında da belli uygulama ve görüşlerde farkılıklar söz konusudur. Zaman zaman bu farklılıklar satanizmin neyi savunduğunun anlaşılmasında yanılgılara neden olabilmektedir. Örneğin bazı satanistler, dünyayı var edenin şeytan olduğu gibi sapkın bir düşünceye inanıp onun isteklerini yerine getirmeyi sorumluluk olarak görürken (Yezidiler bu gruba dahil edilebilir), bazıları da şeytanı sadece simgesel bir kavram olarak görür, kendi isteklerini ilahlaştırırlar. Elbette bu farklılıklar söz konusu felsefenin sapkın olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Üstelik her ne kadar tüm satanistler aynı örgüt altında birleşmiş değillerse de, bütün satanistlerin hemfikir olduğu temel noktalar vardır ve bu noktalar satanistlerin kendi kaynaklarında şu şekilde özetlenmektedir:

Satanistlerin şeytani eğilimleri vardır ve bu anlamda tıpkı şeytan gibidirler. Ahlak kurallarına karşı gelmek, kibir, başkaldırı, düşmanlık gibi özelliklere sahiptirler1.

Görüldüğü gibi, bu sapkın akımın asıl çıkış noktası, şeytanı ve tüm şeytani özellikleri kendisine yol gösterici olarak kabul etmesidir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde dünya üzerinde gün geçtikçe daha çok taraftar toplayan satanizmin temel dayanakları üzerinde durup satanizmin kısa tarihini inceleyeceğiz. Bu bölümde ise satanizmi daha iyi anlayabilmek için, Kuran’dan ayetlerle şeytanı ve şeytanın temsil ettiği zihniyeti ele alacağız.

Satanizm konusunu ele alırken öncelikle üzerinde durulması gereken husus, satanistlerin aslında birer ateist ve materyalist oldukları, yani sadece maddenin varlığına inandıklarıdır. Satanistlerin mantığını incelerken bunun üzerinde özellikle durmak gerekmektedir. Satanistler Allah’ın varlığını ve Kuran’da varlıkları bildirilen cin, melek gibi metafizik varlıkları da inkar ederler. Dolayısıyla şeytanın varlığına da inanmamaktadırlar. Şeytan onlar için din düşmanlığının bir sembolüdür.

Buna rağmen satanistler bir sembol olarak gördükleri şeytanı kendilerine ilah edinmişlerdir. Bunun temelinde sapkın ideolojilerini ve ritüellerini sözde bir din gibi sunmak gayesi vardır. Kendi batıl kuralları çerçevesinde şeytana ibadet etmekte, klan liderleri tarafından belirlenen ritüelleri yerine getirmek için çeşitli sapkın törenler düzenlemektedirler. Böylece sembolleri, kıyafetleri, kuralları ve ayinleriyle şeytani bir din meydana getirmektedirler.
Satanistler her sözlerinde şeytanı yüceltir, ondan yardım ister ve ondan gelen emirlere göre hareket ettiklerini söylerler. Özellikle de klan liderlerinin şeytanla sürekli bağlantı içinde olduğuna, onunla konuştuğuna, ondan emirler aldığına inanılır. Yeni satanist olan bir kişi şeytanla konuştuğuna inandığı bu lidere karşı büyük bir bağlılık gösterir ve onun her söylediğini eksiksiz yerine getirir. Nitekim son yıllarda sıkça rastlanan satanist cinayetlerde “şeytandan emir aldım, o nedenle öldürdüm” diyerek kendini savunan ya da intihar etmeden önce “şeytan intihar etmemi istiyor” şeklinde not bırakan kişilere sıkça rastlanır olmuştur.

İnsanlarla şeytan arasında bu ilişki Kuran’da çok detaylı olarak tarif edilmektedir. Allah “… Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” (Nisa Suresi, 117) ayetiyle insanları uyarmış, şeytanın apaçık bir düşman olduğunu Kuran’da birçok kez belirtmiştir:

Ey Ademoğulları, Ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Yasin Suresi, 60)

Başka ayetlerde de, Hz. İbrahim’in, babasına şu şekilde bir öğütte bulunduğu bildirilir:

Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman’a başkaldırandır. Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun. (Meryem Suresi, 44-45)

Yukarıdaki ayetlerde geçen “şeytana kulluk etmek” kavramı son derece önemlidir. Çünkü satanistlerin tüm dokümanlarında ‘şeytana ibadet etmek, şeytanla iletişime geçmek, şeytanın isteklerini yerine getirmek’ gibi ifadeleri sıkça görmek mümkündür. Ancak Allah’ı inkar edip, şeytanı ilah edinen ve tüm hayatını şeytanın kışkırtmalarına göre kuran insanlara Allah’ın çok büyük bir vaadi vardır: Sonsuz cehennem azabı. Allah şeytana, onun ve ona uyan insanların sonunu şöyle bildirmiştir:

… Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.” (Araf Suresi, 18)

ŞEYTANIN ÖZELLİKLERİ

Allah Kuran’da şeytanı ve şeytanın taraftarlarını çeşitli özellikleriyle bizlere tanıtır. Kuran’da şeytan, ilk insan olan Hz. Adem’den bu yana tüm insanları Allah yolundan saptırmak için çaba gösteren varlıklar olarak geçmektedir. Şeytan, ‘uzak düşen, uzaklaşan’ anlamındadır. Kelimenin Arapça kökeni aynı zamanda, ‘öfkeden yanıp tutuşmak, işe yaramaz hale gelmek’ anlamlarını da taşır. İblis ise tüm şeytanların ve şeytani faaliyetlerin lideridir. İblis’in sözlük anlamı da, ‘hayır ve mutluluktan ümit kesmiş olmaktan kaynaklanan bir keder ve hırçınlığa düşmek, ümitsizlik ve pişmanlıkla perişan olmak’ anlamları taşır.2

Allah Hz. Adem’i yarattığı zaman meleklere ona secde etmelerini emretmiş, tüm melekler bu emre itaat ederken, İblis isyan etmiş ve itaatsizliği nedeniyle Allah’ın huzurundan kovulmuştur. Ayetlerde İblis’in itaatsizliği şu şekilde bildirilir:

Hani Rabbin meleklere: “Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım” demişti. “Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.” Meleklerin hepsi topluca secde etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?” (Sad Suresi, 71-75)

Başka ayetlerde ise, İblis’in bu isyanının temelinde kendince gurur ve kibir olduğu, insanı kendisinden daha aşağı gördüğü için isyan ettiği bildirilmiştir. “Dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım; Sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Sad Suresi, 76) ayeti İblis’in, ne kadar büyük bir nankörlük ve küstahlık içinde olduğunu da göstermektedir. İnsanı, melekleri, cinleri, şeytanı ve tüm kainatı yaratan Allah’tır. Allah dilediğini dilediği şekilde ve surette yaratır. Yaratılmış olan her varlık Rabbimize karşı derin bir saygı göstermekle yükümlüdür. Kendisini yoktan var eden ve ona her türlü imkanı veren Allah’a kulluk etmemek, itaatli davranmamak elbette çok büyük bir akılsızlık ve nankörlüktür. İşte İblis bu şuursuzluk içinde hareket eden, dolayısıyla tüm davranışlarında, hezeyanlar sergileyen bir varlıktır.

İtaatsizliği nedeni ile cennetten kovulan şeytan, kendisine en büyük düşman olarak insanı görmektedir ve tüm insanları doğru yoldan ayırmak, onları her türlü belanın içine sürüklemek için Allah’tan süre istemiştir. Bu durum ayetlerde şu şekilde bildirilmiştir:

(Allah) Dedi ki: “Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın. Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar Benim lanetim senin üzerinedir.” Dedi ki: “Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.” Dedi ki: “O halde, süre tanınanlardansın. Bilinen vaktin gününe kadar.” Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım. Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç”. (Allah) “İşte bu haktır ve Ben hakkı söylerim” dedi. “Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım.” (Sad Suresi, 77-85)

Şeytan bu büyük hedefini gerçekleştirmek için binlerce yıldır faaliyet halindedir. Bu sinsi hareketini evrenin ve canlılığın sonu olan kıyamet gününe kadar da devam ettirecektir. Insanlık tarihi boyunca istisnasız herkese -onları kötülüğe çekmek için- yaklaşmış, bu konuda bir ayrım yapmamıştır. Şeytan insanları saptırmakta hiçbir vasıf gözetmez. Her yaştan, her statüden, her kültürden ve her ırktan insanı kendi yoluna çekmek için uğraşır. Farklı sosyal gruplardaki kişileri, zenginiyle fakiriyle değişik karakterlere sahip insanları etkisi altına almaya çalışır.

Şeytanın faaliyetinin çapını ve insanlar üzerindeki etkisini anlayabilmek açısından şu noktayı belirtmekte fayda vardır: Şeytan insanı çok iyi tanır, her kültürü, her ideolojiyi, her türlü görüşü bilir. Özellikle de insanın nefsinin isteklerini ve zaaflarını çok iyi bilir. Buna göre tuzaklar hazırlayabilir, planlar yapabilir. Dünyanın en ücra köşesindeki bir insana kadar istisnasız herkese etki etmeye çalışır. Buna karşın insanların çoğu tehlikenin büyüklüğünün gerçek anlamda farkına varamazlar. Çoğu insan, kendisini kötülüklere kışkırtmak ve cehenneme sürüklemek isteyen şeytanı önemsemeden yaşar. İşte böyle bir durumda da şeytanın kendi üzerinde ne gibi bir etki oluşturduğunu ve nasıl bir sona doğru sürüklendiğini fark edemez. Bunun en önemli nedenlerinden biri insanların şeytanı doğru tanımamalarıdır.

Şeytan hakkında en yaygın olan yanılgılardan biri şeytanın Allah’tan bağımsız bir güç olduğunun sanılması ve (Allah’ı tenzih ederiz) şeytanın Allah’a karşı bir mücadele içinde olduğunun düşünülmesidir. Satanistlerin de en büyük yanılgılarından biri budur. Satanistler de şeytanı ayrı bir güç olarak düşünür ve şeytanın isyanını ve itaatsizliğini kendilerine örnek alırlar. Kendileri de düzene ve iyiliğe karşı isyan ettikleri takdirde, şeytana mücadelesinde destek olacaklarına inanırlar. Oysa gerçekte şeytan da Allah’ın yarattığı, O’na boyun eğmiş bir varlıktır. Allah’a olan isyanı, yine Allah’ın belirlemiş olduğu bir kader dahilindedir. Dahası şeytan, Allah’ın varlığına inanan ve Allah’tan korkan bir varlıktır. Kendisine kıyamete kadar süre tanınmış olduğunun ve ahiret gününde yaptıklarının cezasını çekeceğinin farkındadır. Ayette şeytanın bu özelliği şöyle bildirilmiştir:

Şeytanın durumu gibi; çünkü insana “İnkar et” dedi, inkar edince de: “Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi. (Haşr Suresi, 16)

Ayrıca şeytan bu itaatsizliği ile herhangi bir menfaat sağlamamış, tam tersine ebedi bir kayba uğramıştır. Cennetten kovulup cehennem azabına sürüklenen şeytanın asıl amacı, mümkün olduğunca çok insanı kendisi ile birlikte bu azabın içine sürükleyebilmektir. Yaptığı mücadelenin özü budur. Diğer bir deyişle onun mücadelesi insanlara, insanlığın iyiliğine karşıdır. Ve ayetlerde de görüldüğü gibi, şeytan insanı sürekli inkar etmeye, gaflete dalmaya, Allah’tan uzak yaşamaya davet ederken, kendisi gerçeğin çok iyi farkındadır. Nitekim hesap günü geldiğinde kendisine uyanları yüzüstü bırakacak ve vaat ettiği şeylerin büyük birer yalandan ibaret olduğunu onlara açıklayacaktır. Bu durumda şeytanın kurduğu planların, insanları saptırmak için tasarladığı tuzakların büyüsüne kapılanların sonu büyük bir hüsran olacaktır. Ayette şöyle buyurulur:

İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: “Doğrusu, Allah, size gerçek olan va’di va’detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.” (İbrahim Suresi, 22)

Satanistler de, şeytanın telkinlerine aldanarak sapkınlığı ve kötülüğü yol olarak benimseyen diğer insanlar gibi ne kadar büyük bir hata yaptıklarını muhakkak bir gün anlayacaklardır. Önemli olan bu gerçeği dünyada iken, gerçekler onlara anlatıldığında kavrayabilmeleridir. Çünkü kendilerine önder edindikleri şeytan, onları hiçbir zaman sahiplenmeyecek, her zaman yarı yolda bırakacaktır. Kuşkusuz onun yalanlarına inanmak, süslü telkinlerini gerçek sanmak büyük bir şuursuzluk ve akılsızlıktan başka bir şey değildir.

SATANİSTLER ŞEYTANA ALDANIYORLAR

Şeytan insanın en büyük düşmanıdır, çünkü yeryüzünde bulunmasının amacı insanları Allah’a imandan uzaklaştırmak ve Kuran ayetlerini uygulamaktan alıkoymaktır. Allah şeytanın insanları her an gözetlediğini (Araf Suresi, 27), sinsice göğüslere ve kalplere vesvese verdiğini (Nas Suresi, 4-5), insanları korkutmaya çalıştığını (Al-i İmran Suresi, 175) ve onların doğru yolu üzerine oturduğunu (Araf Suresi, 16) bildirir. Ancak şeytanın Kuran ayetlerinde tarif edilen özelliklerini bilmeyen bir insan, onun insanlar üzerinde oluşturabileceği etkinin de farkında olmaz. Bu nedenle de şeytandan gelen vesveselere kulak verir, kışkırtmalarına uyar ve söylediklerine inanır. İnsanların büyük çoğunluğunun şeytanın etkisinin farkına varamamalarının en büyük nedenlerinden biri, şeytanın insanlara çeşitli maskeler altında yaklaşmasıdır.

Şeytan insanlara öğüt veren, onları doğrulara yönlendiren bir görünüme bürünebilir. İnsanların zaaflarını, eksikliklerini ve nelerden etkilendiklerini çok iyi bildiği için, onları geçici olarak dost edinmek amacıyla bunları kullanır. Gerçek niyetini, insanı nasıl bir yıkıma sürüklemek istediğini sezdirmez. Etkisi altına almaya çalıştığı insanı, ona yardım etmek istediğine, onun iyiliğini düşündüğüne, onu içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya ve daha iyi konumlara ulaştırmaya çalıştığına inandırdıktan sonra bu kişiyi kontrolü altına alır. Tüm telkinleri kişiyi kendi tarafına çekmek amaçlıdır. En önemli iddiası ise, tek kurtuluşun kendisine uyulması ile mümkün olacağıdır.

Hz. Adem’in, cennetten çıkarılmasına neden olan olayın sebebi de bu sinsi tuzaktır. Şeytan Hz. Adem’e ve eşine bir dost gibi yaklaşmış ve onlara kendilerine öğüt verdiğine dair yemin etmiştir. Bu konuyu haber veren ayetlerde şöyle buyrulur.

Şeytan, kendilerinden “örtülüp gizlenen çirkin yerlerini” açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” Ve: “Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti. (Araf Suresi, 20-21)

Şeytan Hz. Adem’i ve eşini aldatarak cennetten çıkarılmalarını sağlamıştır. Bu durum insanın ömrü boyunca karşı karşıya olduğu gizli düşmanının ne kadar sinsi bir yalancı olduğunun en vurucu delillerinden biridir.

Hz. Adem’e tüm şeytanların en büyüğü olan İblis tarafından verilen “ben size öğüt verenlerdenim” telkini, diğer insanlara da insi şeytanlar tarafından yapılır. (İnsi şeytan, insan görünümünde olan şeytanlara veya doğrudan şeytanın ilhamı ile hareket eden insanlara verilen isimdir. Allah Kuran’da insi ve cini şeytanların varlığından bahsetmiş ve bunların İblis’in taraftarları olduklarını bildirmiştir.) Kendi kavmini Allah’ın yolundan alıkoyarken onlara, “… Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.” (Mümin Suresi, 29) diyen Firavun bunun bir örneğidir.

İşte satanistlerin yaptığı telkinler de buna benzemektedir. İnsanları, satanizmin karanlığına çekmek isteyen bu insi şeytanlar, benzer aldatmacalarla onları kandırmaktadırlar. Satanizmi, kişinin her istediğini dilediği gibi yapabileceği, insana güç veren, tüm dünyevi sıkıntılardan uzaklaştıran, tüm sorumlulukları kaldıran, nefsani dürtülerin rahatça yaşanabileceği bir dünya olarak gösteren satanistler, tıpkı önderleri şeytan gibi insanları saptırmayı amaçlamaktadırlar. Bu telkinlerle insanların iyiliğini istiyormuş gibi görünmektedirler. Halbuki bu süslü telkinlerin hepsi büyük bir yalandan ibarettir. İlk başlarda bu aldatmacanın etkisinde kalan kişi, bir müddet sonra satanist bir yaşamın kendisine özgürlük değil, bağımlılık getirdiğini, sınırsızca kötülüğü yaşamanın ise kendisini bir canavara dönüştürmeye başladığını görecektir. Kurtulmak amacıyla girdiği bu yol kendisini çok büyük bir bataklığın içine sürükleyecektir.

Şeytan ‘öğüt verme’ taktiğini, kişinin yakın çevresini kullanarak da uygulamaya geçirebilir. Bir arkadaşın ya da toplumda özenilen bir kişinin telkini insanın üzerinde çok farklı bir etki bırakabilir. Örneğin Kuran’da, iman ettikten sonra şeytan tarafından ayartılan ve arkadaşlarının telkinleriyle sapan kişilerden bahsedilir. Bu ‘arkadaş’ların sözleri, şeytanın taktiğini çok net gözler önüne serer: ‘Doğru yola, bize gel…’. Şeytanın bu taktiğinin bildirildiği ayetin tamamı şöyledir:

De ki: “Bize yararı ve zararı olmayan Allah’tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: “Doğru yola, bize gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah’ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (En’am Suresi, 71)

İnsan bu düşmana karşı son derece dikkatli olmak zorundadır. Ancak Allah’a tam olarak teslim olmuş ve O’nun zikrine sıkı sıkıya sarılmış bir kimse bunu başaracak şuura sahip olur. Şeytanın telkinlerinin kaynağını hemen teşhis eder ve zihninden söküp atar. Aksi takdirde kişi bunları kendi düşüncesi zanneder ve iradesini ona teslim eder. Şeytanın telkinlerine uyup, onunla birlikte ve onun emirlerine göre hareket eden insanların durumunu Allah, “… Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.” (Nisa Suresi, 38) ayetiyle bildirmiştir. Oysa insanın yapması gereken Allah’ın bildirdiği “… Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. ” (Fatır Suresi, 6) ayetine uymaktır. Şeytanın çağrısına karşılık verenlerin sonu ise ayetlerde şu şekilde bildirilir:

İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanının peşine düşer. Ona yazılmıştır: “Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir.” (Hac Suresi, 3-4)

Buraya kadar şeytanın insanları çeşitli yöntemlerle aldattığını, onları Rahman’ın vahyinden uzaklaştırdığını açıkladık. Ancak şeytanın da Allah’ın yarattığı bir varlık olduğunu ve şeytanın kurduğu tüm tuzakları yaratanın da Allah olduğunu unutmamak gerekir. Allah insanlardan salih olanları ortaya çıkarmak, onları dünya hayatında denemek ve eğitmek gibi pek çok hikmet üzerine şeytanı, şeytanın her türlü tuzağını ve satanizmi bir kader içinde yaratmıştır. Allah şeytanı görevlendirmiş, ona dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak insanları doğru yoldan çıkarmak için çaba sarf etmesini emretmiştir. İsra Suresi’nde bu emirler şu şekilde bildirilir:
Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez. (İsra Suresi, 64)

Bir sonraki ayette ise Allah şeytana şu şekilde bildirmektedir:

Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter. (İsra Suresi, 65)

Dikkat edilirse, şeytan iman eden kullar üzerinde hiçbir etki oluşturamaz. Şeytanın kimler üzerinde etkili olabileceği ise Zuhruf Suresi’nde şöyle bildirilir:

Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 36-37)

Neden satanist oluyorlar?

Satanizmin son yıllarda bu kadar yaygınlaşması, satanist cinayetlerin ve intiharların basında bu kadar yer alması “neden satanist oluyorlar?” sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bu konuda yazılan yazılarda hep aynı nedenler gösterilmekte, ekonomik sıkıntı ya da aile içi iletişimsizlik gibi gerekçeler öne sürülerek, insanların satanizm gibi sapkın bir yolu seçmeleri makul bir tavır gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ancak bunların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır.

İnsanların satanist olmalarının en önemli nedenlerinden biri kitabın ilk bölümlerinde üzerinde durduğumuz materyalist, ateist ve Darwinist düşünce yapısıdır. İnsanları güzele ve iyiye yönelten İlahi dinlere karşı çok büyük bir düşmanlık duyan, bu düşmanlıklarını çeşitli şekillerde ifade etmek isteyen insanlar, satanizm ile bu kinlerini açığa çıkarmaktadırlar. Şeytan türlü telkinlerle onları etkisi altına almış, satanizmi mistik, heyecan verici bir macera gibi göstermiştir. Allah bir ayetinde “… şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.” (Neml Suresi, 24) şeklinde bildirmiştir. Şeytan ‘güzel ve süslü gösterme’ yöntemiyle insanları karanlık bir dünyaya çekmekte ve onları cehenneme kadar sürüklemektedir:

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (Nisa Suresi, 60)

Bu kişiler satanizmi bilinçli olarak seçen, insanları bu yola sokmak için gayret gösteren kimselerdir. Ayetlerde ancak Allah’ın ayetlerini inkar eden kişilerin şeytanı dost edindikleri bildirilmektedir:

Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: “Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).” (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız. (Zuhruf Suresi, 36-39)

Satanizmi seçen ikinci kitle ise gazetelere ve tartışma programlarına sıkça konu olan cahil, problemli, iyi eğitim almamış kimselerdir. Sorunlu kişiliklere sahip bu kimseler kendilerince toplum içinde bir yer edinebilmek, arkadaş sahibi olmak, komplekslerini tatmin etmek, başarısızlıklarını ve problemlerini unutmak, dikkat çekmek gibi sebeplerle satanist olabilirler. Bir ‘serseri hareketi’ haline gelen bu gençler, şeytanın telkinlerine aldanır, bu yolla itibar kazanacakları yanılgısına düşerler.

Ancak her iki grubun temel sorunu Allah’ın dinini ve Kuran ahlakını tanımamalarıdır. Bu insanlar kainatın yaratılış amacını ve kendilerinin dünyaya neden geldiğini bilmeyen, başıboş bir yaşam sürdükleri yanılgısına sahip kimselerdir. Oysa Allah dünyayı tüm insanlar için bir deneme olarak yaratmıştır. İnsan yaşadığı süre boyunca Allah’ın dilediği şekilde bir yaşam sürmekle yükümlüdür. Yani insanın bir yaratılış amacı vardır. Allah tarih boyunca hak dinler aracılığıyla insanların yaratılış amaçlarını, ibadet yollarını, Kendisini razı edecek olan üstün ahlak ve tavırları bildirmiştir. Kusursuz bir yaratılışla var edilen insanın yaratılış amacı Allah’ın inanan kullarına bir rehber olarak indirdiği Kuran’da “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) ayeti ile bildirilmiştir.

İşte bu noktada insanların dünyada geçirdikleri sürenin, sonsuz ahiret hayatına göre çok kısa olduğunu bilerek davranmaları çok önemlidir. Çünkü dünyada yaşayan bütün insanlar eninde sonunda mutlaka ölecek ve Allah’ın karşısında hesap vereceklerdir. Allah “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…” (Mülk Suresi, 2) ayetinde de bildirdiği gibi, insanlar yaşamları boyunca çeşitli olaylarla denenirler. Her insanın dünya hayatındaki tavrı ahiretteki sonsuz hayatını nerede geçireceğini belirleyecektir. Bu nedenle sapkın yolları seçen, şeytanın emirleriyle hareket eden, güzel ahlakı çirkin görüp, her türlü kötülüğü yaşamayı özgürlük sanma hatasına düşen insanlar çok büyük bir aldanışa kapılmışlardır. İnsanların bu gerçekleri göz ardı edip, umursuzca, sanki bu dünyada bulunma amaçları yokmuş gibi hareket etmeleri, şeytanın telkinlerine kendilerini kaptırıp boş ve zararlı şeylerle oyalanmaları, ömürlerini bir cinnete kapılarak geçirmeleri onları ahiret azabına doğru sürüklemektedir. Şeytanı dost edinen bu kişiler için ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:

Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı hak etti. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (Araf Suresi, 30)

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)

ALLAH AFFEDİCİ VE SONSUZ MERHAMET SAHİBİDİR

Kitabın buraya kadar olan bölümünde şeytanın insanları nasıl doğru yoldan uzaklaştırdığından ve satanizm adı verilen bu sapkın öğreti ile büyük bir taraftar kitlesi edindiğinden bahsetik. Ancak burada bir cahillik sonucu ya da şeytanın aldatmacasına kanarak satanizm akımına kapılan insanlara Allah’ın ‘tevbeleri kabul eden, çok büyük bir merhamet sahibi, kullarını affeden’ sıfatlarını hatırlatmak gerekmektedir. İnsan ne kadar büyük bir hata işlemiş, ne kadar çok kötülük yapmış olursa olsun, eğer yaptıklarından pişmanlık duyup samimiyetle tevbe eder ve ahlakını düzeltirse, Allah böyle bir kişinin tevbesini kabul edeceğini vaat etmiştir. Bu konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir:

Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim. (Bakara Suresi, 160)

Ancak bundan sonra tevbe edenler, ‘salih olarak davrananlar’ başka. Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (Al-i İmran Suresi, 89)

Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler ise, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler. (Nisa Suresi, 27)

Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi, 39)

İçine daldıkları bu sapkınlıktan dolayı pişman olup kesin bir tevbe ile tevbe eden, kendini Allah’a teslim eden, Kuran ahlakını yaşayan insanların varacağı güzel son ise Kuran’da şu şekilde bildirilir:

Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım. (Hud Suresi, 3)

Ey iman edenler, Allah’a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin.” (Tahrim Suresi, 8)

Şeytanın etkisinden nasıl çıkılır?

Şeytanın bir insanın üzerinde çok büyük bir etkisi olabilir. Şeytan o insanın hayatının her anına hakim olmuş olabilir. Ancak bu, içinden çıkılamayan, çözümü olmayan bir durum değildir. Önemli olan kişinin bu durumdan nasıl çıkacağını bilmesidir. Şeytanın etkileri ne kadar geniş kapsamlı ve çok yönlü olursa olsun, Kuran’da belirtildiği üzere, şeytanın bu etkisini dağıtmak son derece kolaydır. Allah Kuran’da insanlara şeytanın etkisinden çıkmaları için çeşitli yollar göstermiştir:

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 200-201)

Allah’tan korkmak, Allah’ın ayetleri üzerinde düşünmek ve O’na karşı samimi olmak, şeytanın etkisine karşı çok önemli bir anahtardır. Zira Allah Kuran’da Kendisinden korkanlara ‘doğruyu yanlıştan ayırt eden bir anlayış vereceğini’ (Enfal Suresi, 29) bildirmektedir. İnsanların kendi üzerlerindeki olumsuz etkiyi tespit edebilmeleri için sadece vicdanlarının sesini dinlemelerinin yeterli olacağını da unutmamak gerekir. Vicdanının sesini dinleyen, samimi bir insan şeytanın etkisinden rahatlıkla sıyrılabilir. Çünkü vicdan asla şaşırmayan, sapmayan bir rehberdir ve Allah’ın insanlara verdiği çok büyük bir nimettir.

Allah, samimi iman eden ve Kendisine tevekkül eden müminlere, şeytanın tuzaklarının mutlaka bozulacağının ve samimi kullarının üzerinde bu tuzakların asla etki etmeyeceğinin müjdesini şöyle vermektedir.

Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.” (Allah) Dedi ki: “İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur.” “Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur. (Hicr Suresi, 40-42)

Ayetlerde de bildirildiği gibi şeytanın etkisinin olmaması için sadece samimi olmak, Kuran’a göre düşünmek ve şeytandan bir kışkırtma geldiğinde hemen Allah’a sığınmak yeterli olacaktır. Ancak insanın asla unutmaması gereken en önemli husus ise, bunların hiçbirinin zor olmamasıdır. Kuşkusuz şeytan Allah’a inanan halis kullara hiçbir zaman zarar veremeyecektir. Çünkü Allah iman edenlerin velisi ve destekçisidir. Rahmeti ile müminleri koruyacak ve onlara razı olacağı dosdoğru yolu her zaman gösterecektir.

Bununla birlikte insanın, önemli konuları aklında tutması ve bu konuda dikkat harcaması şeytanın etkisinin dağılması bakımından çok önemli bir etkendir. Örneğin insanın bir gün mutlaka öleceğini, herşeyin kaderde en güzeliyle yaratıldığını, dünya hayatının sadece geçici bir deneme mekanı olduğunu, Allah’ın mutlak varlığını sürekli düşünmesi gerekir. Bu gerçekleri bilmesi ve bunların şuurunda olması insana çok büyük bir neşe ve huzur getirir. İmanın getirdiği nimetler hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

Şeytanın insanları dünya hayatında mutlu olmaları için yönelttiği maddi değerlerle mutlu olunamayacağının en büyük göstergesi, her türlü imkana sahip oldukları halde bir türlü gerçek rahatlığı, mutluluğu ve huzuru yakalayamayan insanlardır. İmanın getirdiği neşe, zindelik ve akıl karşısında şeytanın hiçbir taktiği etkili olamaz.

ŞEYTANA TAPANLARIN TARİHİ

Buraya kadar üzerinde durduğumuz bilgiler, satanistleri etkisi altına alan şeytanın gerçek yüzünü bize göstermiş oldu. Bu aşamada bir de satanizmin tarihi geçmişi üzerinde kısaca durmak yerinde olacaktır.

Satanistler Ortaçağ ve sonrasında Kabalistler, Gül-Haçlar gibi gizemli örgütler ve büyü tarikatları ile birlikte anıldılar. Modern satanizm olarak adlandırılan ve günümüzde etkin olan satanizm ise 1960’larda Amerika’nın California eyaletinde ortaya çıktı. Anton Szandor LaVey adlı kişi 1966 yılında ‘Church of Satan’ (Şeytan Kilisesi)’ni kurduğunu açıkladı. Ancak LaVey’den çok daha önce, 1900’lerin başında yaşayan Aleister Crowley günümüzdeki satanizmin ilk temellerini atmıştı. ‘Büyük Canavar’ (The Beast 666) lakabı ile anılan Crowley, yaptığı büyüler ve hayvanların katledildiği, uyuşturucunun yoğun olarak kullanıldığı kanlı ayinleriyle ünlü idi. Crowley’nin felsefesinin temel noktasını, ‘ne istiyorsan onu yap’ düsturu oluşturuyordu. Bu felsefe, Crowley’e göre şeytan tarafından kendisine yazdırılmış olan, The Book of Law (Kanun Kitabı) adlı kitapta ayrıntıları ile anlatılmaktaydı. Bu sapkın inanca göre insan, içinden geçen her ne ise, bunun neden olacağı felaketleri ve kötülükleri düşünmeden, onu hemen yapmalıydı. Örneğin canı taşkınlık istiyorsa her türlüsünü yapmalı, birine kızgınlık duyduysa öfkesini hemen dışa vurmalı, hatta içinden karşısındakini öldürmek geçiyorsa bunu hemen yerine getirmeliydi.
Toplumda dirlik ve düzen bırakmayacağı açıkça belli olan bu anormal fikirleri Crowley şu sözler ile savunuyordu:
Ben kutsal şeylere küfretmeyi, cinayeti, tecavüzü, devrimi istiyorum. İyi ya da kötü herhangi bir şeyi, yeter ki güçlü olsun.3

Kuşkusuz, güçlü olmanın kötü olmakla ve kötülükleri savunmakla sağlanacağını düşünen Crowley büyük bir yanılgı içindeydi. Çünkü kötülük herşeyden önce insanın kendisine zarar veren bir özelliktir. Bununla birlikte kötülüğe dayalı bir güç elde edilse bile bu güç her zaman için kısa süreli olmaya mahkumdur. Zulüm, haksızlık, vicdansızlık üzerine kurulu olan her sistem mutlaka yıkılmış, yenilgiye uğramıştır. Aleister Crowley’nin ‘insan canı ne istiyorsa onu yapmalıdır’ felsefesiyle anlatılmak istenen ise, insanın içinden geçen her türlü kötü düşünce, duygu ve kararları hiçbir sınırlama olmadan yerine getirmesidir. Diğer bir deyişle, nefsi insana ne emrediyorsa insanın ona uyması, nefsine hakim olmayı bırakması anlamını taşır. Bu da son derece tehlikeli bir durumdur. Allah Kuran’da insanın nefsinin sürekli olarak kötülüğü emrettiğini (Yusuf Suresi, 53), ancak aynı zamanda insana bu kötülükten nasıl korunup sakınacağının da ilham edilmiş olduğunu bildirir. (Şems Suresi, 8) Ayrıca Kuran’da, “… Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder…” (Nur Suresi, 21) ayetiyle buyurulduğu üzere, şeytanın da asıl amacı insanları kötülüğe sürükleyebilmektir. Şeytanın kullandığı en önemli silahlardan birisi insanın kendi nefsidir. Nefis sürekli kötülüğü emrettiği için, nefsine ve şeytana uyan kişi büyük bir yıkım içindedir. İnsanın kurtuluşu ve mutluluğu ancak nefsinin emrettiklerinden sakınması ve kayıtsız şartsız vicdanına uyması ile mümkündür. Kötülüğe uyarak kurtuluşa ereceklerini sananların sonu ise korkunç bir hüsrandır:

O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir. Artık kim taşkınlık edip-azarsa ve dünya hayatını seçerse, şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir. (Naziat Suresi, 35-39)

Gerçekte satanizm kişinin kendi benliğini neredeyse ilahlaştırdığı, kendi istek ve arzularını hayatın tek amacı haline getirdiği bir felsefedir. Bu anlamda satanizm hümanist felsefeye de yakınlık gösterir. Bu noktada, hümanizmin çoğu kişinin düşündüğü gibi, ‘sevgi, barış, kardeşlik’ gibi mesajlar içeren bir felsefe değil, ‘insanlık’ kavramını insanlar için tek amaç ve odak noktası haline getiren din dışı bir akım olduğunu hatırlatmak gerekir. Hümanizm, kendi savunucuları tarafından da açıkça ifade edildiği gibi, ateist bir akımdır. Hümanizme göre ‘evren ve insan yaratılmamıştır’, ‘insan kendi başına var olmuştur’ ve ‘kimseye karşı sorumlu değildir’. ‘Asıl olan insanın kendisidir ve insandan daha önemli hiçbir varlık yoktur’. Dahası hümanizme asıl egemen olan ‘faydacılık’ düşüncesidir. Buna göre insan dünyaya bir kere gelmiştir ve burada ne kadar fayda sağlayabilirse o kadar karda olacaktır. O zaman insanın tavır ve tutumlarını belirleyen ana öğe de kendi istek ve tutkuları olmalıdır. Ancak tüm bu düşünceler insanlığı büyük bir felakete sürükleyecek görüşlerdir. Öncelikle evren hümanistlerin iddia ettiği gibi, kör tesadüflerin eseri değildir. Evreni üstün güç ve kudret sahibi olan Allah yaratmıştır. Ve insan da, “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle buyurulduğu gibi kendisini yoktan var eden Rabbimize karşı kul olmakla, O’nun emrettiği ahlakı göstermekle yükümlüdür. Şu gerçek unutulmamalıdır ki, insanlara gerçek huzuru ve mutluluğu getirecek tek ahlak Rabbimizin Kuran’da emrettiği ahlaktır. Din ahlakından uzak durup, hümanizm gibi ideolojilerin etkisi altında kalanların savunduğu fikirler neticesinde ortaya yalnızca kendi çıkarlarını düşünen, acımasız, vefasız, sevgisiz, merhametsiz bireyler çıkacaktır.

Görüldüğü gibi, hümanizm insanlık için son derece tehlikeli görüşlere sahiptir. Hümanizmi fikri dayanaklarından biri olarak kullanan satanizm ise, çok daha sapkın ve tehlikeli bir bakış açısı geliştirmiş, şiddeti, öfkeyi, kanı ve vahşeti temel değeri haline getirmiştir.

Şeytan kilisesi

Aleister Crowley’nin ardından Anton Szandor LaVey, günümüzdeki satanizmin kurucusu olarak ortaya çıktı. Büyü ve esrarengiz ritüellere duyduğu yoğun ilgi ile tanınan LaVey önceleri, Hıristiyanlığa karşı çıkan ‘Magic Circle’ (Büyü Dairesi) isimli bir grup oluşturdu. Daha sonra içinde ünlü ‘dokuz şeytani ilke’nin de bulunduğu Satanic Bible (Şeytan İncili)’ni yazdı ve oluşturduğu grubu ‘Şeytan Kilisesi’ olarak adlandırdı. Bu kilisenin görüşleri, yine Anton Szandor LaVey tarafından yazılan The Satanic Rituals, The Satanic Witch, The Devil’s Notebook ve Satan Speaks (Şeytan Ritüelleri, Şeytani Cadı, İblis’in Defteri ve Şeytan Konuşuyor) isimli kitaplara dayanmaktadır. Yalnız Kuzey Amerika’da yaklaşık 10 bin takipçisinin olduğu tahmin edilen Şeytan Kilisesi, son derece sapkın görüşlere sahiptir. Amerika Dinler Ansiklopedisi’nde LaVey’in sapkın dini şöyle anlatılır:

LaVey’in satanizm uyarlamasındaki temel temalar, belirli bir kiliseye ait olmama ve insanın fiziksel ya da zihinsel yapısından zevk almadır. Şeytan, insanın bir tür hayvan olduğu fikrini ve fiziksel ve zihinsel zevk almanın başını çeken günahı temsil eder. LaVey’e göre şeytan bu değerlerin kaynağını temsil etmektedir. Ritueller, geleneksel büyü ayinlerinde olduğu gibi psikokinetik güç üzerinde odaklanan eylemler olarak düşünülür. Satanik felsefe Aleister Crowley’nin ‘The Book of the Law’ (Kanun Kitabı) kitabındaki öğretilerine oldukça yakındır. Her insan kendi kurallarına göre yaşıyor olarak kabul edilir.4

Kuşkusuz satanizmin temel ögelerinden biri din ahlakına ve bu ahlaka dair herşeye karşı olmasıdır. Üstelik bu karşıtlık yalnız fikri alanda kalmaz. Satanistler hem ateisttirler hem de her türlü dini değerle mücadele ederler. LaVey’in satanizmi de Hıristiyanlıkla mücadeleyi asıl hedef olarak görmektedir. LaVey din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:

Satanizm yalnızca ateist bir oluşum değil, aynı zamanda, anti-teistik (Allah’a karşı) bir oluşumdur. İnsanoğlu hızla bu evreni kirletmektedir; varlık sebebi olarak dini görmek artık kabul edilebilir bir durum değildir… Hayatta kalabilmek için 2000 yıldır süregelen bu pasifliği ve ölüm tutkusunu yıkmalıyız. Hemen uygulanabilecek realistik çözümler var önümüzde. Hıristiyanlık her zaman olduğu gibi, ilerlemenin önündeki en büyük engel olarak duruyor.5
Dikkat edilirse LaVey’in bu sözleri 19. yüzyılda gelişen materyalizm kaynaklı dünya görüşü ile büyük paralellik göstermektedir. Ve bu durum, dinin toplum hayatından çıkarılmaya çalışılmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğunu ve böyle bir girişimin toplumları ne büyük felaketlerin içine ittiğini bir kere daha bizlere göstermesi açısından ibret vericidir. Dinin olmadığı yerde her türlü sapkınlığın ve vahşetin yaşanacağı, Allah korkusunu bilmeyen insanların kan dökmekten zevk alan birer canavara dahi dönüşebileceği satanizm örneğinde en çarpıcı şekilde görülmektedir. Bugün başta gençler olmak üzere pek çok insan satanizm belasının içine sürükleniyorsa, bunda din dışı bir yaşamı öngören ideolojilerin doğrudan payı vardır. Bu nedenle, ‘kötülüklerin özgürce ve sınırsızca yaşanmasını’ savunan, ‘kural tanımazlığı ve kanunsuzluğu’ temel ilke haline getiren, ahlaki her türlü değere savaş açmış olan satanizmin öngördüğü yaşamı ele almadan önce, satanizmin ideolojik bağlantılarını incelemekte fayda vardır.

SATANİSTLERİN BAŞKA BİR KOLU: YEZİDİLER

Satanizm her ülkede farklı isimler altında faaliyet göstermektedir. Bunlardan biri de Yezidiliktir. Mezopotamya’nın en eski batıl dinlerinden biri olan Yezidilikte, Meleke Tavus’a -yani şeytana- tapılmaktadır. Yaklaşık 200 bin kişi oldukları tahmin edilen Yezidiler, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin doğu bölgesinde, Almanya, Gürcistan ve Ermenistan’da yaşamaktadırlar. “Ş” ve “t” harfleri ile başlayan kelimeleri kullanmayan Yezidiler, taptıkları şeytanın adını hiç anmazlar. Onlar için şeytanın adı, Meleke Tavus’tur. Bu sapkın dine göre Ay, Güneş ve yıldızlar da kutsaldır.
Yezidilerin Kitabu’l-Cilve (Vahiy Kitabı) ve Mushafu’r-Reş (Kara Kitap) olmak üzere iki sözde kutsal kitabı vardır. Yezidiliğin temel ilkeleri bu iki kitaptan kaynaklanmaktadır. Ahiretin varlığına inanmayan Yezidilerin, günah kavramı da oldukça sapkındır. Okumak, yazmak, hayvanları ehlileştirmek gibi şeyler günah sayılmaktadır. Bu garip inanca göre, bir Müslümanın şeytandan Allah’a sığındığını işiten Yezidi onu öldürmelidir. Bunu yapamıyorsa intihar etmelidir. Bu davranışıyla kendisini Meleke Tavus’a kurban etmiş olur. Eğer bunu da yapamıyorsa, bu günahtan kurtulabilmek için bir hafta oruç tutmalıdır. Bütün bu bilgiler göstermektedir ki, batıl olduğu aşikar olan bu dine uyanlar büyük bir yanılgı içindedirler.

Satanizm: Ateist ve materyalist bir din

Satanizm, insanların içinde bulundukları manevi boşluğun sonuçlarından biridir. 19. yüzyılda gelişen ve dünyayı yalnızca maddi değerler bütünü olarak gösteren düşünce ve akımların hepsi, insanları büyük bir manevi boşluk içine itmiştir. Bu tarihe kadar dini değerler toplumun ayrılmaz birer parçası iken, bu tarihten itibaren toplumsal bir dönüşüm yaşanmış ve din ahlakı göz ardı edilmeye başlanmıştır. Hatta çoğu zaman manevi değerler bilinçli olarak toplum hayatından çıkarılmaya çalışılmıştır. 19. yüzyılda filizlenen akımların en önemli ortak noktalarından biri din ahlakına ve iman edenlere karşı olmaları ve Allah korkusu olmadan da ahlak olabileceğini savunmalarıdır. Ancak din ahlakının toplum hayatından çıkarılması büyük bir boşluğa neden olmuş, Allah korkusu olmadan ahlak olmasının ise asla mümkün olamayacağı yaşanan tecrübelerle ispatlanmıştır.

Bu boşluk içinde insanlar için neyin iyi neyin kötü olduğuna dair değerler de anlamını yitirmeye başlamış, büyük bir kavram kargaşası gündeme gelmiştir. Yalnızca varlıklı ve iyi bir yaşam sürmek, daha çok kazanmak ve daha çok tüketmek, bunun için gerekiyorsa diğer insanları ezmek ve sömürmek gibi telkinlerin etkisi altında kalan toplumlarda bir müddet sonra, sadece kendisini düşünen, fedakarlığı bir tür saflık olarak değerlendiren, ancak çıkarlarıyla uyuştuğu müddetçe iyilik yapan insanlar kabul görmeye başlamıştır. Tüm bunlar insan ruhunun en önemli özellikleri ve en temel ihtiyaçları olan sevgi, merhamet, şefkat, dostluk, sadakat, vefa gibi erdemlerin unutulmasına, iyiliğin yerini kötülüğün almasına neden olmuştur. Bu durum, din ahlakına karşı olan çevreler tarafından özel olarak planlanmış, manevi değerlerin ortadan kaldırılması ile suni olarak böyle bir ortam oluşturulmuştur.
İşte bu toplumsal değişim süreci sonunda ortaya çıkan en tehlikeli akımlardan birisi satanizmdir. Satanizm bu dönemde gelişen materyalist ve ateist akımların bir ürünü olarak çıkmış, vahşetin ve sapkınlığın bu felsefeler tarafından nasıl olağanlaştırıldığının en önemli örneklerinden birisi olmuştur. Dikkat edilirse, bu akımlar tarafından savunulan değerler ile satanizmin öne sürdüğü iddialar birbiri ile tam bir uyum içindedir.

Materyalizm ve ateizm herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu, yaşam sona erdiğinde ise herşeyin yok olacağını öne sürmektedir. Buna göre insanlar hiçbir şeye karşı sorumlu değildir. Eğer sorumluluk yoksa, insanın kötülüğü engellemesi için de bir neden kalmamaktadır. Oysa bu, insanın kendi kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. Tüm kainatı ve insanlığı üstün ve güçlü bir Yaratıcı olan Allah yaratmıştır ve her insan Yaratıcımıza karşı sorumludur. İnsanın dünyadaki varlığı belli bir süre ile sınırlıdır. Bu süre dolduğunda herkes ölüm ile karşılaşacak, ölümünün ardından da her insan yaşamı boyunca geçirdiği her anın hesabını vermek üzere Rabbimizin huzuruna çıkacaktır. Sorumsuz olduklarını ve hesap vermeyeceklerini düşünerek yaşamlarını sürdürenler ise o gün büyük kayıpta olacaklardır.

Satanizmin materyalizmden ve ateizmden nasıl etkilendiğini anlamak için satanist gruplar tarafından yayınlanan eserlere bakmak yeterli olacaktır. Örneğin Şeytan Kilisesi’nin yayınladığı yazılara baktığımızda bu grubun üyelerinin birer ateist olduklarını görürüz. Bununla birlikte satanistler materyalisttirler, sadece maddenin varlığına inanırlar. Satanistlerin büyük çoğunluğu Allah’ın varlığını inkar ettikleri gibi, tüm metafizik varlıkları (örneğin melekleri) da inkar ederler. Dolayısıyla bu kişiler aslında şeytanın varlığına da inanmazlar. İsimleri “şeytana tapanlar” olmasına rağmen, şeytan diye bir varlığı kabul etmemektedirler. Onlara göre şeytan, din düşmanlığının bir sembolüdür. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan ‘A Description of Satanism’ (Satanizmin Bir Tanımı) adlı dokümanda, şu görüşler ifade edilmektedir:

Satanizm aynı Budizm gibi ateist bir dindir. Eylemlerimiz nedeniyle kendisine hesap vereceğimiz bir merci yoktur. Satanistler, kutsal kitabın kutsallığına, meleklere, cennet ve cehenneme, kutsal kitapta anlatılan şeytana, kötü ruhların, iyi ruhların ve cinlerin varlığına inanmazlar. Materyalizm ve realizm, satanistin başta gelen emirleridir. Satanizm ateisttir. Biz aslında otodeistiz, yani kendimize tapıyoruz. Satanizm dinin zıttıdır, yani dinsizliktir.6
Yine Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan ‘Feared Religion’ (Korkulan Din) başlıklı bir yazıda ise satanistlerin gerçek inancı şöyle açıklanmaktadır.

Satanistler doğaüstüne inanmazlar; Allah’ın da şeytanın da varlığına iman etmezler. Satanist için, insan kendisinin asıl tanrısıdır. Şeytan kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insanın sembolüdür. Şeytan kendisine tapınılacak bilinçli bir varlık değil, daha ziyade her insanın içinde bulunan ve tek bir dokunuşla harekete geçecek olan potansiyel güçtür.7

The Washington Post gazetesinde satanistlerle ilgili verilen bir haberde de LaVey’in satanizmi anlatılırken, LaVey grubunun şeytanın varlığına inanmadıkları, şeytanın kendisine tapmadıkları vurgulanmaktadır. LaVey’e göre şeytan, ‘insanın şehvetli, açgözlü, intikam alıcı doğasının’ diğer bir deyişle tüm egosunun bir sembolüdür.8 Dikkat edilirse, satanizmin temelinde insanın doğasını vahşi ve acımasız olarak görmek vardır. Oysa acımasızlık, vahşet, şiddet, açgözlülük, bencillik, intikam almak gibi özellikler insanın değil, nefsin özellikleridir ve daha önce de belirttiğimiz gibi, her insan bunlara engel olabilecek vicdan ve iradeye sahiptir.
Satanistlerin insan doğası hakkındaki bu iddialarında bu kadar ısrarcı olmalarının asıl nedeni ise, Darwin’in evrim teorisinden fazlasıyla etkilenmiş olmalarıdır. Sözde bilimsel bir teoriymiş gibi sunulan bu dogma, insanlığa felaket getiren pek çok akıma olduğu gibi satanizme de fikri dayanak oluşturmaktadır. Nitekim üstteki alıntıda yer alan bir ifade oldukça dikkat çekicidir: “Kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insan”… Bu ifade bir anlamda satanizmin özünü temsil eder. Satanistlerin sapkın görüşlerine göre, insan evrim sonucunda ortaya çıkmış bir hayvan türüdür ve hayvanca yaşamalıdır. Satanizm savunucularından Rick Hall, ‘Satan Really Wants You’ (Şeytan Gerçekten Seni İstiyor) başlıklı makalesinde, bir yandan satanik materyalizmi tarif ederken bir yandan da Darwinizm ile satanizm arasındaki ilişkiyi şöyle vurgular:
Satanik felsefenin materyalizmi, fiziksel varlıktan farklı ya da daha üst olan her türlü manevi değeri reddeder… LaVey bir elitistti ve bir Sosyal Darwinistti.9

Satanistlerin kavrayamadığı bir diğer önemli gerçek de insanın ‘doğasının kibirli’ diğer bir deyişle hayvani olmadığıdır. Allah insana kendi ruhundan üflemiş ve onu en güzel biçimde yaratmıştır. İnsan ruhu hassas bir yapıya sahiptir ve merhametten, şefkatten, sevgiden, incelikten, insaniyetten, dostluktan zevk alacak şekilde yaratılmıştır. İnsanı kötülüğe ve acımasız olmaya teşvik eden unsur, şeytan tarafından yönlendirilen nefsin sesidir. Ve nefse uymak insanı korkunç belaların içine iter.

Satanizm ve Darwin’in evrim teorisi

Satanizm konusunda araştırma yapan bir kişinin karşılaşacağı en önemli verilerden birisi, bu felsefenin yukarıda belirttiğimiz gibi Sosyal Darwinizm ile olan birebir ilişkisi olacaktır. Satanistlerin öngördüğü toplum hayatını şekillendiren, hayata bakış açılarının temelini oluşturan unsur Darwinizm’dir ve bu pek çok satanist tarafından açıkça ifade edilir. Satanistlerin koyu birer Darwinizm savunucusu oldukları pek çok yayında da vurgulanan bir gerçektir. Satanizm üzerine yaptığı araştırmalar ile tanınan Rusya Pomor Üniversitesi’nden Dr. Roald Kristiansen’in satanizm tarifi bunlardan biridir:

Satanizmi en iyi şekilde tarif etmek istersek satanizm, Hıristiyanlığı baş düşman olarak gören ateistik Sosyal Darwinizm’in en radikal halidir. Satanizmde asıl olan, doğa üstü kötü bir varlıkla ilişki kurmaya çalışmak değil, yaşam mücadelesinde ayakta kalabilmek için kişinin içindeki özellikleri geliştirmeye çaba harcamasıdır. Bu özelliklerin gelişimi için büyüsel ritüeller yapmak gerekir.10
Şeytan Kilisesi’nin kurucusu Anton LaVey ile ölümünden kısa bir süre önce röportaj yapan MF dergisi ise, LaVey’in en önemli özelliğinin Sosyal Darwinizm’i kitlelere yayması olduğunu şu sözlerle dile getirmektedir:

Anton LaVey, 1960’ların sonunda hippilikten ve Hıristiyanlığın monoton ahlaki değerlerinden sıkılan bireyler için, Sosyal Darwinizm ideolojisini ve pozitif düşünceyi anlaşılabilir bir forma sokarak yeni bir yol oluşturmuştu.11

Elbette satanistlerin, Hıristiyanlığın değerlerini monoton gibi görmelerinin nedeni kendi yargılarındaki anormalliklerden kaynaklanmaktadır. Çünkü satanistler için monotonluğu kırmak; kan dökmek, kötülük yapmak, insanlara zarar vemek, toplum düzenini bozmak anlamlarındadır. Bu nedenle de din ahlakının huzuru, güvenliği ve barışı emreden değerleri, satanistler tarafından -din ahlakının erdemlerini kavrayamadıkları ve yaşayamadıkları için- bu şekilde değerlendirilebilir.

Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan ‘Feared Religion’ (Korkulan Din) başlıklı yazıda yer alan “Satanizm, insanın bir hayvan olarak kabul edilmesi için vardır”12 maddesi de satanizmin, Darwinist dünya görüşünü toplumlara yaymayı en önemli hedeflerden biri olarak gördüğünü göstermesi açısından dikkat çekicidir. Şeytan Kilisesi’nin akıl ve mantık dışı görüşlerini içeren bir diğer önemli bildirisi olan ‘The Nine Satanic Statements’ (Dokuz Şeytanı İlke)’nin yedincisi ise şöyledir:

Şeytan insanı herhangi bir hayvan olarak tanımlar. Bu hayvan bazen, diğer dört ayak üzerinde yürüyen hayvanlardan daha iyi, bazen de daha kötüdür.13

“Sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan”

Şeytan Kilisesi’nin tüm yayınlarında insan için ısrarla “carnal beast” terimi kullanılmaktadır. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan” demektir. Satanist rahip Peter Gilmore’un da ifadesi ile ‘insan bir hayvandır ve hayvan gibi davranmaya mecburdur.’ Satanistlerin, insanlar arasındaki ilişkilere ve insanın diğer canlılara karşı olan tavrına bakış açılarının altında işte bu sapkın mantık vardır: İnsan bir tür hayvandır ve hayvanca tavırlar göstermekten çekinmemelidir. Örneğin satanistler tecavüzü haklı görürler, çünkü onlara göre doğada vahşi hayvanlar arasında tecavüz meşrudur. Satanistlere göre bir kişinin canına kıymak da aynı şekilde son derece olağandır, çünkü doğada hayvanlar arasında acımasızca bir var oluş mücadelesi süregelmektedir. Hayvanları acı çektirerek öldürmek de aynı mantığın ürünüdür. Eğer insan “carnal beast”, yani sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvansa, bunun gereğini yapmaktan sakınmasına gerek yoktur. Satanistlere göre, hayvanca yaşam sonuna kadar desteklenmeli ve savunulmalıdır. Hayvani duygularla hareket eden insanların oluşturduğu toplumun nasıl olacağını tahmin etmek ise hiç de zor değildir. Bu durumda, böyle bir mantıkla yola çıkan insanların dehşet dolu suçlar işlemelerinin, karanlık bir iç dünyaya sahip olmalarının, dengesizlikler sergilemelerinin garipsenmemesi gerekir.
Peki satanistler insanın “sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan” olduğu inancına nereden kapılmışlardır? Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Evrim teorisi. Satanizm hakkında hazırladığı tezde Dr. Roald Kristiansen’in bu karanlık dini tarif ederken kullandığı ‘bir tür Sosyal Darwinist din’ tanımı, evrim teorisinin satanizmin fikri yapısı içindeki yerini vurgulaması açısından dikkat çekicidir:

Satanizm, en güçlülerin zayıflar üzerindeki hakimiyetini savunan, çünkü ancak bu yolla insanlığın biyolojik bir tür olarak ilerleyebileceğine ve doğal ve sosyal evrimdeki liderlik rolüne sahip çıkabileceğine inanan bir tür Sosyal Darwinist ‘din’ olarak kabul edilebilir.14

‘A Description of Satanism’ (Satanizmin Tarifi) başlıklı yazıda ise, satanizmin temel dayanak noktaları, dünya görüşü ve satanizmin Darwinizm’in ayrılmaz bir parçası olduğu şöyle ifade edilmektedir:
Bizim prensiplerimize göre, tüm insanlar ve hayvanlar ortak ve basit bir biyolojik kaynaktan gelmektedir. Aslında SATANİZM, İNSANLARIN GELİŞMİŞ BİRER HAYVANDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARINA İNANMAKTIR. Şans eseri evrimleşmemiz ve hayatta kalmamız dışında, yaratılışta hiçbir özel yerimiz yoktur… Satanistler kendilerini (ve tüm insanları) hayvanlar olarak tanımlar ve Allah’ın kendilerine ruh verdiği insanlar olarak görmeye karşı çıkarlar…15
Satanistlerin bilimsel olarak tamamen çökmüş, yanlışlıkları ve çarpıklıkları deşifre olmuş olan evrim teorisini böyle ısrarla savunmaları dikkat çekicidir. Oysa gelişen bilimin tüm dalları yaratılışın inkar edilemez bir gerçek olduğunu ortaya koymaktadır. İdeolojik kaygılarla Darwinizm’e bağlılık gösterenler büyük bir sapmanın içindedirler. Darwinizm bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yıkılmış ve tarihin sayfaları arasına gömülmüştür.
Kainatı ve kainatta bulunan tüm varlıkları Allah yaratmıştır. Hiçbir şey kör tesadüflerin eseri değildir. Yaratılışın delilleri evrenin pek çok noktasında açıkça görülürken, evrendeki kusursuz dengenin ve mükemmeliğin kör tesadüflerin eseri olduğunu iddia etmek büyük bir cahillikten başka bir şey değildir. Böylesine sapkın bir inanışa da ancak satanistler gibi, hastalıklı zihinleri olan kişiler sahip çıkabilir.
Darwinist yaklaşımın sonucu olarak, satanistler tüm insanların eşit olduğuna inanmazlar. Onlara göre bazı insanlar zaman içinde diğerlerine göre daha fazla evrimleşmiş ve bazıları da evrim tablosunun alt basamaklarında kalmışlardır. Bu inanç, ilerleyen satırlarda da göreceğimiz gibi, satanizm ile faşizm arasında doğal bir yakınlığa neden olmuştur. Ancak satanizm faşizm gibi yalnızca toplumlar ve ırklar arasında bir farklılığı savunmakla kalmaz, aynı ırk ve toplum içinde de bazı insanların diğerlerine göre daha üstün olduğunu savunur. Buna göre kötülüğün gücünü kavramış ve buna inanmış olanlar diğerlerine göre daha üstündür ve onlara diledikleri gibi davranma hakkına sahiptirler.

Tüm bu bilgilerin gösterdiği gibi satanizm, evrim teorisini merkezine yerleştirmiş ateist bir dindir. Evrim teorisi insanın bir hayvan türü olduğunu savunmakta, satanistler ise buna göre davranış ve düşünce kalıpları geliştirmektedirler. Evrim teorisini savunan biyologların, filozofların ve düşünürlerin kitaplarına baktığınızda, orada da yukarıda verdiğimiz satanist makalelerde yer alan cümleleri neredeyse birebir görebilirsiniz. Örneğin az önce alıntıladığımız satanist ifadelerin bir benzerlerini, Richard Dawkins, Stephen J. Gould, Daniel Dennett, Carl Sagan gibi Darwinist ve ateist düşünürlerin kitaplarında da bulmak mümkündür. Onlar da insanları bir tür gelişmiş hayvan, hayatı ise bir mücadele alanı olarak görmekte, ancak güçlü olanların ayakta kalabileceklerini ifade etmekte yani insanın doğasını satanistlerin kendilerini tanımladıkları şekilde açıklamaktadırlar.

Örneğin ‘Meet My Cousin the Chimpanzee’ (Kuzenim Şempanze ile Tanışın) başlıklı yazısında, ünlü evrimci Richard Dawkins uzun uzun insanların atasının maymunlar olduğu saçmalığını anlatır ve şunları söyler:

Maymunlara benzediğimizi kabul ediyoruz, ancak gerçekte maymun olduğumuzun çoğu zaman farkında değiliz… Şempanzeleri, gorilleri ve orangutanları kendine dahil eden ama insanları dışarıda bırakan tek bir doğal sınıflandırma dahi yoktur… Kendimiz de dahil olmak üzere yaşayan tüm büyük maymunlar, aile-çocuk bağı ile birbirine bağlıdır.16

Ateşli bir evrim savunucusu olan Stephen Jay Gould ise Darwin ve Sonrası adlı kitabında, “Acımasızlık, saldırganlık, kısaca genel kötülük, maymunsu atalarımızdan bize kalan prangalardır” düşüncesini savunur.17 Bir başka yazısında, insanlığın ve evrenin kör tesadüflerin eseri olduklarını şöyle iddia eder:
Bugün buradayız, çünkü bir grup tuhaf balık yüzgeçlerini kara hayvanlarında olması gereken ayaklara çevirebilecek anatomiye sahiptiler; çünkü dünya buz çağında tam anlamı ile hiçbir zaman donmadı; çünkü bundan çeyrek milyon yıl önce Afrika’dan çıkan küçük ve zayıf canlılar bugüne kadar ayakta kalmayı başardırlar. Tüm bunlar için daha yüce cevaplar arayabiliriz, ama böyle bir cevap yoktur18.

Görüldüğü gibi bilim adına ortaya çıkan bu kişilerin öne sürdükleri bilim ve akıl dışı iddialar, satanizm gibi pek çok sapkın ideolojiye fikri zemin oluşturmaktadır. Bu kişiler ısrarla söz konusu çarpık düşünceleri savunarak, tüm insanlığı boyutları çok geniş çaplı felaketlerin içine sürüklemektedirler. Oysa evreni ve insanı Allah üstün bir sanat ile yaratmıştır. Her insan kendisini yaratan Allah’a karşı sorumludur. Bu apaçık bir gerçektir. Bu gerçekten kaçmaya çalışanlar, bunun için akılsızca yalanlar öne sürenler ise ölümleri ile birlikte ne kadar büyük bir hatanın içinde olduklarını kavrayacaklardır.

Satanistlerin hayal ettiği Sosyal Darwinist toplum

Evrim teorisinin öngördüğü “insan bir hayvandır” sloganını felsefelerinin temeli olarak alan satanistler, insanların hayvanca yaşadığı ve davrandığı bir dünya kurma özlemi içindedirler. Satanizme göre ideal toplum düzeni tamamen Darwinist değerlerin hakim olduğu bir toplumdur. Hayal ettikleri bu dünyanın temel kuralı, ‘güçlüler zayıfları ezer’ prensibidir. Satanizmin çarpık inancına göre her insan, varlığını devam ettirebilmek ve ‘yaşam mücadelesinde’ başarılı olabilmek için kendini geliştirmek ve ‘evrimsel’ olarak ilerletmek zorundadır. Bunu başaramayan kişi yalnız bırakılarak, yok olmaya terk edilmelidir. Aynı kural sosyal alanda da geçerlidir. Bunu başaramayan toplumlar, kültürler ve milletler de yok olmayı kabul etmelidirler. Tam anlamı ile Sosyal Darwinist bir ideoloji olan satanizme göre nüfus planlamasının en etkili yolu da zayıf olanların yok oluşunu kabullenmekle sağlanacaktır.19

Şeytan Kilisesi rahiplerinden yazar Burton H. Wolfe 1976 yılında yayınlanan Şeytan İncili’nin önsözünde satanizmin hayat görüşünü şu şekilde açıklar:

Satanizm küstah, bencil ve acımasız bir felsefedir. Bu felsefe, insanların doğuştan bencil ve şiddete eğilimli varlıklar olduğu, yaşamın Darwin’in ‘hayatta kalma mücadelesi’nden ibaret olduğu ve yalnızca en güçlülerin hayatta kaldığı fikrine dayalıdır. Yeryüzünün ise -şehirleşmiş toplumlar da dahil olmak üzere- balta girmemiş ormanlardakine benzer, bitmek bilmez bir rekabeti kazanmak için savaş verenler tarafından yönetilmesi gerektiği inancına dayanır.20

Wolfe’un da söylediği gibi satanizmin öngördüğü hayat şekli ‘çatışmaya, rekabete, şiddete, bencilliğe, acımasızlığa’ dayalıdır. Şeytan Kilisesi’nin ‘baş rahip’lerinden Peter H. Gilmore da bunu açıkça ifade eder:

Günümüzde satanizmin gerçekte ne olduğuna birlikte bakalım: Elitizme (seçkinlerin iktidarına) ve Sosyal Darwinizm’e dayanan, yeteneklilerin akılsızlar üzerinde hakimiyetinin yeniden kurulmasını savunan… ve son iki bin yıldır insan türünün evrimini aksatmış olan “eşitlikçilik” efsanesini kökünden kaldırmayı isteyen acımasız bir din…21

Peter Gilmore’un ‘son iki bin yıl’dan kastı, Hıristiyanlıktır. Hıristiyanlık öncesinde Avrupalı toplumlar putperest ya da ateist kültüre sahiptiler ve bu kültürlerin temel vasıflarından biri, insanların barbar, vahşi ve acımasız olmasıydı. Şefkat, merhamet, zayıflara yardım, insanlar arasında eşitlik ve adalet gibi İlahi dinlere ait olan ahlaki kavramlar, Hıristiyanlık vesilesiyle Avrupa toplumları tarafından öğrenildi. İşte satanistlerin amacı, ‘haklı olan güçlüdür’ prensibine dayanan bu ahlaki kavramları tamamen ortadan kaldırmak ve bunun yerine ‘güçlü olan haklıdır’ prensibine dayalı Sosyal Darwinist bir dünya kurmaktır.
Nitekim Gilmore yazısının devamında bunu açıkça dile getirmekten çekinmez:

Satanistler insanlığın toplumsal yapısını farklı katmanlara ayrılmış şekilde görürler, dolayısıyla her insan kendi doğasal yetenekleri (veya bunların yokluğu) sonucunda farklı bir yere gelir. En güçlülerin hayatta kalması prensibi (satanistler tarafından) toplumun her düzeyinde savunulur; bireylerin ayakta kalması veya kaybetmesinde olduğu gibi, kendilerini ayakta tutamayan milletlerin bunun sonuçlarına katlanmasında da. Her düzeyde yapılacak her türlü yardım, bir menfaat karşılığı olmalıdır. Bu sayede, yani zayıfların Sosyal Darwinizm’in sonuçlarına katlanmalarına izin verilmesiyle, dünya nüfusunda önemli bir azalma olacaktır. Nitekim doğa her zaman için kendi çocuklarını güçlendirmek ve gerekirse ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. Bu acıdır, ama dünyanın gerçeğidir….22

Gilmore’un bu makalesini yorumlayan Dr. Kristiansen, söz konusu ideolojinin pratikte uygulanması durumunda sosyal düzenin ve fakirlere ve yardıma muhtaç olanlara yardım götüren her türlü programın sona ereceğine dikkat çeker. Bu durumda yardım programlarının yerini, zengin ve güçlü olan bireylere amaçlarına ulaşabilmeleri için her türlü kolaylığın sağlanacağı uygulamalar alacaktır. Ve bu kurallara uymayan kişiler de uygun bir şekilde bu tavırlarının karşılığını alacak, örneğin toplumun önde gelenlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere çalışma kamplarında zorunlu işçi olarak kullanılacaklardır.23

Görüldüğü gibi satanizm ve satanizmin en önemli fikri dayanağı olan Darwinizm’in önerdiği toplum modelleri insanlığı büyük bir felakete sürükleyecek modellerdir. Allah’ın insanlara emrettiği ve Kuran’da bildirilen ahlak ise, toplumları her zaman için refaha, huzura ve barışa götürecek bir ahlaktır. Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda düşkünler ve ihtiyaç içinde olanlar korunup kollanır, tüm insanlara eşit davranılır, mazlumun hakkı her zaman korunur.
Günümüz satanizmi üzerinde büyük etkisi olan Aleister Crowley ise, kendisine şeytandan geldiğini iddia ettiği mesajlarda şunların bildirildiğini söylemiştir:

Bırak benim hizmetçilerimin sayısı az ve gizli olsun, onlar daha çoklarını ve bilinenleri yönetecekler… Toplumun dışında kalanlar ve ayakta duramayanlarla bizim bir işimiz olamaz, bırak onları kendi acizlikleri içinde ölsünler. Onlara acıma… Düşene acı duyma! Onlar beni hiç ilgilendirmez. Ben onlar için değilim. Onlara destek olma, destek olanlardan ve destek olunanlardan nefret ederim.24
Kısaca Şeytan Kilisesi şunu savunmaktadır: “Fakirlere, açlara, zayıflara yardım etmeyin, bırakın ölsünler. Bu, doğanın kuralıdır. Böylece nüfus azalır ve güçlüler daha fazla imkan elde ederler!” Satanist ideolojinin bu delice anlayışı ile kurulacak olan toplum düzeni vahşi bir orman hayatından farksız olacaktır.

Bu zalim ve acımasız doktrin, aslında satanistlerin kendi buluşu değildir. Bu fikirleri ilk kez dile getiren kişi, 19. yüzyılda yaşamış olan İngiliz iktisatçı Thomas Malthus’tur. Malthus, ‘An Essay on the Principle of Population’ (Nüfus Prensibi Üzerine Bir Deneme) adlı kitabında, dünya nüfusunun artışını engellemek için, “fakirleri ve zayıfları korumaktan vazgeçilmesi gerektiğini” savunmuştur. ‘Nazilerin Bilimsel Arka Planı’ isimli makalede ise, Malthus’un popülasyon ile ilgili görüşleri ve 19. yüzyıl Avrupası’nın yöneticilerinin buna verdiği önem şöyle aktarılmaktadır:
19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da yönetici sınıfın üyeleri, yeni keşfedilen ‘nüfus artışı problemi’ni tartışmak ve fakirlerin ölüm oranlarını artırmak için, Malthus’un fikirlerini uygulama yöntemlerini planlamak üzere biraraya geldiler. Vardıkları sonuç özetle şöyleydi: “Fakirlere temizliği tavsiye etmek yerine onları tam tersi alışkanlıklara teşvik etmeliyiz. Şehirlerimizdeki sokakları daha dar yapmalıyız, daha fazla insanı evlere doldurmalıyız ve vebayı getirmeye çalışmalıyız. Ülkemizde köylerimizi durgun sulara yakın yapmalıyız, bataklıklarda yaşamayı teşvik etmeliyiz vs…”25
Malthus’un teorisi pek fazla uygulanmamış, ama bir başka teoriye yol açtığı için tarihe geçmiştir. Söz konusu teori, Darwin’in evrim teorisidir. Darwin, kendi teorisinin temel taşları olan, ‘yaşam mücadelesi’ ve ‘güçlü olmayan bireylerin elenmesi’ gibi kavramları Malthus’tan etkilenerek geliştirmiştir ve yazılarında da bunu açıkça belirtmiştir. Açıkça görüldüğü gibi, satanistlerin dünya görüşü Darwin’in teorisi ile aynı kaynaktan beslenmektedir ve her ikisinin de vardığı sonuç “Sosyal Darwinizm”, yani Darwin’in teorisinin topluma uyarlanmasından başka bir şey değildir.

Bunun yanı sıra ahlaki değerlerin düşman olarak görüldüğü satanist bir ortamda, her türlü ahlaksızlık yaşanacak, hatta soygunlar, cinayetler teşvik görecektir. Çünkü bu cahilce felsefeye göre bunlar insanın doğasında olan ve karşı konulmaması gereken kötülüklerdir.

Oysa bunların hepsini Allah yasaklamıştır. Allah insanlara fakirlere yardım etmeyi, insanlara iyilikle davranmayı, ihtiyacı olanı koruyup kollamayı, yardımlaşmayı, kötülüğü iyilikle savmayı, sabretmeyi, yumuşak huylu olmayı, merhametli ve hoşgörülü davranmayı emretmiştir. Konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)

Allah’ın emirlerine göre yaşayan insanların oluşturduğu toplumlar, güzel ahlakın yaşandığı, herkesin birbirine sevgi ve saygı gösterdiği, birbirine merhamet ve şefkatle yaklaştığı toplumlar olur. Bu da topluma barış, huzur, sükunet ve güvenliğin hakim olmasını sağlar.

Satanizm ve faşizm

Daha önce de belirttiğimiz gibi satanistlerin Darwinizm’e duydukları yakınlık, faşizm ve satanizm arasında doğal bir ittifak gelişmesini sağlamıştır. Bilindiği gibi faşizm de tıpkı satanizm gibi temel felsefesini Sosyal Darwinizm’e dayandırır. Faşizme göre dünya, farklı ırklar arasındaki bir çatışma ve ‘yaşam mücadelesi’ alanıdır. Kan dökmek, savaş çıkarmak, diğer insanlara acı çektirmek faşistlerin gözünde hem sözde kutsal bir görev hem de bir zevktir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Darwinizm’in Kanlı İdeolojisi: Faşizm, İstanbul, 2001)

Faşizm ve satanizm arasındaki ortak noktaların bir diğeri, 19. yüzyılın ateist ve din düşmanı felsefecilerinden Nietzsche’ye olan hayranlıklarıdır. Nietzsche, tüm İlahi dinlere karşı nefret dolu yazılar yazmış, kendisini ‘Deccal’ olarak tanımlamış ve aklını yitirerek ölmüştür. Yazılarında sevgi, şefkat, merhamet gibi ahlaki erdemlere saldırmış, bunların yerine dünyada kaba gücün hakim olmasını ve yalnızca güç sahiplerinin egemenlik kurmasını savunmuştur. Nietzsche’nin fikirlerine sahip çıkanların başında Naziler gelmektedir ve bugün de neo-Nazi grupları Nietzsche öğretisini savunmaktadır. Bir diğer Nietzsche hayranı akım da, başta belirttiğimiz gibi, satanistlerdir. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan ‘A Description of Satanism’ (Satanizmin Bir Tanımı) adlı yazıda şöyle denmektedir:
Nietzsche genelde satanist bir düşünür olarak anılır. LaVey’in Nietzsche’den etkilenmiş olduğu ise kuşkusuzdur; LaVey ondan pek çok alıntı yapmıştır.26

Satanistler, Avrupa ve Amerika’daki faşist gruplarla işbirliği içinde olduklarını açıkça kabul etmekten çekinmezler. Örneğin Anton LaVey ve satanizmin önde gelen bir diğer ismi Blanche Barton, satanizm ile faşizm arasındaki ilişkiye dair soruları şöyle cevaplamışlardır:

Anton LaVey: Bu kutsal olmayan bir ittifak. O tür insanların (faşistlerin) çoğu şimdiye kadar bizimle bağlantı kurdular. Gerçekten de nasyonal sosyalist Almanya’daki (Nazi Almanyası’ndaki) anti-Hıristiyan güç satanistler için oldukça cezbecidir. Drama, ışıklandırma ve koreografiyle milyonlarca insanı (din aleyhinde) harekete geçirmişlerdir.

Blanche Barton: Satanizmle faşizm arasında ortak zemin oluşturan en önemli unsur estetiktir. Nasyonel sosyalizm (Nazizm) ve satanizmin estetik anlayışları büyük paralellik gösterir.27
Barton’un sözünü ettiği “estetik” ise, aslında bu iki karanlık ideolojinin ruh halini yansıtan çirkinliklerden ve iğrençliklerden başka bir şey değildir. Söz konusu Satanist-Faşist “estetik” anlayışının en iyi örneklerini, bu felsefeyi benimsemiş olan bazı heavy metal müzik gruplarının konserlerinde veya video kliplerinde görmek mümkündür. Örneğin satanist-faşist müzik gruplarının en ünlülerinden biri olan İngiliz “Cradle of Filth” (Pislik Yatağı) isimli grup, tüm temalarını pislik, iğrençlik ve karanlık üzerine inşa etmektedir. Grubun video klipleri, zemini çamur ve zift kaplı, duvarlarından kan ve pislik akan, karanlık ve izbe yerlerde çekilmektedir. Grup üyeleri yüzlerine son derece itici ve korkunç makyajlar yapmakta, eşcinsellik ve pislik çağrıştıran kıyafetler giymektedirler.

Grubun konserlerinde dine hakaretler edilmekte, dini kitaplar izleyiciler tarafından yırtılıp parçalanmakta, grubun solisti Marilyn Manson hayranlarına ailelerine, topluma ve dini kurumlara saldırmaları için telkinlerde bulunmaktadır. Manson, 1995 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan “evrim hakkındaki düşünceleriniz nedir” sorusuna ise şöyle cevap vermiştir.
Sosyal Darwinizm’e inanıyorum, dolayısıyla toplumun evrimine inanıyorum. Darwin teorisine de inanıyorum… ama yaratılış fikrine ve yaratılışçılığa kapalıyım. Benim için bir şey ifade etmiyor.28
Satanizm ve faşizmin ortak değerlerinden biri de öjeni teorisidir. Sakat ve hasta insanların toplumdan temizlenmesi ve sağlıklı bireylerin eşleştirilerek çoğaltılmasını öngören öjeni teorisi, özellikle Nazi Almanyası’nda uygulama alanı bulmuştur. Öjeni teorisine göre, nasıl sağlıklı hayvanlar birbirleriyle çiftleştirilerek iyi hayvan cinsleri oluşturuluyorsa, bir insan ırkı da ıslah edilebilir. İnsan ırkının ıslah edilmesine engel olan unsurlar ise (sakatlar, hastalar, akıl hastaları gibi…) toplumdan ayıklanmalıdır. Nazi Almanyası’nda bu çarpık mantık uyarınca on binlerce kalıtsal hasta ve akıl hastası insan acımasızca öldürülmüştür.

İşte satanizm de aynı korkunç cinayetleri savunmaktadır. Satanistlerin öjeniye bakış açıları kendi kaynaklarında şu şekilde yer almaktadır:

Satanistler ayrıca öjeni teorisinin pratiğe geçirilerek doğa kanunlarının geliştirilmesi için yollar ararlar… Bu, kabiliyetli insanları destekleyerek, gen havuzunu insanlığın daha hızlı ilerlemesini sağlayacak şekilde geliştirme çabasıdır. Bu dünya çapında genel olarak uygulanan bir yöntemdir… Genetik kodlar çözülünceye ve soyumuzu devam ettirecek olanları seçme imkanımız oluncaya kadar satanistler en iyilerin en iyilerle birleşmesini savunurlar.29

Satanizm ve komünist ideoloji

Satanizmin karanlık dünyasının bir başka unsuru, komünist ideolojidir. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca yaklaşık 120 milyon insanın hayatına mal olmuş olan komünizm30, kendilerini satanist olarak tanımlayan ideologlar tarafından üretilmiştir.

Komünizmin kurucusu olan Karl Marx’ın yaşamı bu konuda ilginç bazı işaretler içermektedir. Marx’ın her türlü dini inanca şiddetle düşman olduğu bilinen bir gerçektir. İşte bu düşmanlığın altında, Marx’ın satanist öğretiyle olan ilişkisi yatmaktadır. Vatikan Üniversitesi’nden ünlü tarihçi Malachi Martin, bu konuda şu bilgiyi verir:

Gençlik dönemlerinde Berlin Üniversitesi’nde okuyan Karl Heinrich Marx, kin duygusunu depreştiren çok tehlikeli törensel bir tür satanizme ilgi gösterdi. O günden sonra yazdığı şiirleri ‘Oulanem’e adadı. ‘Oulanem’, şeytan için kullanılan mistik bir isimdi.31
Sadece Karl Marx değil, komünizm tarihinde önemli bir yere sahip olan Michael Bakunin de satanisttir. Bakunin anarşizmin kurucusu olarak bilinmektedir ve anarşizm, komünizmin radikal bir versiyonundan başka bir şey değildir. Devleti, dini, aileyi ve türlü toplumsal değeri yok etmeyi amaçlayan anarşist ideolojiyi formüle eden Bakunin, ilhamını satanizmden almış ve bunu açıkç a ifade etmiştir. Şeytanın Allah’a olan isyanını, komünistlerin dine, devlete ve topluma olan isyanına benzeten Bakunin, “İblis, tüm devrimcilerin öncüsü ve yol göstericisidir” diye yazmıştır.32
Bugün satanistlerin internet sitelerinde ve yayınlarında Bakunin’in sözleri övülerek aktarılmakta ve böylece Bakunin tarafından oluşturulan anarşist-komünist ideolojinin propagandası yapılmaktadır. Örneğin “Satanik Kızıllar” (Satanic Reds) isimli bir internet sitesinde, “satanizm-komünizm” ideolojisi açıkça savunulmakta ve şöyle denmektedir:

Neden Kızıllar? Oh, bu korkunç isim! Kızıl her zaman için “radikallikle” eş anlamlı olmuştur. Gerçek bir komünist ülke olan Sovyetler Birliği, Satanik İncil’in devlet yüksek görevlileri tarafından okunduğu ve dahası müzeye yerleştirildiği tek ülkedir.33
Söz konusu “Satanik Kızıllar” grubunun amblemi, satanist yıldız içinde orak-çekiç sembolüdür. Grup, “Genel Sekreter, Komiser ve Proletarya” şeklinde örgütlenmiştir ve bu yapı sitede açıklanmaktadır. Ayrıca grubun internet sitelerinde komünist ideolojiyi savunan, hatta komünizmin en kanlı diktatörleri olan Stalin ve Mao’yu öven makaleler yer almaktadır. Örneğin ‘Stalin Haklıydı’ (Stalin Was Right) isimli bir makalede, 40 milyon insanı katlettirmiş olan bu büyük caniyi metheden ve katliamlarını haklı gibi gösteren açıklamalar yer almaktadır.34

Veliler, eğitimciler ve sosyal bilimcilere çağrı

Satanizmin karanlık telkinlerinin etkisi altında kalan gençler ilk başlarda ne kadar büyük bir tehlikeye bulaştıklarının farkında olmayabilirler. ‘Özgürce yaşamak’, ‘kurallara karşı koymak’, ‘tek başına ayakta kalabilmek’ gibi telkinlerle bu belanın içine çekilen genç insanlar, söz konusu ideolojinin hem çevrelerine hem kendilerine felaket getiren bir ideoloji olduğunu hemen teşhis edemeyebilirler. İlginç, gizemli ve yeni bir dünya ile tanıştıklarını düşünüp bir anda kendilerini bu akıma kaptırabilirler. Bu nedenle gençlerin satanizm konusunda kapsamlı olarak bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri hayati önem taşımaktadır.

Buraya kadar incelediğimiz bilgiler, “satanizm belası nereden çıktı” diye düşünen veliler, eğitimciler veya sosyal bilimciler için yol gösterici olmalıdır. Eğer bir toplumda insanlara, “siz maymunlardan evrimleşmiş bir hayvan türüsünüz” denirse, bu büyük aldatmaca gazetelerde, dergilerde, ders kitaplarında, sözde “bilimsel” kaynaklarda ısrarla tekrarlanırsa, o toplumda satanizm veya benzeri vahşet ideolojilerinin gelişmesi de son derece normal olur. Bu gerçeğin önemle dikkate alınması ve eğitim sisteminin, kültürel ve sosyal politikaların buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Aksi halde, satanist cinnet içinde masum insanları öldüren gençlere “neden cinayet işledin” diye sorulduğunda, onlar da “çünkü vahşi hayvanlar öldürmek için yaşar, ben de vahşi bir hayvanım” cevabını vereceklerdir.

Bu yüzden satanizme karşı verilecek olan fikri mücadelede birinci adım, bu sapkın akımı ideolojik olarak besleyen kaynakların kurutulması olmalıdır. Bunun için de asıl yapılması gereken, başta Darwinizm olmak üzere bu ideolojilerin yanılgılarının ve aldatmacalarının deşifre edilmesidir. Ancak bununla birlikte gençlerin manen de bilinçlendirilmesi gereklidir. Allah’ın tüm kainatı yoktan var ettiğini bilen, Allah’a karşı sorumluluklarının farkında olan, öldükten sonra tekrar diriltileceğinin ve dünyada geçirdiği her anın hesabını vereceğinin bilincinde olan bir insanın herhangi bir sapkınlığa düşmesi, kendisine ve çevresine zarar verecek faaliyetlerde bulunması mümkün değildir.

SET TAPINAĞI TEMPLE OF SET

Uluslararası satanist örgütlerden birisi de Set Tapınağı’dır. Örgüt 1975 yılında, fazlasıyla ticarileştiğini düşündüğü için Şeytan Kilisesi’nden ayrılan Micheal Aquino tarafından kuruldu. Örgüte ismini veren Set, eski Mısır inançlarında yer alan sözde karanlık tanrısı idi. Aynı kelime İbranicede ise şeytan anlamına gelmekteydi. Set Tapınağı ile Şeytan Kilisesi arasındaki en temel görüş ayrılığı, tapınak üyelerinin şeytanı sadece sembolik bir kavram olarak görmemeleridir. Tapınağa üye olanlar Set’i sembolik bir figür olarak görmedikleri gibi tapınağı da sadece dini değerlere bir karşı çıkış olarak değerlendirmezler. Tapınak üyeleri satanizmi şöyle tarif ederler:

Şeytanın varlığına evreni var eden ruhsal güç olarak inanmak, şeytana tapmak ve onun belirlediği kurallara ve standartlara göre yaşayarak şeytana itaat etmek.

Set Tapınağı’nda ‘kara büyü’ çok önemli bir yer tutar. İnsanın kendisini büyü ile geliştirebileceğine inanılır. Öyle ki, tapınağa yeni üye olanlara ilk olarak kara büyüyüyü, büyünün felsefesini, yapılması gereken özel işlemleri anlatan özel tanıtım broşürleri verilir.35

SATANİST AHLAK

Buraya kadar üzerinde durduğumuz gibi satanizm, her türlü dini ve ahlaki değeri reddeden, İlahi dinleri hatırlatacak her türlü olguya karşı çok büyük bir düşmanlık duyan, din ahlakında belirtilen her türlü güzel özelliğin tam tersini yapmayı kendine hedef edinen ve bunları yaparken de şeytana kulluk ettiğini iddia eden bir sapkın öğretidir.

Satanistler, İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi İlahi dinlerde emredilen sevgiye, şefkate, doğruluğa, dürüstlüğe, sevgiye dayanan; yalan söylemeyi, hırsızlığı, öldürmeyi, insanlara zarar vermeyi yasaklayan ahlaka tamamen karşıdırlar. Satanizm hak dinlerdeki tüm günahları işlemeyi sözde bir yücelik, bir tür üstünlük olarak görür, bu nedenle de taraftarlarını bu günahları işlemeye teşvik eder. Bu sapkın öğretiye göre asıl olan, kin, öfke, intikam gibi duygularda ve kötülükte sınır tanımaz olmaktır.

Kuran’da şeytanın peşinden giden kişilerin durumu “… şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.” (Araf Suresi, 175) şeklinde bildirilir. Diğer bir deyişle bu kişiler, şeytanla birlik olmanın sonucunda nefislerinin esiri olmuşlardır ve yaşamları her türlü aşırılık ve azgınlıkla doludur. Ayetlerde şeytanla ilişki içine giren insanların özellikleri şu şekilde haber verilir:

Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,’ günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)

Sürekli şeytana kulak veren ve şeytanın ahlakını yaşayan satanistler, cehennem hayatını da bir tür ideal model olarak değerlendirmektedirler. Bu nedenle satanistlerin yaşadıkları yerler karanlık ve izbedir. Estetik anlayışları cehennemin vahşetini ve dehşetini andıracak şekilde, kan ve şiddetin görüntüsü üzerine kuruludur. Özlemini duydukları toplum yapısı da, bu ahlakın bir gereği olarak, cehennem halkının yaşayacağı bir yapıdır. Satanist ahlakın yaşanması durumunda kimsenin kimseyi gerçekten sevmediği, kimsenin kimseye güvenmediği, hayatın her alanında tedirginliğin ve dehşetin yaşandığı, ihanetin ve vefasızlığın hakim olduğu, fuhşun, hursızlığın, adam öldürmenin, işkencenin, katliamların ve binbir türlü suçun yaygın olarak görüldüğü, mutsuzluğun ve ümitsizliğin tüm insanları kapladığı bir toplum ortaya çıkacaktır.

Bu noktada satanistlerin yanıldıkları önemli bir konu daha vardır. Satanistler cehennemi istediklerini söylediklerinde bu, onların cehennemin nasıl bir yer olduğunu bilmemelerinden, cehennemi zihinlerinde tam anlamı ile canlandıramıyor olmalarından kaynaklanır. Allah Kuran’da bize cehennemin nasıl korkunç ve dehşet verici bir yer olduğunu detayları ile bildirmiştir. Cehennem o kadar dehşetli bir yerdir ki, cehennemi gören, hatta uzaktan uğultusunu duyan insanlar ondan korunabilmek için yalvarıp yakarmaya başlarlar. Cehennem azabını tadan kimseler, Rabbimize, kendilerini cehennemden çıkarması için yalvarırlar. Eğer kendilerine imkan verilirse, dün ya hayatında işledikleri suçları bir daha asla işlemeyeceklerine yemin ederler. Ancak o gün artık pişman olmak için çok geçtir. Ayetlerde şu şekilde buyrulmuştur:

(Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar. Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın. (Furkan Suresi, 12-14)

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.” (Enam Suresi, 27)

Peki bir insan nasıl olur da böyle bir yaşamın ideal yaşam tarzı olduğuna inanır? Bu sorunun cevabı ise, satanistlerin hayata bakış açılarında saklıdır:

1. Satanistler hiçbir şeye ve hiç kimseye karşı sorumlu olmadıklarına inanırlar. Hiç kimsenin kendilerine doğruları gösteremeyeceğini, kendi doğrularına ancak kendilerinin karar verebileceklerini iddia ederler. (Oysa onlar da şeytanın ilhamıyla karar vermektedirler.) Bir satanist için tek sorumluluk kendi nefsine karşıdır. Bu nedenle de nefsinin her türlü saptırıcı emrini yerine getirir. Yalandan, kin tutmaktan, intikam almaktan, insanlara ve kendine zarar vermektan hoşlanır. Fiziksel olarak pis, izbe, cehennem benzeri ortamlardan zevk alır. Basına yansıyan satanist toplantı yerleri ve ayinler, satanist müzik yapan grupların fiziksel görünüşleri, satanist ahlakın önemli yansımalarındandır. Satanistlerin bu tarz bir hayattan zevk almaları, pisliği, vahşeti, şiddeti ve izbeliği tercih etmeleri de Allah’ın bir ayetidir. Allah Enam Suresi’nde “… şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi.” (Enam Suresi, 43) şeklinde buyurmaktadır. Yani şeytan onlara bu yaptıkları pislikleri güzel ve çekici göstererek, onları büyük bir yanılgıya düşürmekte, bu şekilde onları Allah’ın yolundan uzaklaştırmaktadır.

2. Satanizm nefsin tatmini üzerine kuruludur. Zaten nefisten kasıt da şeytanın emirlerini yerine getirmek, bu şekilde onu razı etmektir. Sadece nefislerinin isteklerine göre yaşamak istediklerini ve bunu da ‘bir özgürlük’ olarak gördüklerini ifade eden satanistler için, uyuşturucu, alkol, fuhuş, hırsızlık gibi ahlaksızlıklar bir yaşam şekli halini almıştır. Basında yer alan haberlerde de gördüğümüz gibi bu ahlaksızlıklar çoğu zaman daha ileri boyutlarda da yaşanmaktadır. Örneğin satanistler tecavüz, küçük çocuklara yönelik cinsel tacizler, çeşitli hayvanların eziyet edilerek katledilmesi, kendi kanlarının ya da katlettikleri hayvanların kanlarının içilmesi gibi iğrençlikleri adeta gurur içinde açıklarlar. Aynı mantıkla cinayeti de meşru görürler. Allah’ın Bakara Suresi’nde bildirdiği gibi, şeytan onlara “… çirkin hayasızlığı…” (Bakara Suresi, 268) emretmekte, onlar da bu emri kayıtsızca yerine getirmektedirler. Allah insanları şeytanın kandırmacalarına karşı Nur Suresi’nde de şu şekilde uyarır:

Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (Nur Suresi, 21)

3. Satanistlerin en belirgin özelliklerinden biri de isyankar karakterleridir. Onlar başta din ahlakı olmak üzere, toplumun düzenini oluşturan her türlü kurala karşıdırlar. Zaten kuralların yıkılmak üzere yapıldığını birbirlerine telkin ederler. Bu isyanları aile içinde başlar, okulda, arkadaş çevrelerinde devam eder. Hiçbir kurala uymak istemez, her zaman sorun çıkaran, problemli kişiler olurlar. Şeytanın en önemli özelliğinin isyan olduğunu, kendilerinin de isyancı kimlikleriyle tanınmaları gerektiğini ifade ederler.

Şeytan, insan nefsindeki nefret, intikam, hırs, öfke, şiddet ve şehvet gibi duyguları, bu insanlara kendi yolunda hizmet ettirmek için kullandırır. Allah Meryem Suresi’nde, “Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.” (Meryem Suresi, 83) şeklinde bildirmekte, şeytanın Allah’ın zikrinden uzak olan inkarcıları ‘sürekli kışkırtıp’, kötülüğe sevk ettiğini haber vermektedir. Günümüz satanizminin kurucusu olarak kabul edilen Anton LaVey de, Satanic Bible (Şeytan İncili) adlı kitabında satanizmin temel prensiplerini aktarırken, takipçilerine kötülüğü diledikleri gibi yaşamaları ve yaymaları için telkinde bulunmaktadır. Hatta kendisi ile yapılan bir röportajda LaVey, “Kanunların kesin olarak çiğnenmek için yapıldığını hissediyorum… Sokakta birini soymakta hiçbir yanlışlık görmüyorum” demektedir.36 LaVey’in bu sözlerini, kitabın ilk bölümünde üzerinde durduğumuz Sosyal Darwinist yaklaşımla açıklamak mümkündür. Çünkü satanizm materyalist ve Darwinist bir öğretidir ve bu düşünceye göre şiddet, tabiatın kendisinde vardır, kaçınılmazdır. Bu saçma inanışa göre insanın doğasında zaten var olan şiddet, sınırsızca yaşanmalı, insan kendine hiçbir sınırlama getirmemelidir. Bu şiddeti engellemek ya da önlemeye çalışmak insanın doğasına aykırıdır ve bunu engellemek mümkün değildir. İşte bu nedenle de insan ve toplum düşmanı olan satanizm insanlığa büyük bir kaos ve sonucunda da şiddetli bir yıkım getirir.
Üstelik doğada satanistlerin öne sürdükleri gibi sürekli bir çatışma yoktur. Canlıların yavrularının hayatta kalmalarını sağlayabilmek veya kendi topluluklarının bireylerini koruyabilmek için gösterdikleri fedakarlıklar olağanüstüdür. Bu fedakarlıklar çoğu zaman satanistler ve Darwinistler tarafından göz ardı edilmektedir. Satanistlerin çatışmayı zaruretmiş gibi göstermeleri büyük bir yalandır. İnsanlar ve toplumlar varlıklarını çatışarak değil, dayanışma ile, hep birlikte davranarak sürdürürler. Çatışma ve şiddet ise o toplumun sonu demektir.

4. Satanizm, Sosyal Darwinist düşüncenin bir gereği olarak, zayıflara, ihtiyaç içinde olanlara ve yaşlılara saygı ve merhamet duymaz. Onları ortadan kaldırılması gereken ‘parazitler’ olarak değerlendirir. Sevgi, şefkat, merhamet ve fedakarlık gibi hasletleri bir zayıflık olarak nitelendirir. Bu güzel özelliklerin din ahlakını akla getirmesi satanistlerde çok büyük bir rahatsızlık meydana getirir. Satanistlere göre, insan yaşamını sürdürebilmek ve ayakta kalabilmek için her türlü kötülüğe başvurabilir. Satanizm tüm bunları meşru görür. Bunun gerekçesi, daha önce de üzerinde durduğumuz gibi, Darwinist görüşün bir neticesi olarak ‘hayatın vahşi bir arena’ olduğu ve sadece güçlü olanların yaşayabileceği yönündeki yanlış anlayıştır. Satanizmdeki saldırgan ve zalim karakterin özünde de bu anlayış yatmaktadır. Bu nedenle de satanizm toplum yararını ve insanlığın faydasını kesinlikle hesaplamaz, bireysellik üzerine kuruludur. “Eğer bir şey sana fayda sağlıyorsa bunu yap, eğer sana değil başkasına fayda sağlıyorsa bunun için çaba sarf etme” yaklaşımını savunur. Bu yaklaşımın sonucu ise bencil, insafsız, insaniyetsiz, zalim ve acımasız kişilerden oluşan bir toplumdur. Anton LaVey’in aşağıdaki sözlerle dile getirdiği ideal toplum düzeni, satanizmin savunduğu acımasızlığı vurgulaması açısından oldukça dikkat çekicidir:

İdeal olarak hiçbir kuralın ve düzenin olmaması lazım ki onun sayesinde av olanlar av olacaklarını bilecekler ve avcılar da avcı olacaklarını bilecekler. İşte tüm mesele bu. İnsanların, yani bu dünyanın insan hayvanlarının biraz daha fazla bilince sahip olmaları, insanlığın bir parça gelişebilmesinde ya da bir parça ilerlemesinde büyük bir rol oynayacağını düşünüyorum….37
LaVey’e göre bir tür hayvanlar güruhu olan toplumda, hiçbir kural ve hiçbir düzen olmamalıdır. Toplumu ‘avlananlar’ ve ‘av olanlar’ olarak iki sınıfa ayıran LaVey’in öngördüğü bu hayat stilinde, toplum içindeki her türlü ilişkiyi de avlanmak kavramı belirleyecektir, tıpkı vahşi bir arenada yaşanıyormuş gibi…

Hiçbir kuralın tanınmadığı bu toplumda düzenin nasıl sağlanacağı ise satanizmin vahşi yüzünü gösteren bir başka örnektir. Türkiye’de faaliyet gösteren satanist bir klan lideri, satanizmin bu konudaki yorumunu şöyle açıklamaktadır:

.. Bu kural (ne istiyorsan onu yap kuralı), 18. yüzyıl başından beri yavaşlamış olan insan evrimini hızlandırabilir. Çünkü tamamıyla özgür bırakılan insan acıyı tattığı takdirde, herhangi bir baskı olmadan kendi kendini kısıtlayacaktır.38

Aslında satanistlerin söz konusu kural ve kanun düşmanlıkları çok akılsızcadır, çünkü kuralsız ve kanunsuz bir toplum onların da aleyhine olacaktır. Toplumların varlığını devam ettirmeleri için zorunlu olan huzur ve istikrar devletin varlığı ve devletin koyduğu kanınların uygulanması ile sağlanır. Din ahlakı da devlete itaati gerektirir. İnsanların diğerlerine karşı acımaksızın suç işledikleri bir toplum yapısında, bu yapıyı akılsızca savunan satanistler de “av” haline gelecek ve acı çekeceklerdir.

Tarih bunun örnekleri ile doludur. Terörü ve kan dökmeyi savunan herkes, sonunda o terörün ve şiddetin hedefi haline gelir. Fransız Devrimi’nde on binlerce insanı giyotine gönderen Jakoben liderlerin hepsinin, sonunda kendi başlarını da giyotine teslim etmeleri gibi… Satanistler de, savundukları bu mantıksız görüşlerle, hem dünyaya hem de kendilerine yıkım getirecek bir felaketi körüklemektedirler.

5. Kibir ve büyüklenme satanizmde teşvik edilen ve mutlaka sahip olunması gereken özelliklerdir. Bu nedenle de satanistler kendileriyle aynı görüşü paylaşmayan tüm insanları saf ve aptal olarak nitelendirir, en zeki, en mantıklı, en uyanık ve en başarılı olarak kendilerini görürler. Halbuki arzu ettikleri bu büyüklük tutkusuna, “… onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur.” (Mü’min Suresi, 56) ayetinde de buyurulduğu gibi, hiçbir zaman ulaşmaları mümkün değildir. Bu tip batıl akımlara uyarak büyüklüğe ulaşacaklarını sananlar daha en baştan kaybetmeyi ve hor kılınmayı kabul etmişlerdir. İzzeti, itibarı bu sapkın öğretide arayanlar çok büyük bir yanılgı içindedirler. Çünkü gerçek izzet ve onur ancak Allah katındadır.

Allah’a samimi bir kalple kendilerini teslim eden, iman yolunun tek kurtuluş olduğunu bilen, hayatlarının her anını en güzel ahlakı göstererek geçirme konusunda kararlı olanlar bu izzet ve şerefe sahip olan müminlerdir. Allah iman edenleri Kuran’da şöyle müjdelemektedir:

İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden ‘içi titreyerek korku duyan kimse’ içindir. (Beyyine Suresi, 7-8)

Satanizmin insanı götürdüğü korkunç son

Satanizm dendiği zaman insan aklına gelen şeyler, şeytani ayinler, şeytana adanan hayvanların katledildiği törenler, kara büyü ve kan içme gibi insan tahayyülünü zorlayan sapkınlıklardır. Şeytani ayinler satanizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Her ne kadar şeytani ritüelleri belli başlı maddeler altında toplamak mümkünse de, her ülkedeki satanist gruplar kendi anlayışlarına göre farklı ayinler düzenlerler. Satanistlerin kendi kitaplarında, dergilerinde, internet sitelerinde, satanist müzik gruplarının şarkı sözlerinde bu ritüelleri tüm açıklığıyla görmek mümkündür.

Yeni satanist olan bir kişiye bu törenler yavaş yavaş öğretilir. Tek başlarına iken dahi şeytanla bağlantıya geçmek için ayinler yapmaları tavsiye edilir. Satanist sitelerden birinde yeni satanist olan bir kişiye, “Karanlık güçlerin seninle bağlantıya geçtiklerini düşündüğün anda korkma ve paniğe kapılma… Karanlık güçlere onların hak ettikleri saygı ve dekor ile yaklaş, ayinler bunun içindir; onlarla bir ilişki kurabilmek için…” gibi insanları saptırmaya yönelik öğütlerde bulunulmaktadır.39 Satanist ayin ise şu şekilde tarif edilmektedir:

… Etkili bir ayin yapabilmek için LaVey’in kitabında belirtilen tüm malzemeleri bulman şart değil. Belki kılıçlar, ayin kadehleri, siyah ipler, gong gibi malzemeleri alacak paran olmayabilir veya bunları temin edebileceğin bir mağaza bulamayabilirsin. Ama yine de ayin yapabilirsin… (Siyah) mumu yak ve önüne otur… Mumun ışığına bakarak, “Hazırım Karanlıkların Efendisi, gücünü içimde hissediyorum ve hayatımı şereflendirmeni istiyorum. Ben şeytanın taraftarlarından biriyim. Yaşasın Şeytan”, diye ona seslen… Bu şeytanı hayatına sokmanın basit bir yoludur.40

Satanistlerin ayinlerde kan dökmeye özel bir önem vermeleri ise, şeytanın insanlık üzerindeki planının sembolik bir ifadesidir. Şeytan, büyük bir nefretle baktığı insan soyuna elinden geldiğince acı çektirmek istemektedir. Bu nedenle dünyada kan dökülmesini kendisine bir amaç olarak belirlemiştir. Ve satanistler de şeytanın bu emrine uymakta, kan dökmeyi açık bir ritüel şeklinde uygulamaktadırlar.

Satanist ayinlerin ana malzemeleri baltalar, kılıçlar, iplerdir. Kan rengi olan kırmızı ve karanlık güçleri sembolize eden siyah renkleri ise bu ayinlerin ayrılmaz birer parçasıdırlar. Satanistlerin tüyler ürperten ayinlerinden biri de hayvanların ve daha ileri aşamada insanların öldürülerek, şeytana adanmalarıdır. Satanist ayinlerde kedi, keçi gibi hayvanların katledilmesi çok alışıldık bir olaydır. Daha sonra bu hayvanların kanı kadehlere doldurulup içilir. Çünkü satanistler, bu kanla elde edilen enerjinin ritüelleri yöneten ve bu ritüellere katılan kişilerin gücünü artıracağını düşünürler. Kimin katledileceğine nasıl karar verileceği ise oldukça ‘basit’tir: Herhangi bir sataniste karşı onun hoşlanmayacağı bir şey yapmış, onu rahatsız etmiş olan kimse bu ritüellerde katledilmek için idealdir.41
Öldürmeyi ve katletmeyi şeytana bağlılığın şartı olarak gören bir satanistin yaptığı açıklamalar ise, satanizmin insanları nasıl bir ahlakın içine sürüklediğini açıkça göstermektedir:

… Şeytana olan bağlılığımız için 4-5 kere keçi öldürdüm… İnsan öldürmeye gelince, öncelikle öldürülecek insanın bizzat şeytan adına kendinin kurban edilmesini istemesi lazımdır. Ancak bu şartlar altında ben birisini öldürürüm.42

Satanist ayinlerin en dehşet verici yönlerinden biri de, bu ayinlerde yalnız hayvanların değil insanların da canlarına kastedilmesidir. Bu törenler sırasında tecavüze uğrayan genç kızlar olduğu, ritüeller için gerekli kanın bulunması amacıyla insanların dahi öldürüldüğü bilinen olaylardandır.

Çoğu zaman da satanizmin vahşeti kişinin kendi canına kıymasına kadar ileri bir safhaya varabilmektedir. Satanizmin insanlar üzerinde oluşturduğu manevi boşluk ve ruhsal dengesizlikler, kişinin bu akıl dışı öğretiler uğruna intihar etmesine sebebiyet vermektedir.

Nasıl ki satanistler yaşam hakkında pek çok yanılgıya sahiplerse, ölüme ve ölümden sonrasına dair görüşleri de pek çok sapkınlık içermektedir. Kimi satanistlere göre intihar, dünyada özlemini duydukları cehennem hayatına bir an önce kavuşmadır, kimilerine göre ise sözde cesaretlerini ve başkaldırılarını ispatladıkları bir tür ‘gövde gösterisi’. Oysa ölüm, bazı satanistlerin sandığı gibi, inkar edenler için bir kurtuluş değil, çok daha zorlu ve sıkıntılı, üstelik sonsuz bir yaşamın başlangıcıdır. Aynı şekilde intiharı bir tür ‘başkaldırı’ olarak görenler de büyük bir hataya düşmüşlerdir. Üstelik Allah bir insanın kendi canına kıymaya kalkışmasını kesinlikle yasaklamıştır.

İşte tüm bunlar şeytanın insanı ulaştırmak istediği korkunç sonun örneklerindendir. Satanizme kendini kaptıran insan, aynen şeytanın istediği gibi, her türlü insani meziyetini kaybetmiş, vahşi, saldırgan, hayvan benzeri bir hal almıştır. Dünya hayatındaki tüm geçici süslerin, şeytanın vaatlerinin bir deneme olduğunu fark edememiş ve bu yanlış zanlarının karşılığını en fazlasıyla almışlardır. Allah Sebe Suresi’nde bu durumu bizlere şöyle açıklar:

Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular. Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 20-21)

Üstelik bu sadece dünya hayatındaki sonlarıdır. Allah’ın zikrinden yüz çevirmeleri, İlahi dinlere karşı savaş açmaları, insanları şeytana kulluk etmeye çağırmalarının karşılığını Rabbimizin katında acıklı bir azapla alacaklardır. Allah Kuran’da bu konuyla ilgili olarak şu şekilde bildirir:

Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır. (Fatır Suresi, 6)

Andolsun Allah’a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır. (Nahl Suresi, 63)

Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denildiğinde, derler ki; “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21)

İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanının peşine düşer. Ona yazılmıştır: “Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir.” (Hac Suresi, 3-4)

Ancak cehennem azabıyla karşılaştıklarında satanistler bir şaşkınlık daha yaşayacaklardır. Dünya hayatında peşinden gittikleri, telkinlerine kulak verip emirlerine itaat ettikleri, kendilerine bir veli ve dost olarak gördükleri şeytan onlardan uzaklaşmış ve onları yapayalnız bırakmıştır. Şeytanın bu tavrına şahit olan inkarcılar çok büyük bir pişmanlık yaşayacak, ancak onlar için artık bir dönüş olmayacaktır. O gün onların tevbeleri kabul edilmeyecek, tüm yapıp ettiklerinin karşılığını eksiksiz olarak alacaklardır. Allah bu insanların durumunu ayetlerde şu şekilde bildirir:

O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: “Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım, vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim. Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kuran’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız” bırakandır.” (Furkan Suresi, 27-29)

SONUÇ ŞEYTANIN HİLESİ ZAYIFTIR

Kitap boyunca ele aldığımız bilgiler bir yandan satanizmin ne kadar tehlikeli ve dehşet verici bir dünya görüşüne sahip olduğunu gözler önüne sererken, bir yandan da bu akımın fikri dayanaklarını bizlere göstermiş oldu. Bütün bu bilgiler ışığında varılacak en önemli sonuçlardan biri, satanizmin manevi değerlerin unutulduğu, din ahlakının göz ardı edildiği, Allah korkusunun ve sevgisinin gereği gibi bilinip yaşanmadığı bir toplumsal ortamda büyüyüp geliştiğidir. Bir diğer önemli sonuç da, satanizmin tek başına adli tedbirlerle sona erdirilemeyecek bir akım olduğu, böyle bir girişimin tam tersine satanizmin daha da güçlenmesine neden olabileceğidir.
Öyleyse satanizme karşı yürütülecek mücadeleyi şu temel noktalarda toplamak mümkün olacaktır:

1. Bu mücadelenin en önemli yönü, fikri alanda olmalıdır. Fikren yenilen bir ideoloji, taraftarlarının sayısı ne kadar çok olursa olsun, ne kadar çok yere yayılmış olursa olsun yenilgiye mahkum olmuştur. Bu nedenle satanizmin savunduğu fikrin mantıksızlıklarının, sapkınlıklarının, yanılgılarının deşifre edilmesi son derece önemlidir. Süslü sloganların, yaldızlı propagandaların içi boş sözlerden ibaret olduğunun gösterilmesi, hem satanizmin yeni taraftarlar kazanmasını engelleyecek, hem de mevcut taraftarların büyük bir aldanışa kapıldıklarını görmelerini sağlayacaktır.

2. Fikri mücadelenin en önemli aşaması, satanizmi ayakta tutan ideolojik temellerin çökertilmesi olmalıdır. Tutunacak noktası kalmayan, temelleri yıkılmış bir ideolojinin ayakta kalamayacağı açıktır. Kitabın çeşitli bölümlerinde de gördüğümüz gibi satanizmi ayakta tutan iki önemli unsurdan biri materyalizm bir diğeri de Darwinizm’dir. Darwinizm bilimsel olarak çökmüş, yanlışlığı pek çok delil ile ispatlanmış bir ideolojidir. Ne var ki, teorinin bazı çevreler tarafından hala sanki bilimsel bir teoriymiş gibi savunuluyor olması, büyük bir aldatmaca olduğunun deşifre edilmemesi satanizm gibi sapkın akımların da varlığını devam ettirmesine imkan sağlamaktadır. Bu durumda konuyu inceleme imkanı bulamayan, kulaktan dolma bilgilerle hareket eden kimseler Darwinizm’i hala geçerli bir akım sanabilir, dolayısıyla satanizmin de makul bir çıkış noktası olduğu yanılgısına kapılabilirler. Böyle bir yanılgının önüne geçmenin tek yolu ise Darwinizm’in iflas etmiş bir ideoloji olduğunun insanlara duyurulmasıdır.

3. Bunlarla birlikte yürütülmesi gereken bir diğer önemli çalışma da, insanların içlerine düştükleri manevi boşluğun giderilmesidir. Hayattaki varlık amacını bilen, manen bilinçli bir insan hiçbir sapkın akımın etkisi altında kalmaz. Bunun için, başta gençler olmak üzere, insanlara Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri ile anlatılması, her insanın yaptığı her tavırdan Allah’a karşı sorumlu olduğunun öğretilmesi ve ahirette karşılaşabilecekleri durumlara karşı insanların uyarılmaları gerekir.

4. Tüm bunlar yapılırken gazete, dergi ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarının bu çalışmalara destek vermeleri ve eğitim sisteminin de bu yönde düzenlenmesi son derece önemlidir. Basın bu batıl hareketi kamuoyuna duyururken, bu akımın propagandasını yapmamaya özen göstermeli, satanizmin tüm sapkınlıklarını deşifre ederek halkı bu yönde bilinçlendirmelidir. Eğitim sistemi de aynı şekilde, hem gençleri bu belaya karşı uyarmalı hem de böyle sapkınlıkların etkisinde kalmayacak şekilde bilinçli nesiller yetiştirmelidir. Yaşamın kör tesadüflerin eseri olmadığını bilerek, Allah’ın gücünü ve kudretini tanıyarak, Kuran ahlakını öğrenerek yetişen bir gencin bu tür bir belanın içine sürüklenmeyeceği açıktır.

Unutmamak gerekir ki bazı insanlar meraktan, bazı insanlar macera olarak gördüğünden, bazıları da bir arayış içinde olduklarından bu sapkın akımın ağına düşmektedirler. Ancak gerekçeleri ne olursa olsun bu insanların temelde manevi bir boşluk ve bilgisizlik içinde oldukları açıktır. Bu durumda satanizmle yapılacak fikri mücadelede, başta iman edenler olmak üzere, herkese önemli bir sorumluluk düşmektedir. İman edenler öncelikli olarak, “Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.” (Fatır Suresi, 6) ayetinde bildirilen gerçeği tüm insanlara duyurmalı ve onları bu duruma karşı uyarmalıdırlar. Bununla birlikte insanların din ahlakını öğrenmeleri ve Kuran ahlakının yayılması için ciddi bir çaba harcamalıdırlar. Çünkü Allah’ın izni ile Kuran’ın ışığı, satanizm de dahil olmak üzere tüm sapkın akımları yok edecek, insanlara özlemini duydukları güzel ve hayırlı bir yaşam getirecektir.

ŞEYTANIN TERÖRÜ: SATANİZM

Satanizm, şiddeti ve vahşeti dini bir ritüel haline getiren sapkın bir ideolojidir. Kendilerine şeytanı ilah edindiklerini söyleyen satanistler, insanlık dışı eylemleri ve kanlı cinayetleri adeta bir ibadet düşüncesiyle yerine getirirler.

Çoğu kimse satanizm denildiğinde bunun sadece psikolojik yönden gençler arasında yaygın olan, mistik bir tür akım olduğunu düşünebilir. Ya da izlediği filmlerin etkisi ile satanistlerin sadece garip ritüellere sahip, akli dengesi yerinde olmayan insanlar olduğunu sanabilir. Satanistlerin vahşet temelli, ürkütücü ritüellere sahip oldukları doğrudur. Ancak pek çok insanın göz ardı ettiği nokta, satanizmin, geçmişi 1800’lere uzanan materyalist, şiddet yanlısı ve ateist bir ideoloji olduğudur. Üstelik bu ideolojinin dünya çapında çok sayıda takipçisi vardır.

Satanizmin temel özelliği her türlü dini değeri reddetmesi ve şeytanı kendisine ilah edindiğini söyleyerek, cehennemi bir nevi kurtuluş olarak görmesidir. Satanizme göre insan hiçbir şeye karşı sorumlu değildir, tek sorumluluğu nefsinin kendisine emrettiklerini yerine getirmesidir. Bu durumda eğer nefsi insana öfkelenmeyi, kin tutmayı, intikam almayı, yalan söylemeyi, hırsızlık yapmayı, zarar vermeyi, öldürmeyi emrediyorsa bunun yapılmasında bir sakınca yoktur. Satanizmin bunu savunurken öne sürdüğü temel mantık ise, kötülüğün engellenmesinin bir tür samimiyetsizlik olduğu iddiasıdır. Yani bu sapkın inanca göre, nefsi insana karşısındaki kişiyi öldürmesini söylüyorsa ve eğer insan bunu yerine getirmemişse dürüst davranmamış olur.

Tüm insanların takdir ettiği, güzel ahlak özelliği olarak gördüğü sevgi, hoşgörü, sabır, affedicilik gibi erdemler ise satanistlerin nefret ettikleri özelliklerdir. Bu sapkın ideolojiye göre asil olan, kin, öfke, intikam gibi duygular ve kötülükte sınır tanımaz olmaktır. Satanizmin temel öğreti kitabı olarak kabul edilen Satanic Bible’ın (Şeytani İncil) beşinci maddesinde -İncil’de yer alan “bir yanağına tokat atana diğerini çevir” prensibine atıfla- “Şeytan diğer yanağını çevirmek yerine, intikam almayı temsil eder” denilmektedir. Yine aynı kitabın bir başka maddesinde, “Düşmanlarınızdan tüm kalbinizle nefret edin ve eğer bir adam sizin yanağınıza vurursa, sizde onun öbür yanağına vurun” talimatı yer almaktadır. 1

Bu mantıkla hiçbir kötülüğün engellenemeyeceği açıktır. Böyle bir ortamda büyük bir kaos ve karmaşa oluşur. İnsanların vicdanlarını kullanmadıkları, dolayısı ile iyiyi kötüden ayırt edip güzel olanda irade göstermedikleri ve muhakemelerini kullanmadan hareket ettikleri bir toplumda düzenden, huzurdan, barıştan, güvenlikten, affedicilikten, hoşgörüden söz etmek mümkün değildir. Bu düzen içerisinde karşısındakine kızan bir insan, öfkesini yenip itidalli davranmak yerine intikam almaya kalkışacaktır. Ya da ihtiyaç ve fakirlik içinde olan bir insan bu duruma sabredip, meşru bir şekilde ihtiyaçlarını gidermeye çalışacağına hırsızlık, yolsuzluk gibi yollara başvuracaktır. Zaten satanizm de bunu teşvik etmektedir.

Satanizmin ortaya koyduğu toplum yapısı kanunsuz ve kural tanımazdır. Amaç nefsin tüm bencil duygularının ve kötülüklerinin özgürce yaşanmasıdır. Modern satanizmin kurucusu olarak kabul edilen Anton LaVey Satanic Bible (Şeytan İncili) adlı kitabında satanizmin temel prensiplerini aktarırken, takipçilerine kötülüğü diledikleri gibi yaşamaları ve yaymaları için telkinde bulunmaktadır. Hatta kendisi ile yapılan bir röportajda LaVey, “Kanunların kesin olarak çiğnenmek için yapıldığını hissediyorum… Sokakta birini soymakta hiçbir yanlışlık görmüyorum” demektedir. 2

Satanizmin kural tanımazlığı elbette bununla sınırlı değildir. Kişi sadece kendisine ve yakın çevresine zarar vermekle kalmaz, düşmanlığı ve öfkesi tüm insanlığa yöneliktir. Üstelik bu kural tanımazlık, şiddeti hayatın ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Satanizme göre şiddet tabiatın kendisinde vardır ve kaçınılmazdır. Bu sapkın inanışa göre tabiatta olan şiddetin insanlar arasında yaşanmasının da bir sakıncası yoktur. İnsanın, şiddeti engellemeye veya bastırmaya çalışması doğasına aykırıdır, insan bir gün bir yerde mutlaka şiddete başvuracaktır, o zaman bunun önüne geçmeye çalışmanın bir mantığı yoktur.

Görüldüğü gibi satanizm son derece sapkın inanışlara sahiptir. Ve bu inanışlar insanları saldırgan olmaya, cinayet işlemeye ve hatta katliamlar yapmaya yöneltmektedir. Özellikle Amerika’da akademisyenler ulusal terörün temelinin satanizm olduğu ve satanizmle ciddi mücadele yöntemleri geliştirilmesi gerektiği tespitinde bulunmuşlardır. Bu akademisyenlerden birisi de Denver Üniversitesi’nden profesör Carl Roschke’dir. Roschke konunun önemini, “Satanik ideolojinin, ulusal terörün temeli olduğu konusunda ciddi çalışmalar yürütmekteyiz”, sözleri ile dile getirmektedir.3 Satanizme karşı verilecek mücadelenin en önemli adımının, satanistlerin “sadece işsiz güçsüz takımı” oldukları yanılgısından vazgeçilmesi olduğunu söyleyen Roschke, satanistlerin işledikleri suçlar incelediğinde bu ideolojinin ne kadar büyük bir bela olduğunun daha iyi anlaşılacağını aktarmaktadır. 4

Kuşkusuz böyle bir akıma karşı yapılacak en önemli mücadele, fikri alanda olacaktır. Bunun için de satanizmin hangi ideolojileri kendisine dayanak noktası edindiğini anlamak gerekir.

Satanizmin İdeolojik Kökeni Darwinizm’dir

Satanistlerin kitaplarında, dergilerinde, yayınladıkları broşürlerde ve internet sitelerinde kendilerini tanıtırlarken en çok dikkat çeken noktalardan birisi, ‘insanları bir tür gelişmiş hayvan olarak’ gördükleri, ‘hayatın asıl anlamının mücadele olduğunu’ söyledikleri, ‘ancak güçlü olanın ayakta kalabileceğini’ savundukları cümlelerdir. Bu durum satanistlerin görüşlerinin ideolojik temelinin Darwinizm olduğuna dair önemli bir delildir. Nitekim pek çok satanist de bunu açıkça dile getirmekten çekinmez. “A Description of Satanism” (Satanizmin Bir Tarifi) adlı bir yazıda, satanist yazar ideolojisini şöyle açıklamaktadır:

…Öncelikle tüm insanlar sosyalleşmiş hayvanlardır… Tüm insanlar ve hayvanlar ortak bir biyolojik geçmişe sahiptir. Satanizm insanların gelişmiş bir hayvandan başka bir şey olmadığını savunur. Bizim diğerlerine bir üstünlüğümüz yoktur, biz sadece evrimleşme ve ayakta kalma şansına sahip olabilmiş kişileriz.. 5

“Şeytan Kilisesi” yayınları arasında yer alan bir başka satanist kaynak ise, insanların gelişmiş birer hayvan oldukları düşüncesine inandıklarını şu sözlerle dile getirmektedir:

Satanizm insanı bir tür hayvan olarak gördüğüne göre -geçmiş kültürlerde bu gerçeğin farkına varmış ve toplumları içerisinde bunu dile getirmiş olanlar vardır- bu sanatsal ve felsefi ifadeleri bulup ortaya çıkaracağız ve bunları bugünkü uyanışımızın kökeni olarak göreceğiz.6

Görüldüğü gibi satanizm, Darwin’in insanların hayvanlardan evrimleştiğini öne süren teorisini ideolojik ‘uyanışın’ kökeni olarak görmektedir. Anton LaVey ile yapılan ve MF Magazine isimli müzik dergisinde yayınlanan bir röportajın girişinde ise Darwinizm ile satanizm arasındaki ilişki şöyle tanımlanmaktadır:

Anton LaVey, 1960’ların sonunda hippilikten ve Hıristiyanlığın monoton ahlaki değerlerinden sıkılan bireyler için, sosyal Darwinizm ideolojisini ve pozitif düşünceyi anlaşılabilir bir forma sokarak yeni bir yol oluşturmuştu. 7

Satanist kilisenin papazlarından Magister Peter H. Gilmore ise, bu sapkın dini şöyle tarif etmektedir:

… Şimdi bunun yerine modern satanizmin ne olduğuna bir bakalım: Kabiliyeti olanların ahmak olanların üzerinde tekrar hakim olacağı, adaletsizliğin yerini adaletin alacağı, iki bin yıldır tüm insanların eşit olduğu safsatasını öne sürenlerin tamamen reddedildiği acımasız bir din elitizmi ve sosyal Darwinist anlayış. 8

Elbette yukarıdaki satırlarda yer alan adalet anlayışı, bizim anladığımız anlamda, hak ve eşitlik prensibi üzerine inşa edilmiş bir adalet değildir. Bu adalet satanist bir adalet anlayışıdır ve takip eden satırlardan da anlaşılacağı üzere kendilerini diğerlerinden üstün gören insanlara her türlü yetki ve hakkı vermeyi öngören bir adalettir.

Satanizmin sadece Batı toplumlarını üstün gören sosyal Darwinist anlayışı, başta faşizm olmak üzere pek çok ırkçı ve şovenist akımla paralellik göstermesine ve hatta çoğu zaman bu akımlarla işbirliği içinde hareket etmesine neden olmuştur. Hitler’in Nasyonel Sosyalistleri, Mussolini’nin Kara Gömleklileri arasında satanizme inanan pek çok kişiye rastlamak mümkündür. Bu işbirliği Anton LaVey tarafından şöyle dile getirilmektedir:

Bu kutsal olmayan bir ittifak. Bu görüşü savunan çok farklı insanlar geçmişte bizimle anlaşma yaptılar. Hikayeleri, ışıkları ve koreografileri ile milyonlarca insanı yönlendiren Alman Nasyonel Sosyalist partisinin anti-Hıristiyan gücü satanistlere samimi olarak bağlıydı. 9

Bu akımlarla satanizm arasındaki en önemli ortak payda ise Darwinizm’dir. Tüm bu sapkın ideolojilerin temelinde yer alan sosyal Darwinizm’i, satanistler şu sözlerle savunmaktadırlar:

Güçlü olanın ayakta kalması prensibi, bireyin hayatta kalıp kalamamasından, kendi başlarına ayakta duramayan milletlerin elenmesine kadar toplumun her seviyesine uygulanabilir… Zayıflar sosyal Darwinizm’in neticelerini yaşamaya başladıkça dünya nüfusunda sistemli bir azalma olacaktır. Çünkü doğa her zaman çocuklarını bir yandan güçlendirir bir yandan temizler. Biz gerçeklerden bahsediyoruz ve bunu varlığın yapısına zıt olan bir ütopyaya dönüştürmeye çalışmıyoruz.10

Satanistlerin sosyal Darwinizm’e olan bağlılıklarının bir diğer ifadesi, faşizmin bir ürünü olan öjeni teorisini büyük bir hararetle savunmalarıdır. Sakat ve hasta insanların toplumdan temizlenmesi ve sağlıklı bireylerin eşleştirilerek çoğaltılmasını öngören öjeni teorisi, özellikle Nazi Almanyası’nda uygulama alanı bulmuştur. Öjeni teorisine göre, nasıl sağlıklı hayvanlar birbirleriyle çiftleştirilerek iyi hayvan cinsleri oluşturuluyorsa, bir insan ırkı da ıslah edilebilir. İnsan ırkının ıslah edilmesine engel olan unsurlar ise (sakatlar, hastalar, akıl hastaları vs gibi) toplumdan ayıklanmalıdır. Nazi Almanyası’nda bu mantık uyarınca onbinlerce kalıtsal hasta ve akıl hastası insan acımasızca öldürülmüştür.

İşte satanizm de aynı korkunç cinayetleri savunmaktadır. Satanistlerin öjeniye bakış açıları kendi kaynaklarında şu şekilde yer almaktadır:

Satanistler ayrıca öjeni teorisinin pratiğe geçirilerek doğa kanunlarının geliştirilmesi için yollar ararlar… Bu, üreme kabiliyeti olan insanların desteklenerek, gen havuzunu insanlığın daha hızlı ilerlemesini sağlayacak şekilde geliştirme çabasıdır. Bu dünya çapında genel olarak uygulanan bir yöntemdir… Genetik kodlar çözülünceye ve soyumuzu devam ettirecek olanları seçme imkanımız oluncaya kadar satanistler en iyilerin en iyilerle birleşmesini savunurlar. 11

Satanizmin Sapkın Ayinleri

Satanizm denildiğinde pek çok kişinin aklına, bu kişiler tarafından düzenlenen kara büyü ayinleri ve bu ayinlerde yaşanan korkunç vahşetler gelir. Ancak insanların bir kısmı bunların sadece korku filmlerinde var olduğunu, gerçek hayatta bu tarz olayların yaşanmadığını zanneder. Oysa filmlerde görmeye alışkın olduğumuz türden sapkın sahneler, satanist ayinlerin ve törenlerinin ayrılmaz birer parçasıdırlar.

Bu ayinlerin ana amacı şeytanla bağlantıya geçmek ve onun sözde öğütlerini öğrenebilmektir. Bunun için özel ortamlar hazırlanır. Satanizmde bu şeytani ritüellerin ne kadar büyük bir yer kapladığını görmek için, satanistler tarafından hazırlanmış kitaplara ve internet sitelerine kısaca bir göz atmak yeterli olacaktır. Bu tür yayınların ortak özelliği karanlık ve kanlı öğelere bolca yer vermeleri ve şeytani ayinlerin önemi üzerinde ısrarla durmalarıdır. 18 yaşından küçük satanistlere çeşitli öğütler verilen ünlü satanist internet sitelerinden birisinde, söz konusu ayinlerin satanizmin temel taşlarından birisi olduğu üzerinde durulmakta ve toplu olarak ayin yapamayan gençlerin tek başlarına iken bile mutlaka bir tür ayin yapmaları gerektiği anlatılmaktadır. Gençlerin yapmaları gereken ayinin detayları ise şu şekilde belirtilmiştir:

Karanlık güçlerin seninle bağlantıya geçtiklerini düşündüğün anda korkma ve paniğe kapılma… Karanlık güçlere onların hak ettikleri saygı ve dekor ile yaklaş, ayinler bunun içindir; onlarla bir ilişki kurabilmek için… Etkili bir ayin yapabilmek için LaVey’in kitabında belirtilen tüm malzemeleri bulman şart değil. Belki kılıçlar, ayin kadehleri, siyah ipler, gong gibi malzemeleri alacak paran olmayabilir veya bunları temin edebileceğin bir mağaza bulamayabilirsin. Ama yine de ayin yapabilirsin… (Siyah) mumu yak ve önüne otur… Mumun ışığına bakarak, “Hazırım Karanlıkların Efendisi, gücünü içimde hissediyorum ve hayatımı şereflendirmeni istiyorum. Ben şeytanın taraftarlarından biriyim. Yaşasın Şeytan”, diye ona seslen… Bu şeytanı hayatına sokmanın basit bir yoludur. 12

Şeytanı kendine rehber edinen bir toplulukta her türlü sapkınlık, ahlaksızlık ve vahşet olağan karşılanır. Satanistler için bunlar şeytanın kendilerine ilhamı ve mutlaka yerine getirilmesi gereken emirleridir. Bu emirlere itaat eden satanistler; cinsel sapkınlıklar göstermekte, hayvanlara ve insanlara işkence yapmakta, hatta öldürdükleri canlının veya insanın kanını içmek gibi akıl almaz iğrençlikler sergileyebilmektedirler. Dünyanın pek çok ülkesinde satanist olduğunu söyleyen gençler uyuşturucu partileri düzenlemekte, bu partilerde her türlü ahlaksızlık ve sapkınlık yaşanmakta ve bu tarz partiler çoğu zaman şeytan için bir arkadaşlarını öldürmeleriyle neticelenmektedir.

Satanistlerin ayinlerinde kan dökmeye özel bir önem vermeleri ise, şeytanın insanlık üzerindeki planının sembolik bir ifadesidir. Şeytan, büyük bir nefretle baktığı insan soyuna elinden geldiğince acı çektirmek istemektedir. Bu nedenle dünyada kan dökülmesini kendisine bir amaç olarak belirlemiştir. Bu ve benzeri din düşmanı ideolojilerin bağlıları tarafından yürütülen tüm savaşlar, katliamlar, cinayetler ve terör eylemleri, şeytanın kan dökme dürtüsünü tatmin etmeye yönelik birer “satanist ayin”dir.

Kendilerini açıkça “satanist” olarak ilan edenler, kan dökmeyi açık bir ritüel şeklinde uygulamaktadırlar. Yeryüzünde terör ve anarşiyi körükleyenler ise, aynısını daha üstü kapalı bir biçimde, ama çok daha kapsamlı bir biçimde gerçekleştirmektedirler.

Satanizm Baştan Yenilgiye Uğramış Bir İdeolojidir

Satanizmin nasıl bir tehlike olduğunu incelerken, satanistler tarafından yapılan bir tespitin göz önünde bulundurulması gerekir. Satanistler kendilerine kaç kişi oldukları sorulduğunda, sayılarının çok kalabalık olduğunu, çünkü kendileri farkında olmasalar bile satanizmi yaşayan çok fazla sayıda insan olduğunu öne sürerler. Aslında bu bir bakıma doğrudur. Çünkü satanistlerin savunduğu görüşler günümüzde bilinçli veya bilinçsiz olarak pek çok kişi tarafından paylaşılmaktadır. Çünkü insanın vicdanının sesini dinlemeyip, güzel ahlaklı bir yaşam sürmemesi, nefsine ve şeytanın emirlerine uyması demektir. Satanistlerin bugüne kadar neden oldukları belalar düşünüldüğünde böyle insanlardan oluşan bir toplumun varacağı sonun ne kadar acı olacağı açıktır.

Satanizmin temeli olan, insanın bir tür hayvan olduğu iddiası ise tamamen bir safsatadan ibarettir. İnsan kör tesadüfler sonucu ortaya çıkmış bir varlık değildir. Tüm evrendeki düzenin ve ihtişamın olduğu gibi insanın da Yaratıcısı, üstün, güçlü, hakim ve her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah’tır. Allah insanları, düşünüp akledebilen, iyiyi kötüden ayırma anlayışına sahip, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar olarak yaratmıştır. Her insanın nefsi kendisine kötülüğü emrettiği gibi, vicdanı da kötülükten sakınmayı ve korunmayı emreder. İnsanın sorumluluğu ise nefsinin değil vicdanının sesini dinlemek ve Allah’ın razı olacağı bir ahlak göstermektir. İnsanın göstereceği güzel ahlak hem kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun huzurlu ve rahat bir yaşam sürmesini, hem de ahirette, Allah’ın izni ile, en güzel karşılığı almasını sağlayacaktır.

Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek ise, şeytanın insanlara süsleyip çekici gösterdiği yaşamın büyük bir aldanıştan ibaret olduğudur. Şeytan insanlara, dünya hayatında çeşitli vaatlerde bulunabilir, onları doğru yoldan ayırmaya çalışabilir, ancak unutulmamalıdır ki şeytanın insanları davet ettiği yol, ona uyan insanların felaketi olacaktır. Çünkü şeytan ve onu izleyenler daha en baştan yenilgiye uğramış olanlardır. Kuran’da bu gerçeği bize haber veren ayetlerden bazıları şu şekildedir:

.. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar. Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: “Andolsun, kullarından ‘miktarları tespit edilmiş bir grubu’ (kendime uşak) edineceğim. Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 117-119)

——————————————————————————–

1. Announcements of Church of Satan,
http://www.churchofsatan.com/home.html
2. Anton LaVey, Birth of Tragedy, Issue No. 4, Kasim 86-Ocak 87
3. Expert On Satanism Sees Terrorism Dangers Ahead, Online Athensnews, 28 Subat 1999
4. Expert On Satanism Sees Terrorism Dangers Ahead, Online Athensnews, 28 Subat 1999
5. Vexen Crabtree, A Description of Satanism, http://simon.crabtree.com/satanism/modern.html
6. Magister Peter Gilmore, Satanism the Feared Religion, http://www.churchofsatan.com/Pages/Feared.html
7. The Doctor Is In, Shane & Amy Bugbee, http://www.churchofsatan.com/Pages/MFInterview.html
8. Magister Peter Gilmore, Satanism the Feared Religion, http://www.churchofsatan.com/Pages/Feared.html
9. Vexen Crabtree, A Description of Satanism, http://simon.crabtree.com/satanism/modern.html
10. Magister Peter Gilmore, Satanism the Feared Religion, http://www.churchofsatan.com/Pages/Feared.html
11. Magister Peter Gilmore, Satanism the Feared Religion, http://www.churchofsatan.com/Pages/Feared.html
http://www.satanizmtehlikesi.com/makale_01.html

Satanizm :

Mahiyeti, Yayılma Sebepleri ve Önleme Yolları Prof.Dr. Nevzat TARHAN

Mü’min bir insanın en büyük gayesi, Allah’ın rızasını tahsildir. Materyalist bir insanın amacı ise, nefsini memnun etmek, satanist bir bireyin amacı da şeytanı memnun etmektir.

Modern Satanizm

1966 yılında “Rosmary’nin Bebeği” isimli kitap ve film, modern satanizmin başlangıcı oldu. Şeytan tarafından gebe bırakılan ve Deccali doğuran kadını anlatan filmin yapımcısı bir yıl sonra öldürülüyordu.

Bu filmde “Kara büyü danışmanı” rolündeki Kafkas kökenli Anton LaVey (1930), sonra şeytan kilisesini kurdu ve baş rahip oldu.

Şeytanın kutsal kitabında LaVey şunları söylüyor “Şeytanın çağıdır bu çağ, şeytan dünyayı yönetiyor.”

Grubun amacı, “Bireyselliğin bütünleştirilmiş enerjisini toplayıp, doğanın karanlık güçlerine ulaşmak. Bu amaca ulaşmak için ilhamını büyü ve metafizik güçlerden almak.” 666 rakamını uğurlu sayarlar.

“Biz Buraya Ait Değiliz”

Geçen yıllarda Ataköy’de 14. kattan kendilerini bırakan Alp ve Aslı yazdıkları mesajda, “Biz buraya ait değiliz” diyorlardı. Biri 14 diğeri 17 yaşında derslerinde başarılı olan bu iki gencin ekonomik sorunları yoktu. Geçen yıl, bir ritüel gereği kedi yerine arkadaşlarından birini öldürdüler. Hepsinin ortak özellikleri satanizm inancına bağlı olmaları. Kaliforniya’da Yüce Kaynak Tarikatı mensubu 39 satanistin toplu intiharında da “Biz buraya ait değiliz” notu vardı.

Satanistler, yoğun olarak kullandıkları internet sitelerinde Türkiye’deki sayılarının elli bin olduğunu söylüyorlar. Eğer bu rakam doğru ise, Türkiye’yi yönetenler kafalarını ellerinin arasına alıp iyice düşünerek kendilerini sorgulamalı ve çözüm üretmelidirler.

Satanizm Nedir?

“İnsan bencil, çirkin, habis ve korkulması gereken bir varlıktır, kötü olan şeytan değil aksine insanın kendisidir. Amacımız şeytanı memnun etmektir.” Bu sözler, A.B.D’ de Şeytan Kilisesinin kurucusu LaVey’e aittir.
Antik Satanizm’de doğa üstü güçlerle ilişki kurma, büyüyü kullanma özelliği ön plandadır. Gizli güçlerle bağlantısı olduklarna inanırlar.

Modern Satanizm’de ise uyuşturucu, seks ve sert müziklerle dinlerdeki günah anlayışına başkaldırma vardır. Hümanist felsefe ve bireysel yaratıcılık iddiası ile gençleri etkileyen bir “kafa tutma akımı,” gençliği bir yerlere sürükleyip götürmektedir.

Günümüzdeki satanistler, ister A.B.D. ister Mısır ister Türkiye’de olsun, ortak bazı ritüeller sergiliyorlar. Giyim kuşam, saç şekli, tapınma biçimleri, intihara yürürken geride bıraktıkları aynı mesajlar, bunun ideolojik temelleri olan bir akım olduğunu göstermektedir. Organize bir şekilde çalışmaktadırlar. İnternet sitelerinde çok hareketliler. Web sayfalarını yoğun bir şekilde kullanıyorlar.

Satanist gençler, 14-22 yaşlarında birer satanizm uzmanıdırlar; kitaplar önerirler, fikir tartışmaları yaparlar. Kendilerini bir sosyal hareket, alt kültür faaliyeti olarak algılıyorlar.

Ölümsüzlük, kıyamet, hayatın cehennem, ölümün ise gerçek boyuta geçiş olduğu gibi konular üzerinde yoğunlaşmaktadırlar.
Şeytana tapar görünürler ama, asıl amaç şeytanı da yok edip, dünyayı ele geçirmektir. Dini kitapların üstünde aykırı eylemler yaparlar. Kendilerini üst düzey bir klan gibi hisseder ve kendileri dışındaki insanları aptal birer mahluk olarak görürler.

Şeytan ve Şeytanlık

Şeytan bizim kültürümüzde gurur-kibir, bencillik gibi saplantıların esiri olmuş durumlar için kullanılan bir kavramdır da.
Kelime olarak şeytan, ”Şa-ta-ne” fiilinden türemiştir. Uzak olmak anlamına gelir. İnsanı, Allah yolundan uzaklaştıran her şey, şeytanlık olarak tanımlanabilir.

Şeytanın Yaptırım Gücü Var mı?

Kuran-ı Kerim’e göre şeytan, vesvese vererek insanı kötülük yapmaya sevk eden varlıktır. İnsan ruhunda çoraklaşma varsa, şeytan bunu işletir. Hedeflediği insanı, o insanın kendi gücü ile vurur. Çirkin şeyleri güzel gösterir. Tuzak ve hilelerle hareket eder. “Şehvet, nefret, intikam, hırs, sevgi, korku, öfke ve şiddet” gibi duyguları değerlendirmede yanılgıya düşürtür. “Şeytanın hilesi cidden zayıftır” âyeti, aslında şeytana karşı ve yerinde kullanabilen için insan akıl ve iradesinin değerini ortaya koymaktadır.

İnsan nefsi, sürekli kötü şeyleri emreder ve insanı onlara meylettirir. Kişinin vicdanında neyin iyi, neyin kötü olduğunu söyleyecek bir bekçi yoksa; kötü şeylerin ve iyi şeylerin arka planını görecek duygusal zekâya sahip değilse, içi isteklerine meyleder. Bu meyil içerisindeki insana şeytan, kötülükleri süslü ve güzel gösterir. Hırsızlığa, yalana, şiddete kılıf uydurarak onları sevimli gösterir ama, insan, bütün bunlara rağmen iradesiyle kendini şeytanın tesirinden koruyabilir.

Satanistlere göre insan, öldükten sonra yok olmaz. Dünya hayatının cehennem olduğuna, ölümün gerçek boyuta geçiş olduğuna inanırlar. Bu sebeple kolayca intihar ve sevdiklerini kurban edebilmektedirler.

Ritüeller ve Çılgın Müzik

Kedi köpek katletmek, ibadetlerle dalga geçmek, kutsal nesneleri aşağılamak, kurban seçilen insanlara işkence ve tecavüz, grup seksi, uyuşturucu kullanımı, kara büyü ve büyü ayinleri, satanistlerin başlıca özellikleridir. Vazgeçemedikleri şeyler siyah, karanlık ve sert müziktir.
Black Metal, Heavy Metal gibi müzikler, bu müzikte civciv çiğneyerek dans etmek (ozzyozbone), onların orgazma benzer ritüelleridir.
Aslında sert müzik, satanistlerin iç sıkıntılarının bir çığlığıdır. Orgazmı devam ettirememenin öfkesi, şiddeti ve umutsuzluğudur.

Satanizm’e Kapılma Sebepleri

“İnançta büyü vardır” şeklinde bir söz vardır. Bir şeye inanma, insana çok aykırı şeyler de yaptırabilir. Eğer inanç sisteminde ahlaki normlar yoksa veya kişi yanlış ahlaki normlar taşıyorsa, ona göre hareket edecektir. Yaptığının doğru olduğuna inanan genç, buna başkalarını da inandırmaya çalışacaktır.

Pastör, “tabiat, boşluktan nefret eder” der. Bir toplumda inanç boşluğu varsa, bu boşluk aykırı inançlarla doldurulacaktır.
Satanizm’de semavi dinlerin amentüsü, satanizmin amentüsü ile yer değiştirmiştir.

Satanizm, küreselleşmenin nimetlerinden yoğun bir şekilde faydalanan hayat standardı yüksek çevrelerde yaygınlaşmaktadır. Özellikle çocuklarını kendi hallerine bırakan, sevgi ve disiplini beraber veremeyen ailelerde acı satanist meyveler alınmaktadır. Parçalanmış ailelerin çok bulunduğu, alkol ve benzeri maddeleri kullanmanın yaygın olduğu topluluklarda satanizme kayma dana belirgindir. Gencin azarlandığı, aşağılandığı ailelerde de topluma ve aileye karşı öfke olarak satanizm gelişebilmektedir.

Satanizm’in kendisine taraftar bulduğu ergenlik dönemi gençlerinin ortak özelliklerini ailelerin bilmeleri ve onlarla ilişkilerini bunları göz önünde tutarak sürdürmelerinde yarar vardır.

Çete Yaşı

Öncelikle aynı yaştan olan çocuklar, bir arada bulunmak, aynı yiyecekleri paylaşmak, sır ortaklığı yapmak, bazı eşyalara sahip olmaktan hoşlanırlar. Koleksiyon yaparlar, dîni konular konuşurlar, yıldızlarla uğraşırlar. Bazı gençler de suç işlemeyi, kurallara aykırı davranmayı âdeta amaç edinirler.

Ergenlik döneminde işlenen suçlarda, gençlerin dörtte üçü suçu yalnız işlememiştir. Çete grupları mârifeti ile işlenen suçlar çoğunluktadır. Çocuk hırsızlıklarının % 89’unun grup hâlinde işlendiği bilinmektedir.
Bu durum, gençlerdeki aidiyet duygusu ile ilgilidir. Bir gruba ait olma ve paylaşma, gençliğin psikolojik tabiatında vardır.
Gencin önünde olumlu, tatmin edici grup seçenekleri yoksa, sadece hoşuna giden gruba katılacaktır.

Geçiş Yaşı

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş, ergenin çözmesi gereken önemli bir sorundur. Beden hızla gelişirken, ruh ona uyum sağlamakta zorlanır. Bu sebeple psikolojik bir sarsıntı yaşanır. Genç, fırtınaya tutulmuş bir gemi gibidir âdeta. İyi bir rehbere ve doğru bir pusulaya ihtiyacı vardır.
O yaşa kadar çocuk güvenliğini, anne-babanın her şeyi bildiği ve üstesinden geleceği inancından alır. Ergenlik çağında ise bağımsızlık dürtüsü öne çıkar. Genç, anne-babayı beğenmemeye başlar, hattâ acımasızca eleştirir. Anne-babanın yerine, dayanacağı, aidiyet hissi duyacağı başka birilerini koymaya başlar. İşte bu durum, gencin yanlış gruplaşmalara kurban olması için bir tehlike kaynağıdır.

Bu dönem iyi bir anne-baba genç münasebeti ile atlatılabilirse, genç, daha sonra kendisi için olumlu bir çizgi çizebilecektir.
Fırtınalı dönemdeki genç, kimlik arayışı içerisindedir ve bunalım yaşamaktadır. Kimlik bunalımı içerisinde olan gencin yalancı önderlere ve güç gösterilerine kapılması çok kolaydır. Geçiş yaşında bulunan gencin gözünde anne-babanın geçici olarak değerini yitirmesi, belli ölçülerde makul karşılanabilir.

Şaşkınlık Yaşı

Aruz edilen bir benlik gelişimi için, çocukluk dönemlerinden beri yeterli iç denetim düzenekleri kurulmuş, doğru-yanlış, faydalı-zararlı, iyi-kötü kavramlarının temeli atılmış olmalıdır. Kendisine neyin iyi neyin kötü olduğu öğretilmeyen bir genç, ergenlik döneminde şaşkınlık ve kimlik bunalımını daha şiddetli yaşayacaktır.

Yeterli benlik gelişimi için cevaplanması gereken 3 soru vardır (Colemann 1972) :

1. Ben kimim?
2. Nereye yönelmeliyim?
3. Neden yönelmeliyim?

Ben Kimim?

Anne-baba, gerekli ortamı hazırlamışsa kimlik karmaşası kolay aşılır. Eğer genç, kendisini düşman olarak algıladığı bir dünya içinde eksik ve güçsüz buluyorsa, ruh sağlığı bozulabilecek veya çetelere karışabilecektir.
İyi yönlendirilemediği takdirde tehlike olabilecek bir diğer husus, gencin, aidiyet duygusu içinde bağlanacağı bir yer aramasıdır. Bir gencin kendini biçimlendirmesi yürek gerektirir. Onun, vereceği kararın yol açacağı sonucu ve sorumluluğu üstlenme kararlılığını göstermek kolay değildir. Bir çok genç bu durumda ana kuzusu olmayı tercih edebilir veya grup bağımlısı olmakta güven arayabilir. Bir gençte toplumun bağımsız bir üyesi kimliğinin oluşması, ancak iç fırtınalar sonucu gelişir.

Nereye Yönelmeliyim?

Anne-baba, genci zamanla değişmiş ve kendilerinden uzaklaşmış bulur. İki taraf da bu durumda tedirgin olur. Gençler, psikolojik değişim süreci içindedirler. Kendini anlamak için soru sorarlar, hırçın ve tepkilidirler. Sorunlarını paylaşmaz, kendilerine saklarlar. Bazı gençler ise, ilgisiz kişilerle dostluk kurar, sonra da hayâl kırıklığı yaşarlar. Pek çoğu da, bir çok maksada birden yönelmenin karmaşası içinde saflık ve tecrübesizliğin çelişkilerini yaşar. Deneme -yanılma yolu ile bir gayeye yönelirler.
Bazı gençler, bu dönemde antisosyal olurlar. Yıkıcı davranışlar sergilerler. Evden–okuldan kaçarlar; kavgalara karışırlar; çetelere girerler. Bazı araştırmacılar, ergenlik dönemi için “Normal bir şizofreni dönemi” deyimini kullanmaktadırlar.

Ergenlik dönemini başarılı bir biçimde çözümlemek, yapıcı ve üretken bir birey olmak hiç de kolay değildir.
İsyan Duygusu

Ergenlik döneminin kendisine has psikolojik güçlükleri nedeniyle genç, kendisinin “isyancı” olarak nitelendirilmesinden hoşlanır.

İşte satanizm, bu duyguyu kullanmaktadır.

“İnsanın Tanrı karşısında âciz olmasından nefret ediyorum, ben dünyaya isteyerek gelmedim, ne istiyorsam onu yaparım” gibi sözler, satanistlerin sık kullandıkları cümlelerdir.

Mezarlık bekçileri ile anlaşıp ilahiler okuyan genç, aidiyet duygusunu tatmin etmektedir. Sevmediği insanları lanetlemek de yöntemlerinden birisidir. İntikam ve lânetleme, projeksiyon savunma mekanizmasının yol açtığı bir tatmin şeklidir.

“Satanizm, kendini sakınmayı değil istediğini yapma özgürlüğü sunar” felsefesi, gencin ego doyumunu destekler.

Sorunlu Gençler Satanizm‘e Aday mı?

Zeki gençler, ergenliği daha bunalımlı, sancılı ve fırtınalı geçiriyorlar. Varlıklı ailelerin zeki çocukları sorularına cevap bulamazlarsa, kendilerini kaos içerisinde bulmaktadırlar.

Psikolojisi bozuk, zeki ve varlıklı aile çocukları, satanizm için en büyük risk grubudur.

Satanist gençler, farklı arayışları olan, soyutlanmış hissini taşıyan, anlaşılmadığını düşünen, hayatı anlamsız ve gayesiz gören düşünce biçimine sahip olan gençlerdir.

Depresif ruh hali, üzüntü ve karamsarlık içerisindeki genç, bir çok ekonomik imkâna rağmen mutlu olamadığını hissettiğinde, önüne çıkan kısa, anlık, hattâ normal dışı bir zevk sebebi olanak satanizme yönelebilir.

Satanist grup içerisindeki gençler, ailelerinden ve okuldan alamadıkları duygusal desteği burada aramakta, üzüntüyü, sevinci ve zamanı paylaşma ihtiyacı duymaktadırlar. Mum yakıp, çevrelerinde alkolle, seksle, saldırganlıkla normal dışı paylaşım peşinde olmaktadırlar.

Belirli İlkeler

İntikam, başkaldırı, istediğini yapmak, büyünün gücünü kabul etmek, gerçek insanlığın şeytanı memnun etmekte yattığına inanmak, satanizmin ilkeleri arasındadır. Aşağıdakiler ise, yasaklardır:

Sevgini nankörlere harcama; istenmeden fikir belirtme; cinsellik sinyali almadan kimseye yaklaşma; seninle ilgili olmayan şeyden şikayet etme; insan olmayan hayvanları ihtiyacın olmadığı zaman öldürme; seni rahatsız edeni uyar, dinlemezse yok et; sadece şeytanla ruhunu bütünleştirmek isteyeni öldür.

Heyecan dolu özgürlük ve başkaldırıyı yöntem olarak benimseyen satanizm yapay bir hareket olarak düşünülmemelidir. Satanizm, şu an örgütlü bir hareket değildir, fakat örgütlü bir hareket olma ihtimali yüksektir.

Kübün Dışına Sızanlar

Günümüzde toplumlarda ve toplumumuzda manevi çoraklaşma, ahlâkî yozlaşma, ileri boyutlara varmış bulunuyor. Satanizm, bu çoraklaşma ve yozlaşmanın acı sonuçlarından biridir.

Burada dindar bilinen insanların da büyük hatası var. Kuran-ı Kerim’de “Şeytanın orduları, şeytanın evliyası” tanımları vardır. Bu tabirlerin kendileri için kullanıldığı şeytanlaşmış kişilerin yanısıra, din adına hareket eden kimselerin dünyalık peşinde koşmaları, ticari hayatta çıkar ilişkisinde acımasız bir kapitalist gibi davranmaları, Allah’ı değil nefislerini memnun edenler gibi yaşamaları da, gençlere kötü örnek oluşturmaktadır.
Gençlere emretmeyen fakat örnek olan, dostça ve akıllı davranan, onlara zaman ayıran bireyler olmalıyız. Eğitimdeki hatalarımızı düzeltmeliyiz.

Ne Yapmalı?

1. Satanist eğilimli çocukların anne ve babaları sorun odaklı değil, çözüm odaklı düşünmelidirler. Suçlu aramak yerine sorumluluk almaya çalışmalı; çocuklarından önce kendilerini sorgulamalı; çocuklarını anlama çabası içinde olmalı; çocuklarının kendilerini ifade için iletişim yollarını açık tutmalıdırlar. Baskı, tenkit, korkutma, sindirme, küçümseme, azarlama gibi tepkiler genci savunmaya iter. Genç, kendisine haksız bir saldırı yapıldığını düşünür. Anne ve babaya karşı öç alma duyguları gelişir ve anne-babayı cezalandırmak için onların hoşlanmadığı şeyleri yapmaya başlar.

2. Satanist eğilimli genç ölümü daha mutlu bir dünyaya geçiş olarak görür. Onlar, “bu dünya bir cehennem, ölüm daha güzel bir aleme geçiş” inancını benimsemişlerdir. Bıraktıkları notlarda, “Biz buraya ait değiliz” inancı hep yazılır.

Anne-baba satanizme inanan bir gençle düzeyli bir tartışma içine girmelidir. Satanistik hayat felsefesini tartışma, onun alternatifi hayat felsefelerini ona anlatmak gerekir..Öfke ile hareket eden ebeveyn, genci savunmaya sevk edecektir.

Satanistik hayat felsefesinin alternatifi olan semavi hayat felsefesinin doğruları sevgi ve şefkatle anlatılırsa, gençlerin inanmaları çok kolay olacaktır.

Cezalandırma, bunun elinden telefonunu, arabasını alma, gençte kendisine haksız saldırı yapıldığı düşüncesini pekiştirecektir.

3. Satanizm eğiliminin bazı işaretleri:

– Müzik zevki, sert müzikten hoşlanma;
– Özel simgeli siyah kıyafetler;
– Karanlıktan hoşlanma;
– Saldırgan eğilimlerde artış;
– Arkadaş gurubunun özellikleri.

4. Okulda ne yapılmalı?

Kendilerinde isyan ve dilediklerini diledikleri gibi yapma duyguları fazla olan bu gençleri hemen dışlamak son derece yanlıştır.
Satanist gençlerin pek çoğunda üreticilik özellikleri ve yeni şeyler yapabilme kabiliyetleri vardır. Yanlış yerde kullanılan bu özellik ve kabiliyetler için müsbet sahalar onlara gösterilmelidir.
Satanist gençle oturup, onunla saatlerce konuşabilen inanmış okul psikologlarına ihtiyaç vardır.

Santanist gençle oturup, onunla saatlerce konuşacak ebeveyne ihtiyaç vardır.

Satanist gencin olumlu yönlerini görüp, bu yönlerini takdir edip, onunla diyaloga geçmeye ihtiyaç vardır. Monologa değil diyaloga ihtiyaç vardır ve “sevgi dolu bir bakış, güler yüz, birkaç güzel söz,” çok defa satanist bir gencin ruhunda da güzel çiçekler açtıracaktır.

http://www.yeniumit.com.tr/konu.php?konu_id=22&yumit=bolum2
—————————————————————————-

Gençliğin Çığlığı, Prof. Dr. M. Tarhan 21.04.2006

Hümanist felsefe ve bireysel yaratıcılık iddiası ile gençleri etkileyen bir” kafa tutma akımı” gençliği bir yerlere götürüyor.

Satanizm zeki, varlıklı ve tepkili gençlerin felsefesi denilebilir. Satanizm, doktrini olan bir akımdır. Kendilerine göre bir dindir. İster A.B.D, ister Mısır ister Türkiye’de olsun bazı ortak ritüeller gösteriyorlar. Giyim kuşamı, saç şekli, ibadet biçimleri, intihara giderken bıraktıkları mesajları bu yapıyı ortaya koymaktadır.

Satanizm: “Ne istiyorsan onu yap” temel felsefesi üzerinde gider. Şeytanı memnun etmenin gerçek insanlık olduğunu düşünür.

Ergenlik döneminin özellikleri:

Çete yaşıdır:

Öncelikle aynı yaştan olan çocukların bir arada bulunmak, aynı yiyecekleri paylaşmak, sır ortaklığı yapmak, bazı eşyalara sahip olmaktan hoşlanırlar. Koleksiyon yaparlar, dîni konular konuşurlar, yıldızlarla uğraşırlar. Bazı gençlerde suç işlemeyi, kurallara aykırı davranmayı amaç edinirler.

Ergenlik döneminde işlenen suçlarda, gençlerin dörtte üçü suçu yalnız işlememiştir. Çete grupları mârifeti ile işlenen suçlar çoğunluktadır. Çocuk hırsızlıklarının %89’unun grup hâlinde işlendiği bilinmektedir.

Bu durum gençlerdeki aidiyet duygusu ile ilgilidir. Bir gruba ait olma, paylaşım içinde olma gençliğin psikolojik doğasında vardır.

Gencin önünde olumlu, tatmin edici grup seçenekleri yoksa, sadece hoşuna giden gruba katılacaktır.

Geçiş yaşıdır:

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş ergenin çözmesi gereken önemli bir sorundur. Beden hızla gelişirken ruh ona uyum sağlamakta zorlanır. Bu nedenle bir psikolojik sarsıntı yaşanır. Fırtınaya tutulmuş bir gemi gibidir âdeta. İyi bir rehbere ve doğru bir pusulaya ihtiyacı vardır.

O yaşa kadar çocuk güvenliğini ana-babanın her şeyi bildiği ve üstesinden geleceği inancından alır. Genç Ana-babanın her şeyi bildiği ve üstesinden geleceği inancından alır. Ergenlik çağında bağımsızlık dürtüsü bastırmaktadır. Genç ana-babayı beğenmemeye başlayacaktır. Hatta acımasızca eleştirecektir. Bu ergenliğin doğal bir belirtisidir.

Ana-babanın güçlü görünümlerini değiştirme dürtüsü ile onun yerine birilerini koymaya başlar. İşte bu durum gencin yanlış gruplaşmalara kurban olması için tehlike demektir.

Bu dönemi iyi ana-baba iletişimi ile geçirirse gençte olumluluk dönemi başlar ,gücü ve bilgeliği kendi içinde geliştirme zarureti görür.

Fırtınalı dönemdeki genç kimlik arayışı ve bunalım yaşamaktadır.Kimlik bunalımı içerisinde olan gencin yalancı önderlere ve güç gösterilerine kapılması çok kolaydır.Geçiş yaşında bulunan Gencin gözünde ana-babanın geçici olarak değerini yitirmesi olgunlukla karşılanmalıdır.

Şaşkınlık yaşıdır:

Yeterli benlik gelişmesi için çocukluk dönemlerinden beri yeterli iç denetim düzenekleri doğru-yanlış,faydalı-zararlı,iyi-kötü kavramlarının temeli atılmış olmalıdır.Neyin iyi neyin kötü olduğu öğretilmeyen bir genç, ergenlik döneminde şaşkınlık ve kimlik bunalımını daha şiddetli geliştirecektir.

Yeterli benlik gelişimi için 3 soru vardır (Colemann 1972) :

Ben kimim?

Nereye yönelmeliyim?

Neden?

Ben kimim?

Ana-baba gerekli ortamı hazırlamışsa kimlik karmaşası kolay aşılır. Eğer genç kendisini düşman bir dünya içinde eksik ve güçsüz buluyorsa ruh sağlığı bozulabilecek veya çetelere karışabilecektir.

Bir tehlike de bağımlılığı bağımsızlığa tercih etmesidir. Bir gencin kendini biçimlendirmesi yürek gerektirir. Vereceği kararın yaratacağı sonucu ve sorumluluğu üstlenme kararlılığını göstermek kolay değildir. Bir çok genç bu durunda ana kuzusu olmayı tercih edebilir veya grup bağımlısı olarak kendisini güvende hissedecektir. Bir gençte toplumun bağımsız bir üyesi kimliğinin oluşması ancak iç fırtınalar sonucu gelişir.

Nereye yönelmeliyim?

Ana-baba genci zamanla değişik ve kendilerinden uzak bulur. İki tarafta bu durumda tedirgin olur. Gençler, psikolojik değişim süreci içindedirler. Kendini anlamak için soru sorarlar, hırçın ve tepkilidirler. Sorunlarını paylaşmaz, kendilerine saklarlar. Bazı gençler ilgisiz kişilerle dostluk kurarlar, sonra da hayâl kırıklığı yaşarlar. Bir çok amaca birden yönelmenin karmaşası içinde saflık ve tecrübesizliğin çelişkilerini yaşamaktadırlar. Deneme yanılma yöntemi ile bir amaca yönelirler.

Bazı gençler bu dönemde çok antisosyal olurlar.Yıkıcı davranışlar sergilerler. Evden–okuldan kaçarlar, kavgalara karışırlar, çetelere girerler. Bazı araştırmacılar ergenlik dönemi için “Normal bir şizofreni dönemi” deyimini kullanmaktadırlar.

Ergenlik dönemini başarılı bir biçimde çözümlenmek yapıcı ve üretken bir birey olmak hiçte kolay değildir.

Neden satanist oluyorlar?

Ergenlik döneminin kendisine has psikolojik güçlükleri nedeniyle genç kendisinin “isyancı” olarak nitelendirilmesinden hoşlanır.

İşte satanizm felsefesi bu duyguyu kullanmaktadır.

“İnsanın Tanrı karşısında âciz olmasından nefret ediyorum, ben dünyaya isteyerek gelmedim, ne istiyorsam onu yaparım.” gibi sözler satanistlerin sık kullandıkları cümlelerdir.

Mezarlık bekçileri ile anlaşıp ilahiler okuyan genç aidiyet duygusunu tatmin etmektedir. Sevmediği insanları lanetlemekte yöntemlerinden birisidir. İntikam ve lânetleme projeksiyon savunma mekanizmasının doyumudur.

Geçen yıllarda Ataköy’de beraber 14. kattan kendilerini bırakan Alp ve Aslı aidiyet duygularını yazdıkları mesajda “Biz buraya ait değiliz” şeklinde ifade etmişlerdi. Biri 14 diğeri 17 yaşında derslerinde başarılı bu 2 gencin ekonomik sorunları yoktu. Yine Kaliforniya da “ Yüce Kaynak Tarikatı ” 39 satanistin toplu intiharında “biz buraya ait değiliz” şeklindeki not aidiyet duygusunun dışa vurumuydu.

“Satanizm kendini sakınmayı değil istediğini yapma özgürlüğü sunar” felsefesi gencin ego doyumunu destekler.

Sorunlu Gençler Satanizm‘e Aday mı?

Zeki gençler ergenliği daha bunalımlı, sancılı ve fırtınalı geçiriyorlar. Varlıklı ailelerin zeki çocukları sorularına cevap bulamazlarsa kendilerini kaos içerisinde buluyorlar.

Psikolojisi bozuk, zeki ve varlıklı aile çocukları satanizm için en büyük risk grubudur.

Satanist gençler farklı arayışları olan, soyutlanmış hissini taşıyan, anlaşılmadığını düşünen, hayatı anlamsız ve amaçsız gören düşünce biçimine sahip olan gençlerdir.

Depresif ruh hali üzüntü ve karamsarlık içerisindeki bu genç birçok ekonomik imkana rağmen mutlu olamadığını hissettiğinde önüne çıkan kısa ve anlık zevk veren satanizm yöntemini benimsemektedir.

Kedi köpek katletmek, ibadetlerle dalga geçmek, kutsal nesneleri aşağılamak, kurban seçilen insanlara işkence tecavüz, grup seksi, uyuşturucu kullanımı, kara büyü ve büyü ayinleri yaparlar. Vazgeçemedikleri üç şey siyah, karanlık ve sert müziktir. Sert müzik satanistlerin iç sıkıntısının bir çığlığıdır.

Satanist grup içerisindeki gençler ailelerinden ve okuldan alamadıkları duygusal desteği burada alabiliyorlar. Üzüntüyü, sevinci ve zamanı paylaşıyorlar. Mum yakıp çevresinde alkolle, seksle, saldırganlıkla sıra dışı paylaşım yaşıyorlar.

Tepkili gençlerin istediklerini yapabilmesi çabası ve ifâde yolu olan satanizm gittikçe daha çekici hâle gelecek gibi görünüyor.

Geleceğin dini olabilir mi?

Dinlerin iyi-kötü, doğru-yanlış ayırımı satanizmde de geçerlidir.

Satanizmin doğruları şunlardır:

1.İntikam

2.Başkaldırı

3.İstediğini yapmak

4.Büyünün gücünü kabul etmek

5.Gerçek insanlık şeytanı memnun etmektir.

Yasakları:

1.Sevgini nankörlere harcama,

2. İstemeden fikir belirtme,

3. Kimseyi rahatsız etme,

4. Rahatsız edenden zâlimce, insafsızca öcünü al,

5. Cinsellik sinyali almadan kimseye yaklaşma,

6. Sana ait olmayan şeyi alma,

7. Seninle ilgili olmayan şeyden şikayet etme.,

8. Küçük çocuklara zarar verme,

9. İnsan olmayan hayvanları ihtiyacın olmadığı zaman öldürme,

10. Seni rahatsız edeni uyar, dinlemezse yok et.

11. Sadece şeytanla ruhunu bütünleştirmek isteyeni öldür.

Heyecan dolu özgürlük ve başkaldırıyı yöntem olarak benimseyen satanizm yapay bir hareket olarak düşünülmemelidir. Satanizm şu an örgütlü bir hareket değildir, fakat bu hızla gelişir ve örgütlenirse alternatif din ve felsefe olma potansiyeli yüksektir.

Neden ateist olmuyorlar?

Bir genç bu soruya şu cevabı veriyor. “Bu berbat dünyaya ben isteğimle gelmedim. Gerçek bir Tanrı olmasaydı bu dünyada olmazdım. Tanrı hiçbir zaman bizimle olmadı. İstediğimi yapamayacaksam neden yaşayayım ki? Ben kimseye hesap vermek istemiyorum. Tanrı şeytanı kıskandı ve kovdu. Şeytan bana hesap sormuyor, onun tarafını tercih ediyorum. Şeytanın başkaldırısındaki asaleti seviyorum.”

Bu gence göre satanizm ateizmden daha makul ve mantıklı gözüküyor.

Ruhsal bunalıma giren gençler aile ve eğitmenlerinden yeterli duygusal destek ve doğru inanç kalıpları alamadıklarında satanist olurlarsa onlara kızmaya hakkımız yoktur.
http://www.mcaturk.com/mca_icerik_detay.php?icerikid=259

Günümüzde Mistik Akımlar Ali ÜNAL

Batı’daki Rönesans hareketi, insanlık tarihinde önceki çağlarla modern çağlar arasında bir geçiş noktası olmuştur. Bu hareketin temelinde semavî olana başkaldırmak, her düşünceyi, her felsefeyi ve her değeri yere indirmek, insanı “kendisi” yapmak iddiası yatmaktadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin beslediği bu yaklaşım, 19’uncu asra gelindiğinde, artık varlıkta fiziğin çözemeyeceği bir problem olmadığına inanıyor ve “din ve metafizik evrelerini geride bırakan insanlığın dine bir daha ihtiyaç duymayacağı”nı iddia ediyordu.

Ne var ki, 20’nci asır, materyalizm ve ateizm gibi inkâra dayalı akımlarla noktalanan 19’uncu asır pozitivizminin, “sürekli ileriye doğru akış içindeki tarihî sürec”in “ilkel çağlar” veya “ilkel insan”ın dinleri veya birer bâtıl inanç olarak görüp, tarihte kaldığını ileri sürdüğü akımların aynen veya yeni versiyonlarıyla patlak verdiğine şahit oldu. Daha da ötesi, küreselleşme bu akımları öne çıkarıyor. Kısacası, bilim ve felsefenin “öngörü”leri bir bir iflas ederken, bunların ve meydana getirdikleri dünyanın sebep olduğu akımlar, insanlar arasında “sosyal psikopatolojik” bir durum meydana getiriyor. Evet, psikiyatrist Gökhan Karataş ve Bülent Acar, sosyal psikopatolojik olarak niteledikleri bu durumla ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadırlar:

İnsan, şimdiki durumunda, taş devrindeki insanın kendini bilmediği bir ormanda bulduğu zamanki halini andırmaktadır. Her şey giderek bilinmez ve anlaşılmaz olmaktadır ve bilinmezler ve anlaşılmazlar karşısında insanın kendi varoluşu tehlikededir.

Fakat bu gerçeğe rağmen, bazı psikiyatristler, meseleye yine aynı pozitif temele dayalı bir insan veya psikiyatri temelinde yaklaşmaktadırlar.

“Mistik Akımlar”
19’uncu asır, bir yandan bilim temelli pozitivist ve materyalist akımların zirveye ulaştığı bir asır olurken, bir yandan da yeni mistik akımların üremesine veya tarihte kalmış akımların diriltilmesine şahit oldu. Meselâ, 1831 Ukrayna doğumlu, “110 kilo ağırlığında ve günde 200 el sarması sigara içen” bayan Helena Petrovna Blatavasky, 1875 yılında New York’ta albay Henry Steel Olcott ve William Quan Judge ile birlikte Teosofi Cemiyeti’ni kurdu. Teosofi, Tanrı bilgeliği ve İlâhî hikmet manâsına gelmektedir. Bu cemiyetin üç maksadı vardı: 1. Evrensel insan kardeşliğini sağlamak; 2. Kadim din, felsefe ve bilimleri araştırmak; 3. Tabiat kanunlarını araştırmak ve insan içinde gizli olarak bulunan İlâhî güçleri geliştirmek.

Batı’da ortaya çıkan önemli ezoterik akımlardan biri de Hermetisizm’dir. Aslında Hermetisizm, “ilk çağlar” Mısırında ortaya çıkmış olmakla birlikte, 17’nci asırdan itibaren Batı’da yeniden dirilmiştir. 18’inci asırda Masonluğun sembolik ritüellerine yön veren bu Hermetisizm olduğu ve bu akım masonlukla birlikte geliştiği gibi, aynı akım, Teosofi, Altın Şafağın Hermetik Düzeni ve Martinizm gibi etkili ezoterik ekollerin oluşmasında, okültizmin (gizlicilik) yeniden dirilmesinde ve 20’nci asır paganizmi üzerinde de önemli tesirler yapmıştır. Freudçuluğun önemli isimlerinden Carl G. Yung’un bazı eserlerinde görülen bilhassa simya sembolizmi, tanrı-benzeri arketip (ilk model tip)ler ve pisişin (insan nefsaniyetinin) gizli alanlarına ilgi gibi hususlarda da aynı

Hermetik mirası görmek mümkündür.
1866 yılında Kafkasya’da dünyaya gelen George Ivanovitch Gurdijeff ise, Hermetisizm, simya üzerine kurulu Batı ezoterizmi (batınîlik) ve Yoga, Vedanta vs. temeline oturan Hind ezoterizminden başka dördüncü bir yolun daha bulunduğu iddiasında idi. Onun sisteminde “farkındalık”, “kendini bilme”, “kendi üzerinde çalışma” gibi kavramlar ön plana çıkıyordu. Gurdijeff’e göre insan uyku halinde olup, uyanmak içinde bir takım çalışmalara girmeliydi. Aklın normal seyrini değiştirip, farklı şuur hallerini uyarmak için felsefî ve psikolojik seminerler dışında, bazı özel hareketler ve danslar da söz konusuydu.
Batı okültizmi ve/veya ezoterizminde simyacılık ve hermetisizmin yanısıra, özellikle Batı orta çağlarına ait büyücülük, büyü reçeteleri ihtiva eden eserler, cin ve ifrit resimleri, astroloji ve bilhassa Kabbalizm en önde gelen unsurlardır. Bunları, Blatavasky ve Gurdijeff’ten önce yaşayan Paraselsus ve Agrippa gibi okültistlerin eserlerinde görmek mümkündür. Meselâ. bu kişilerle çağdaş olan, 1810 doğumlu Fransız okültist, kabbalist ve büyü uzmanı Eliphas Levi Zahed, hem astroloji, hem büyü, hem hermetisizm ve hem de kabbalizmle ilgileniyordu.

Esasen, iddiaları ne olursa olsun, hepsi birden okültizm (gizlicilik) olarak adlandırılabilecek bu modern mistik akımların, hedef olarak, Rönesans’la gelişen bilimle çeliştiğini söylemek zordur. Yukarıda arz edildiği gibi, Rönesans’ın ve bilâhare gelişen bilim anlayışının temelinde ve hedefinde, insanı kendisinin “ilâhı” yapmak ve ona aslî gücünü kazandırmak yatmakta idi. Yeni mistik akımlar da, bilimin gerçekleştiremediği bu hedefi taşımakta, fakat bu hedefe ulaşmak için ilk çağlardan kalma bir takım yolları teklif etmektedir. Her şeye rağmen temelde yine materyalizm ve inkârcı, insanı gerçek manevî yanından tecrit eden ve bu yanını kabûl etmek istemeyen hümanizm vardır.

Modern Kültler

“Kült”, ferdiyetçilik ve ezoterizmi bir araya getiren ve dinî aidiyet duygusu taşıyan küçük gruplara verilen addır. Kültler, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok daha yaygın bir şekilde görülmeye başlamıştır.
Kültler; metafizikçiler, parapsikoloji ve büyü grupları olarak sınıflandırılabilir. Scientific Church (Bilim Kilisesi), eski dinlerin kavramlarıyla yeni bilimsel gelişmeleri kaynaştırmaya ve böylece metafizik gerçek ve tecrübeleri bilimle açıklamaya çalışan metafizikçi kültlere örnektir. İnançlarını parapsikoloji ile izah etmeye ve ispatlamaya çalışan parapsikoloji grupları, daha çok telepati ve zihnî kontrolle ilgilenmektedirler.

ABD’deki en önemli kültler arasında, Koreli bir rahip tarafından kurulan Moon akımını, Hinduizm’in ‘tanrı’larından Vişnu’nun kendisine girdiğine inanılan Hindli Prabhupada adlı biri tarafından kurulan ve kutsal kitapları Bagavitas Gita olan Hare Khrişna’yı, Hıristiyanlık-Budizm karışımı bir görünüm arz eden ve bilimi referans alıp, eğitime önem vermesiyle tanınan Bilim Dini Kilisesi’ni (Scientology Church), kendi içinde farklı, hattâ çelişkili inançları barındıran Yeni Çağ Hareketi’ni sayabiliriz. Bilhassa bu son harekette, Uzak Doğu menşeli olup, zihin ve beden koordinasyonu kurma iddiasındaki bir takım uygulamalar, batınî, mistik fikirler, büyücülük, alternatif tıp ve diyet metotları, parapsikoloji ile bilimi bağdaştırma ve ekolojik duyarlılık önemli yer tutmaktadır.

Monizm, panteizm, panenteizm (Tanrı, bütün bir evrenden ibarettir doktrini), reinkarnasyon, karma (bütün iyi ve kötü davranışlarımızla hayatımızın muhassalası), aura (bedenin dışında bedenin ürettiği enerji alanı), transformasyon (hipnoz, meditasyon, hayal ve bazı ilaçlarla sağlanacağına inanılan iç dönüşümle insanın kendindeki “tanrısal” gücü harekete geçirmesi), ekolojik duyarlılık ve evrensel din, modern kültlerde, bilhassa Yeni Çağ hareketinde en önde gelen esaslarıdır.

Yeni Çağ içinde yer alan modern kültlerde, varlığına inanılan tek bir (dünya) ruhu ile temasa geçme, kristalleri tedavide kullanma, meditasyon, rahatlama ve tedavi için melodik müzik, astroloji; akupunktur, kristal tedavi teknikleri, masaj, meditasyon, yoga, medyum tedavisi, renkler ve sesler gibi değişik yollarla zihin-ruh-beden koordinasyonunu sağlama üzerine kurulu küllî (bütüncül, holistik) sağlık yaklaşımı, ferdî başarıyı artırmaya yönelik zihnî ve hissî gelişim hareketleri ise, başlıca pratikleri veya ritüelleri teşkil etmektedir.

Modern Kültlerin Yaygınlaşmasının Sebepleri
Kültler, günümüzde bilhassa Amerika’da yaygındır ve bu ülkede bini aşkın kült vardır. Ortaya çıkan her bir yeni kült, özellikle internet haberleşmesinin yaygınlaşması sebebiyle hemen taraftar bulabilmektedir. Kültlerin hızla artmasının ve her ortaya çıkan yeni bir kültün taraftar bulabilmesinin en önemli sebepleri olarak, teknolojik gelişmenin ve maddî hayatın insanları tatmin etmemesi, modern bilimin hayat ve varlık problemlerini çözememiş ve çözemeyecek olması, parapsikolojinin gelişmesi ve buna paralel olarak bilhassa Uzak Doğu menşe’li mistik hareketlere revaç verilmesi, özellikle ABD’de Vietnam savaşı gibi savaşların insanlarda meydana getirdiği psikolojik rahatsızlıklar ve üzerinde durulmamakla birlikte, mutlaka durulması gereken Küreselleşme ve

Yeni Dünya Düzeni’nin maksatlı tercihleridir.
Batı’da bilhassa Uzak Doğu menşe’li ve bu arada Budizm etkili akımların revaç bulması konusunda Ali Şeriati, bir sosyolog olarak şu değerlendirmeyi yapar:

Refah, insan hayatını anlamsızlaştırmakta ve abesleştirmekte. Artık hiçbir şeyde heyecan, ümit, beklenti ve gelecek bırakmamakta. İç âleme yönelme ise, insanı maddî hayata karşı isyan ettiriyor. Buda, böyle bir insanı yansıtır. O, (saraydaki) hayatının cennetine karşı isyan etmektedir. Bugünkü Batı insanının ulaştığı nokta da budur. O, tümüyle maddî olan, maneviyattan yoksun ve salt refah ve yarar düzenine karşı isyan etmektedir. Onun kaderi, sadece maddî hayat ve tüketimin üstünlüğü esasına göre hayatını cennet yapmak isteyen insanın kaderidir ve sonunda vardığı yer, boşluk, isyan ve tüketimci hayatın tahrip edilmesidir. Bugünkü Batı gibi, Buda’nın kaderi de buydu. Bu yüzden Buda, bugünkü Batı’da ilgi görmektedir. (Dinler Tarihi)

Modern insan, her insan gibi temelde semavî menşeini aramakta, fakat kendisini sınırlayacak, eğitip, disipline edecek bir dine ve bunun için de kendi üstünde bir Tanrı’ya inanmak yerine, hem istediği gibi yaşamak, hem de rahatlamak gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir arayışın içinde bulunmaktadır. Bu arayışa cevap olarak ortaya çıkan akımlar, hem ona tam bir postmodern ve tarihselci izafiyet içinde her ferdî inanış ve düşüncenin doğru olduğunu fısıldamakta, hem de bir takım pratiklerle ona rahatlama va’d etmektedir. Böylece o, kendinde saklı olduğuna inandırılan ve beş asır bilimin ortaya çıkaramadığı “tanrısal” gücü ortaya çıkarıp başarısını daha da artıracağı, daha da güçlü olacağı; yenemediği, bilimin, teknolojinin baş edemediği güçleri kendindeki bu güçle yeneceği, hem keyfince yaşayıp, hem de zihnen ve rûhen rahatlayacağı ve Buda’nın iddiasıyla, semadaki “Cennet’i yeryüzüne indireceği” vehmiyle avutulmaktadır.

Onun, kendisini gerçekten algılama, ruha atfedilip, ruhla ulaşılacağı kabûl edilen sırların düşünce ile gerçekleştirme pratiği, ‘ben’in enerjisini ortaya çıkarıp, bu enerjinin bize sağlayacağı varsayılan özgürlük alanını genişletme ve hayat mücadelesinde başarı, denge ve uyumu sağlama metodu olarak takdim edilen yoga ve meditasyon gibi tekniklere eğilim göstermesi de bundandır. Bu tür tekniklere ve akımlara bilhassa refah seviyesi yüksek kesimin, hem de çok pahalı seanslara rağmen ilgi göstermesinin altında, bu kesimin, bir türlü bulamadığı mutluluk arayışını, biraz fantezi ve orijinalite ve biraz da bunlarla ayrıcalık peşinde olma temayüllerini de görebiliriz.

Sözünü ettiğimiz mistik akımların son yıllarda bilhassa Holywood çevrelerinde yaygınlaşmasının ve bunlarla ilgili çok fazla yayının yapılıp, bazı safdil Müslümanları Batı’da dine ve maneviyata yönelindiği gibi duygulara sevkeden filmlerin çevrilmesinin altında, çok önemli bir sebep olarak, küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni politikaları da yatmaktadır. Postmodernizm ve tarihselciliğin önemli temellerinden ikisini oluşturduğu küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni, tek bir dinî gerçekliği, hattâ insanüstü bir dinî gerçekliği kabûl etmeyip, bunun yerine dinin ve inançların subjektifliğini ve izafiliğini iddia etmekte; din veya dinî inançlarda yine benlik algısı altında nefsânî unsurları, insanî pisişteki güya saklı güçleri ortaya çıkarma hedefi gütmekte, kısacası dini, Rönesans sonrası bilimselliğin yaptığı gibi, fakat katı ve kaba maddeden çok pisişi öne alarak, yine insana dayamaktadır.

Bu sebepledir ki, bilhassa ABD’de radikal Hıristiyan çevreler, hem Amerika’nın devlet olarak bağımsız gücü, yani Amerikalılık ve Amerikancılık adına, hem Hıristiyanlık adına, hem de Amerikan gelenekleri ve aile kurumu adına Küreselleşmeye de, Yeni Dünya Düzeni’ne de karşı çıkmaktadırlar. Onlara göre ve gerçekte de, küreselleşmenin ortaya çıkarmaya çalıştığı yeni dünya dini, bütün inanışları karıştırıp, güya tek ve büyük bir bileşim meydana getirme gayreti içinde olup, buna en müsait gördükleri Budizm ve Hinduizm gibi inançlara önem ve öncelik vermektedir. Son dönemde, Maharişî hareketin 40 bakanlı bir “dünya devleti” kurup, dünya çapında örgütlenmesinde, yine aynı gerçekler söz konusudur.

Satanizm

Satanizm, sanıldığı gibi şeytana tapma değil, şeytanlaşarak, şeytanı da aşma akımı olma niteliğiyle, yukarıda sözünü ettiğimiz kültlerden biri, ama aşırılıkta sınır tanımayan biri şeklinde telâkki edilebilir. Doğu’da ise Satanizm, Yezidilik şeklinde ortaya çıkmıştır. Mezopotamya’nın en eski bâtıl dinlerinden biri olan Yezidilik’te, Melek-Tavus adı altında bir melek gibi görülen şeytana tapılır. Yezidîler bugün Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin doğu bölgesinde, Almanya, Gürcistan ve Ermenistan’da yaşamaktadırlar. Onlar, taptıkları şeytanın adını hiç anmazlar. Bu inanışa göre güneş, ay ve yıldızlar da kutsaldır ki, buradan bu dindeki Sabiî ve tabiatıyla
Mezopotamya tesirini görmek mümkündür.

Yezidilerin Kitabu’l-Cilve (Vahiy Kitabı) ve Mushafu’r-Reş (Kara Kitap) olmak üzere, kutsal kabûl ettikleri iki kitapları vardır. Âhiret inancı bulunmayan Yezidîlik’te okumak, yazmak, hayvanları ehlileştirmek gibi şeyler günahtır. Bu inanca göre, şeytandan Allah’a sığınma öldürülme sebebidir. Bunu yapamayan Yezidî intihar ederek, kendisini Melek-Tavus’a kurban etmiş olur. Bunu da yapamıyorsa bir hafta oruç tutmalıdır.

Modern satanizmin temellerini, 1900’lerin başında Aleister Crowley’in attığı söylenebilir. Yaptığı büyüler ve hayvanların katledildiği, uyuşturucunun çok fazla kullanıldığı kanlı ayinleriyle ünlü olan ve satanizmin düsturlarını anlattığı The Book of Law (Kanun Kitabı)’nı kendisine şeytanın yazdırdığını iddia eden Crowley’e göre insan, yapmak istediği her şeyi sonucunu düşünmeden yapmalıydı. İşte, denebilir ki, modern satanizmin temelinde yatan felsefe budur. Crowley, kutsal olan ne varsa ona küfretmeyi, cinayeti, tecavüzü istiyor ve herhangi bir iyi-kötü ölçüsü tanımadan, mutlak gücü benimsiyordu.

Daha sonra, 1960’larda Amerika’nın Californiya eyaletinde ortaya çıkan Anton Szandor LaVey adlı bir kişi, 1966 yılında Church of Satan (Şeytan Kilisesi)’ni kurdu. Hıristiyanlığa karşı çıkan ve önce Magic Circle (Büyü Halkası) diye bir grup oluşturan LaVey, içinde dokuz şeytanî ilkenin yer aldığı Satanic Bible’ı yazdı. Ona göre satanizmdeki temel hususlar, belli bir dine ve dinî ekole ait olmama ve insanın fizikî veya zihnî yapısından zevk almadır. Şeytan, insanın bir tür hayvan olduğu düşüncesini ve dinlerin günah dediği şeyi temsil eder. Dolayısıyla satanizm, dinî ve ahlâkî her şeye karşı çıkma ve bunların tersini yapma esasına dayanır.

Satanistler, Allah’a, daha doğrusu insanın üstünde, bir başka ifade ile, onun zevk alan hayvanî yanı dışındaki bir varlık boyutuna, meleklere, Cennet ve Cehennem’e, kutsal kitaplara, ruhlara, hattâ şeytana bile inanmazlar. Onlar için var olan, sadece maddî ve reel olandır. Onlar, şeytanı din düşmanlığının, insanın dilediği gibi yaşamasının, insanın içinde uyarılmakla ortaya çıkan gücün sembolü olarak görür ve benimserler. Davranışlarıyla ilgili olarak kendisine hesap verilmesi gereken herhangi bir merci kabûl etmezler ve asla bir üst değer tanımazlar.

Satanizm, maneviyata ve manevî bir üst otoriteye inanmayı ve bu inanca göre insanın kendisini terbiye ve disipline etmesini, bu inanç istikametinde benimsediği ahlâkî düsturlara uyma niyet ve gayretini, insanın kendisinden uzaklaşması, pasifleşmesi ve kendi kendisine yalan söylemesi olarak görür. Dolayısıyla insan, kendisine yalan söylemeden, kendisine karşı iki yüzlü davranmadan kendisini keşfetmeli, keşfetmeli ve bir hayvan olduğunu duymalıdır.
Şeytan Kilisesi’nin yayınlarında insan için “şehvetine göre yaşayan vahşî hayvan” tabiri kullanılır. İnsan, aslında bir tür hayvan olduğu için, hayvan olduğunu yaşayışıyla ortaya çıkarmaktan çekinmemelidir. Böyle bir çekinme, yukarıda ifade edildiği gibi, insanın kendi kendisine karşı iki yüzlü davranmasıdır.

Satanizm’in temel düsturlarına ve kendisine göre neyi günah, daha doğrusu, kendisine zıt kabûl ettiğine baktığımızda, satanizm gerçeğini bütün açıklığıyla görmek mümkündür. Satanizm’in önemli 21 düsturundan bazıları şunlardır:
Gücünü kaybetmemek için, zayıf ve aciz (karaktersiz, kişiliksiz) olanlara saygı gösterme.

İçinde başarma hedefi bulunduğu için gücünü her zaman sına.
Mutluluğu, barışta değil zaferde ara.
Yeni bir şey yaratacaksan, eskiyi tamamen yok et.
Ölümünü göremeyeceğin hiçbir şeyi çok fazla sevme.
Her zaman yapılmamışı keşfetmek için, daha fazla çalış.
Boyun eğmektense, öl.

Demircilik, ölümün kılıcını işlemek dışında hiçbir sanatsal değere sahip değildir. Ancak ölüm getiren kılıç, bir sanat şaheseridir.
Her şeyin üstünde başarıyı elde etmek için önce kendinin üstüne çık (Kendini aşmayı öğren).

Yaşayanların kanı, yeni bir tohum yaratmak için iyi bir gübredir.
Kurukafadan oluşan piramitlerin üzerinde duran kişi, daha uzakları görebilir.

Sevgiyi bir kenara atma. Fakat onu her zaman tehdit et; çünkü o bir sahtekârdır.

Bütün büyük olan şeyler, acı üzerine kurulmuştur.
En önde olmaktan çok, en üstte olmaya çalış. Çünkü büyüklük orda yatar.

Daha önceden yaratılmış engelleri yok etmek için taze ve güçlü bir rüzgar gibi gel.

Gücü engellediği için bütün aldanma ve yalanları reddet.
Bütün bu temel düsturlara baktığımızda, Satanizm’de gücün, güçlü olmanın, başarının, insanın dilediğini yapmasının, ölümün ve öldürmenin, bütün insanî duyguları reddetmenin, her türlü kurala başkaldırma ve isyanın en önde geldiğini görürüz. Satanizm’in temellerini başka ve daha felsefî ifadelerle açıklayan bir başka metinde ise, bu düsturlar şu şekilde ortaya konmaktadır:
Satanizm, sana kendini sakınmayı değil, istediğini yapma özgürlüğünü sunar.

Satanizm, sana ruhsal boş umutlar, hayaller yerine hayatî varoluşu sunar.
Satanizm sana, iki yüzlü bir şekilde kendini aldatmak yerine, saf aklı sunar.
Satanizm sana vurana öbür yanağını dönmektense, intikam alacak gücü sunar.
Satanizm sana der ki: İnsan, diğer dört ayak üstünde yürüyen hayvanlardan, bazen daha iyi, sık sık daha kötüdür. Zekâ gelişimi ve ayırt edebilme yeteneğinden dolayı, insanoğlu bütün hayvanlardan daha vahşi olabilir. (Bu düsturu açacak olursak, kendisi de bir hayvan olan insanın hayvanlardan daha iyi olması, daha vahşi olması demektir.)

Satanizm sana, günah diye tabir edilen her şeyin aslında fiziksel, duygusal ve zekâsal birer zevkten ibaret olduğunu söyler.
Satanizm, kendin için yaptığın ve zevk aldığın şeyleri onaylar ki, bunun farkına varan ve uygulayan kişi satanisttir.

Satanizm’de günah kavramına gelince, diğer dinler, insanların nefsaniyeti gereği yerine getirmekte zorlandığı bazı yasaklar koymuştur. Satanizm’de ise, bu yasakları yerine getirmeye çalışmanın adı günahtır.

Nasıl ve niçin satanist olduğunu anlatan bir vatandaşımızın söyledikleri de, satanizmin mahiyetini açıklamaya yetmektedir:
Sürekli Pendagram’ı dinleyen … isimli arkadaşımız, gizli güçlerle bağlantısı olduğunu iddia ederdi; evine gittiğimizde bazen aklını kaçırmış gibi delilikten öte hareketlerde bulunurdu. Kur’an yapraklarının üstünde oldukça sapık eylemlerde bulunduğuna bizzat şahit oldum. Hepimiz, tam bir din düşmanıydık, özellikle İslâmiyet’in. Kur’an-ı Kerim yapraklarına, cami duvarlarına ve cami bahçesindeki musalla taşlarına akla gelmedik sapıkça eylemlerde bulunur ve kendimizi tatmin ederdik. Böyle yaparak Şeytan’a hizmet edeceğimiz şeklinde beynimiz yıkanmıştı. “Eminim Şeytan bizi seyrederken kıskanıyordur” diye onunla alay ederdik. İnternetten Şeytan’la sohbet ederdik. En çok onu yaparken heyecanlanırdık.

Değerlendirme

İnsanlık tarihi, Rönesans’la birlikte yeni bir döneme girdi. Daha sonraki gelişmelerle bu döneme aydınlanma, bilimcilik, akılcılık, pozitivizm gibi adlar da verilmiş olsa, bunların hepsinin dayandığı temel, semavî olana, yani Allah’a ve O’nun gönderdiği dine baş kaldırıp, insanın güya kendi içindeki “tanrısal” gücü keşfetmesi ve kendisi olması iddiasıydı. Bu felsefenin örnek olarak öne sürdüğü kişi Promete idi ki, bilindiği gibi Promete, insanlara ateşi yasaklayan Yunan baştanrısı veya tanrılarından kutsal ateşi çalıp insana getiren, bu sebeple de tanrılar tarafından sürekli cezaya çarptırılan tanrı-soylu bir kişi idi. İşte bu felsefe, önce maddî varlıktan aşkın bir ilâh, yani Allah anlayış ve inancını reddediyor, fakat bunu yaparken, var olan her şeyi ve bu arada insanı tanrılaştırıyordu. Dolayısıyla, Rönesans sonrası felsefelerde ve son asırlarda, bilhassa da günümüzde ortaya çıkan kültlerde, mistik akımlarda monizm, panteizm, panenteizmin benimsenmesi ve insanda bir takım tanrısal güçlerin var olduğu iddiası, boşuna değildir.

Rönesans’la birlikte ortaya çıkan söz konusu anlayış ve felsefe, insanı varlığın merkezine oturttu. Ona göre insan ise, fizikî ve en nihayet pisişik boyutundan ibaretti. Kendi üstünde, onu sınırlayacak bir güç yoktu. Bu gücü, tarih içinde, “tabiat kuvvetleri”nden korkma, ataerkil otoriteye bağlılık, toplum menfaatlerini ön plana alma gibi bir takım ferdî zayıflık ve özlemler ortaya çıkarmış, yani Tanrı insanı değil, insan – haşa – tanrıyı yaratmıştı. Şimdi insan, kendisini, kendisindeki gücü keşfetmek ve kendi olmakla, meydana getirdiği bilim ve teknoloji ile eski zayıflığını ve bu zayıflığa yol açan tabiatı aşmak ve tabiata hakim olmakla artık bu tanrıyı bırakabilirdi.

Modern insan, bu anlayışla yola çıktı. Ama, kendisinin ve kâinatın yaratıcısının kendisi olmadığını apaçık gördüğünden yaratma işini madde, tesadüf veya tabiatın kendisi gibi şuuru, ilmi, iradesi, gücü bulunmayan bir takım vehmî güçlere havale etti; yaratma, yaratılanı idareden çok daha zor olduğu ve bütün varlığı tanıyan bir ilim, irade ve kudret gerektirdiği halde, yaratmayı tabiata, maddeye, tesadüflere havale ederken, hayatını tanzim ve idareyi ise, kendi tekeline alıyordu. Kısaca insan, asıl iki yüzlülüğü burada yapıyordu. Çünkü onun, daha doğrusu, modern dünyanın kurucu ve hükmedicilerinin asıl niyeti, diledikleri gibi yaşamak ve bu yaşamanın önündeki engelleri ortadan kaldırmaktı.

O veya onlar, dünyaya ve diğer insanlara istedikleri gibi hükmetmek istiyorlardı. Bunun için de, İlâhî Otorite’yi ve dini istemiyorlardı. Fakat bunu, bir takım felsefelerin, kavramların ve güya bilimsel faraziyelerin arkasına saklanarak yaptılar. İnsanın bir hayvan veya hayvansoylu olduğunu güya bilimsel bir teori olarak sunan Darwinizm, Spencerizm’le özdeşleşen ve dinî inancı, dinin hayata etkisini reddeden, gücü ve güçlüleri öne çıkarıp, zayıfları yokluğa mahkûm eden, faşizmin doğuş ve yükselişinin zeminini hazırlayan, ırklar ve renkler arası mücadeleyi ön plana çıkaran sosyal darwinizm ve bir de Freudizm, bilhassa bu hususta çok önemli fonksiyon gördü.

Her şeye ve her türlü iddiaya rağmen, bilim ve teknoloji modern insanın iddialarını ispata yetmedi ve bilhassa günümüzde onun bu yetersizliği bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Asırlardır hücuma uğrayan din, bütün bu hücumların altından yine bütün tazeliğiyle ortaya çıkma emareleri gösterdi. İnsanlar, yeniden gerçekten inanmak ve gerçek bir dine bağlanmak istiyorlardı; bizzat tabiatlarının, daha doğrusu fıtratlarının bunu gerektirdiğini keşfetmişlerdi. Bilimin ve teknolojinin kurduğu dünya, onları tatmin etmiyordu. İşte böyle bir ortamda, insanlık yeni arayışlarının içine girdi. Ve bu arayışlar, dünyaya hükmetmeye çalışan bir takım güç merkezleri ve onların bir ideoloji olarak ileri sürdüğü küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni yaklaşımları tarafından yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Yukarıda kendilerine kısaca temas ettiğimiz mistik veya ezoterik akımların ve bunların şimdilik en aşırı ucunu temsil eden satanizmin yaygınlaşmasının temelinde yatan ana nokta budur ve ana sebepler, bunlardır.

Satanizm’e karşı durmak, her şeyden önce samimiyeti gerektirir. Hem pozitif manâda bilimci ve akılcı olmakla hem satanizme karşı olmak, hem modern hayat sistemini benimsemekle hem satanizme karşı çıkmak, hem eğitimde, dünya görüşünde, insan hayatında ve hayatı tanzimde darwinci, materyalist ve İlâhî Din’e karşı olmakla hem satanizmin ve bir takım sahte mistik akımların önünü almaya çalışmak, samimiyetsizlik, daha yumuşak bir ifade ile, bilgisizliktir. Bu akımlar karşısında çarenin nerede yattığı, her şeyden önce hastalığın, yukarıda arz ettiğimiz şekilde teşhisiyle mümkündür.

http://www.yeniumit.com.tr/konu.php?konu_id=24&yumit=bolum2
—————————————————————————-

SATANİZM, Mustafa BAKIRCI

Modernizmle beraber sosyal organizasyonlarda önemli değişiklikler olmuştur. En başta aile, akrabalık, yaş grupları eski fonksiyonlarını yitirmiş, bunun yerine kazanılan statüler ön palana çıkmış ve akrabalığın yerini uzmanlaşmış teşekküller almıştır.

Sanayileşme ve kentleşmeyle beraber geleneksel aile yapısında meydana gelen köklü değişim, toplumsal yapımızda ve özellikle de çocuklar ve gençler üzerinde önemli tesirler oluşturmuştur. Bunun yanında medyanın, gençler üzerinde yanlış tesir yapan yazılı ve görsel yayınları, eğitimdeki olumsuzluklar ve özellikle de dini eğitimin verilmesi noktasında yaşanan zaaflar ve yetersizlik ve daha bir çok neden ülkemiz gençliğinin ruhen sıkıntı içerisine girmesine sebep olmuştur.

Türkiye’nin bu günkü toplumsal yapısı ve değişimi üzerine yapılacak bir analiz, hiç şüphesiz bu ülkenin en az son yüz elli yıllık modernleşme sürecini ve bu süreç içerisinde model alınan batı modernizmini iyi tahlil etmeyi gerektirir. Kanaatimizce bugün için bu ülke gençliğinin içinde bulunduğu bunalım ve kimlik krizinin de bu süreç ve bütünlük içerisinde tahlil edilmesi gerekir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki modernizm; Aydınlanma çağı ile gelen zihinsel dönüşümün ortaya çıkardığı ideoloji ve yaşam biçiminin adıdır. Hümanizm, sekülarizm ve demokrasi sacayağı üzerine kurulu; egemenliği insana özgüleştiren, kurtuluşu dinde değil bilimde arayan, insan biçimci ve insan merkezci bir dünya görüşüdür.(1) Kısaca modernizm; rönesans, reform ve aydınlanmacı düşüncenin sanayi devrimiyle birlikte ulaşmış olduğu bir sonuçlar sistemi olarak algılanmıştır.
Çağdaşlaşma, modernleşme veya modernizasyon ise sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda başta ABD olmak üzere sanayileşmiş batı toplumlarının sahip olduğu yapı, kurum, değer ve sistemlere sahip olmak amacı ile yapılan tüm düzenlemeleri kapsamaktadır.(2)
Modernizmle beraber sosyal organizasyonlarda önemli değişiklikler olmuştur. En başta aile, akrabalık, yaş grupları eski fonksiyonlarını yitirmiş, bunun yerine kazanılan statüler ön palana çıkmış ve akrabalığın yerini uzmanlaşmış teşekküller almıştır. Toplumda yatay ve dikey hareketlilikler artmış, kentleşme ve bürokrasi olguları ortaya çıkmıştır. Yine modern toplumda yabancılaşma ve yalnızlaşma ferdiyetçiliğin aşırı gelişmesi ile kök salmış ve sosyal normlarda köklü değişmeler meydana gelmiştir.

Modern anlayışa göre ilerleme maddi ilerlemedir; maddî şeylerin üretimindeki büyümedir. Metafizik, din ve mitoloji ise doğayı kontrol altına almaya, üretimi arttırmaya yaramadı, bu nedenle ideolojik biçimler olarak bunlara yani metafiziğe saldırılmalıdır.(3) Bu durum tabiatıyla toplumsal sisteme yansımış ve özellikle Batıda ve batılılaşma temayülünde olan toplumlarda birtakım sosyal patlamalara, davranış bozukluklarına yol açmıştır. Nitekim, 1950’lerden itibaren Batı dünyasında rastlanılan; Bobbysoxer, Teddboy, Mod ve Rocker, Ton-up-boy, Punk ve Dazlaklar (Skin-heads) türünden karşıt-kültür sapmaları veya “Yeni Dini Hareketler” dikkatlerimizi çekmektedir. Aslında, batıda “yabancı şuur yükselişinin” birer görüntüleri olarak kabul edilen bu yeni dini hareketlerin belli başlıları arasında: Zen, Yoga, Tantra, I Ching, Swami, Hare Krshina, TM Allah’ın Çocukları (COG), Hıristiyan Dünya Liberal Cephesi, Kampus Haçlıları, İlahi Işık Misyonu, İsa Hareketleri, Ananda Marga Müritleri ve bizim bu çalışmada incelemeye çalışacağımız Satanizm gibi hareketleri zikredebiliriz.(4)

Dolayısıyla modernleşme sürecindeki bütün toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de bu sürecin ortaya koyduğu birtakım sıkıntılar yaşanmaktadır. Özellikle yukarıda da temas edildiği üzere sanayileşme ve kentleşmeyle beraber geleneksel aile yapısında meydana gelen köklü değişim, toplumsal yapımızda ve özellikle de çocuklar ve gençler üzerinde önemli tesirler oluşturmuştur. Bunun yanında medyanın, gençler üzerinde yanlış tesir yapan yazılı ve görsel yayınları, eğitimdeki olumsuzluklar ve özellikle de dini eğitimin verilmesi noktasında yaşanan zaaflar ve yetersizlik ve daha bir çok neden ülkemiz gençliğinin ruhen sıkıntı içerisine girmesine sebep olmuştur. Son yıllarda henüz lise çağında olan gençler arasında sıkça rastlanan uyuşturucu, intihar, çete oluşturma ve cinayet gibi olaylar ve bunların bir kısmının şeytana tapınmayla irtibatlı oluşu, satanizm denilen bir akımı da gündeme getirmiştir.

Satanizmi Türkiye Gündemine Getiren Hadiseler
Batı dünyasında ve özellikle Amerika’da son otuzlu yıllarda “alternatif bir din” haline getirilmiş olan ve tarihçesi ortaçağ büyü uygulamasına ve büyücü kadınlara kadar dayandırılan ve kısaca, “Şeytana tanrı diye tapınmak” anlamına gelen satanizmin ve Satanistler’in varlığı ülkemiz gündemine, 23 Haziran l998’de İstanbul Ataköy’de 9. Kısım B-8 blok’ta, Alman Lisesi öğrencisi 14 yaşındaki Alp Cenan Yuğaç ve 17 yaşındaki kız arkadaşı Aslı Yardımcı’nın 14. Kattan el ele tutuşarak kendilerini aşağıya atmak suretiyle intihar etmeleri üzerine girdi.(5)

Basına yansıyan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla intihar eden Aslı Yardımcı ve Alp Cenan Yuğaç maddî açıdan herhangi bir sıkıntı içinde olmayan ve derslerinde de oldukça başarılı iki öğrenciydi. Benzer bir intihar haberi de, 9 Mayıs 1999 tarihinde gazete manşetlerinde yer aldı. Habere göre; Elif Erkin isminde 15 yaşındaki bir genç kız Anneler Günü’nün sabahında kendisini pencereden atarak intihar etmişti. Gazetelerde intihar eden genç kızın, son zamanlarda internette satanist siteleri çok sık ziyaret ettiği, satanistlerle chat yaptığı (İnternette sohbet) ve satan mesajlardan etkilendiği şeklinde haberler de yer aldı.(6) Aynı şekilde, intihar eden bu genç kızın da maddî açıdan hiçbir sıkıntısı yoktu. Doçent olan babası bir ilaç şirketinin genel müdürü ve annesi de bir bankadan emekli idi.

Satanizm bağlantılı bir diğer haber de, 21 Eylül 1999 günü basın ve yayın aracılığıyla tekrar Türkiye gündemine geldi. Olay yine İstanbul’da olmuştu. Haberde, satanistlerce uğursuz sayıldığı söylenen 13 Eylül 1999 günü, “Şeytandan mesaj geldiği ve şeytana kurban verilmesi gerektiği” bahanesiyle, biri bayan, üç satanistin, Şehriban Coşkunfırat’ı bıçak, çekiç ve yumruk darbeleriyle öldürdükleri ve sonra da cesedine tecavüz ettikleri bilgisi yer alıyordu.(7) Eski bir satanistle yapılan röportaj da, olayın vahametini anlamak açısından oldukça dikkat çekici.

Eski bir satanist anlatıyor:

Daha önce satanist olan K.Ş. ile konuyla ilgili görüştük ve anlattıkları oldukça ilginçti:

Nasıl satanist oldun?
Ailemden kopmuş, sevgi bağım kalmamıştı. Maddî açıdan durumum ailem sayesinde oldukça iyiydi, zengin aile çocuğuydum kısacası. Değişik arayışlar içindeydim, macera arıyordum. Beyoğlu’nda takılıyorduk. Satanist bir grupla tanıştım ve Ataköy’de oturduğumu öğrenince benimle yakından ilgilendiler. Bana okumam için satanizmle ilgili kitaplar verdiler. Okuduğum zaman oldukça ilgimi çekti. İşte aradığım şey dedim hemen. Mistik şeyler vardı kitapta, kıyamet gününden bahsediyordu, ölümsüzlükten falan bahsediyordu. Daha sonra beni Ataköy’de oturan gruptan olan diğer kişilerle tanıştırdılar. İlk başta benim oyun olarak baktığım ayinler yapıyorduk. Kendimi tutamayıp gülüyordum ama onlar çok ciddiydiler, sanki uçuyorlardı. İlk başlarda korktum gerçekten, ama sonra ben de onlardan biri oldum. Heavy Metal türü müzikler dinlerdik. Bu müzikleri yapanlara tapardık. Aklıma hep Müslüm Gürses gelirdi. Acaba derdim onlar da bir tarikattan mı diye? Kedi kanına bayılırdık.

Neler yapardınız?
Kedi öldürmeye, kanlarını akıtıp kurban etmeye bayılırdık. Hepimiz tam bir kedi düşmanıydık. Akla hayale gelmeyen sapık zevklere sahiptik. Aklıma geldikçe kendimden utanıyorum. Kedi kanını içip (Bunu söylerken silkiniyor) ölümsüzlüğe ulaşmaya çalışanlar bile vardı içimizde. Ben de buna inanmıştım. Kanı içmek için içimden büyük bir istek geliyordu. Fakat midemin bulanması bunu engelliyordu. Kandırdıkları gençlere ölümsüzlüğü, dünyayı ele geçirmeyi vadediyorlardı. Bir oyun oynuyorduk sanki. Şeytana tapar gözükecektik fakat asıl amacımız şeytanı yok edip dünyayı ele geçirmekti. Şimdi tüm bunlara gülüyorum. Hava, su, toprak, ateş diye 4 kuleden bahsediyorlardı. Dünyayı bu dört kuleden yöneteceklermiş falan. Türkiye’ye bundan 3-4 sene önce Mısır’dan bir adam gelmişti. Sol ayağı topal, kısa boylu, kumral saçlı zayıf bu adam Türkiye’deki satanistlerin Iiderlerinden bir tanesiydi. Etiler’de bürosu vardı.

İntihar eden kişileri tanıyor musun?
Aynı çocuk mu bilmiyorum ama büyük bir ihtimalle değildir -çünkü o en az 18 yaşındaydı- içimizde Serdar isimli satanist arkadaşımız vardı ve Alp isminde bir çocuktan bahseder ona yaptığı işkenceleri anlatır, kasete kaydettiği çığlıklarını bize dinlettirirdi. Satanist olmadan öte psikolojik olarak oldukça çok sorunları vardı. Bilgisayardan çok iyi anlardı. Sürekli Pentegram’ı dinlerdi. Gizli güçlerle bağlantısı olduğunu iddia ederdi, evine gittiğimizde bazen aklını kaçırmış gibi delilikten öte hareketlerde bulunurdu. Kur’an yapraklarının üstüne oldukça sapık eylemlerde bulunduğuna bizzat şahit oldum. Hepimiz tam bir din düşmanıydık, özellikle İslamiyet’in. Kur’an-ı Kerim yapraklarına, cami duvarlarına ve cami bahçesindeki musalla taşlarına akla gelmedik sapıkça eylemlerde bulunur ve kendimizi tatmin ederdik. Böyle yaparak şeytana hizmet edeceğimiz şeklinde beynimiz yıkanmıştı. “Eminim şeytan bizi seyrederken kıskanıyordur” diye onunla alay ederdik. İnternetten şeytanla sohbet ederdik. En çok onu yaparken heyecanlanırdık.

Ataköy’de çok satanist var mı?
Benim zamanımda o kadar yoktu, sadece biz vardık. Ama Ataköy ve çevresi benim görüşüme göre satanist tarikatının ruh çalması için (ruh çalmak diyorum çünkü insanın benliğini elinden alıyorlar) oldukça ideal. Çünkü gençlik yapısına bakıldığında maddî durumu oldukça iyi olan ailelerin para kazanma hırsından çocuklarının ne yaptığından haberleri olmuyor. Onlar da ailelerinden doğan boşluğu başka şeylerle dolduruyor. En azından benim düştüğüm boşluk böyleydi. Bu hepsi için geçerli değil tabii ki, çok iyi gençler de var. Ama bizim arkadaş çevremiz içe kapanık bir toplum gibiydi, arkadaşlarımız hep kendi aramızda olurdu.

Nasıl kurtuldun?
Artık iyice bunalıma girmiştim. Derdimi anlatabileceğim insanlar yoktu etrafımda. Hayatla olan bütün bağlarım tek tek kopuyordu. Yaşama bilincimi yitirmiştim. İçimi inanılmaz bir ölüm korkusu sarmıştı ve bazen aşırı bir cesaret gelir, intihar etmek isterdim. Hatta bir defasında ilaçları ağzıma doldurmuş ve hemen tükürmem bir olmuştu. Bulunduğum sapık çevreden artık kurtulma vakti geldiği kararına vardım. Aklıma Hollanda’daki amcam geldi ve kurtuluşumu orada gördüm. Yaklaşık 1,5 yıl sonra döndüm. Gerçekten de döndüğümde her türlü sapıklıktan arınmıştım ve kendimi sosyal olgulara yöneltip yaşadıklarımı hiç düşünmemeye çalıştım. Kısa bir süre sonra oturduğumuz yerden taşındık. Bu tabii en çok benim baskımla oldu.

Şimdi ailenle aran nasıl?
Annem babam ayrı yaşıyorlar. Ben annemle kalıyorum ve ona artık sevgiyle bakıyorum ve yaşadığım her şeyi biliyor. Bazen büyük bir suçluluk duygusu içinde birbirimize sarılıp ağlıyoruz ve oldukça rahatlıyoruz. Babama karşı az da olsa bir kırgınlığım var. Ama yine de görüşüyoruz. Beni hayata bağlayan güzel ve zevkli bir işim var. Çok sevdiğim ve evlenmeyi düşündüğüm bir de kız arkadaşım.”(8)

1- Demir, Ömer, Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlü ğü, Ank. 1997, s.159.
2- a.g.e, 47.
3- Larraın, Jorge, İdeoloji ve Kültürel Kimlik, Çev: Neşe Nur Domaniç, İst., 1995, s. 251.
4- Türkdoğan, Orhan, “Batı ve Türk Toplumlarında Ye ni Dini Hareketler”, Türk Yurdu, sayı 34, sayfa 116- 117.
5- Bkz. Hürriyet, 24 Haziran 1998; Aksiyon, 27 Haziran-3 Temmuz 1998, sayı 186; Aktüel, 2 Temmuz 1998.
6- Star, 11 Mayıs 1999.
7- Star, 21 Eylül 1999; Aksiyon, 1-7 Ekim 1999, sayı 252.
8- Aras, Yasin, “Şeytana Tapanlar”, Aksiyon, 27 Hazi ran- 3 Temmuz l998, sayı
http://www.diyanet.gov.tr/DIYANET/2001aylik/nisan/satanizm.htm

Satanizm

ŞEYTANI MEMNUN ETMEK

Prof. Dr. NEVZAT TARHAN

http://www.zaferdergisi.com/article/?makale=296

Mü’min bir insanın en büyük amacı Allah’ı memnun etmektir. Materyalist bir insanın amacı nefsini memnun etmek, satanist bir bireyin amacı ise şeytanı memnun etmektir.

Yezidîler, antik satanizmin bizim topraklarımızdaki temsilcisi olmuşlardır. Şeytana ‘Melek-i Taus’ derler. Hz. Ali’nin insan bedenine bürünmüş Tanrı olduğuna inanırlar.

Mardin-Midyat’ta çok az sayıları kalan Yezidîler “Şeytan ile Tanrı eşitti. Tanrı şeytanı kıskandı ve kutsal özelliklerini elinden aldı” diyorlar ve şeytanı tutuyorlar. İnsanların her türlü kötülüğü şeytana mal ettiklerini, asıl kötünün insan olduğunu savunuyorlar.

Modern satanizm için ise, 1966 yılında Rosemary’nin Bebeği isimli kitap ve film başlangıç noktası oldu. Şeytan tarafından gebe bırakılan ve Deccal’i doğuran kadını anlatan filmin yapımcısı bir yıl sonra öldürülecekti. Bu filmde ‘karabüyü danışmanı’ rolündeki Kafkas kökenli Anton La Vey (1930) ise, sonradan Şeytan Kilisesini kurdu ve başrahip oldu.

Şeytanın kutsal kitabında La Vey şunları söylüyor: “Şeytanın çağıdır bu; şeytan dünyayı yönetiyor.”

Grubun amacı, ‘bireyselliğin bütünleştirilmiş enerjisini toplayıp doğanın karanlık güçlerine ulaşmak. Bu amaca ulaşmak için ilhamını büyü ve metafizik güçlerden almak.’ 666 rakamını uğurlu sayarlar.

Geçen yıllarda Ataköy’de beraber ondördüncü kattan kendilerini bırakan Alp ve Aslı, yazdıkları mesajda “Biz buraya ait değiliz” diyorlardı. Biri ondört, diğeri onyedi yaşındaki derslerinde başarılı bu iki gencin ekonomik sorunları yoktu. Bir ritüel gereği kedi yerine arkadaşını öldürenler ile satanizm bir kez daha ülke gündemine taşınmıştı. Bütün bu gençlerin ortak özellikleri satanizm inancına bağlı olmaları. Öte yandan, Kaliforniya’da “Yüce Kaynak Tarikatı”na mensup 39 satanist, toplu intiharlarında, “Biz buraya ait değiliz” diye not bıraktılar.

Satanistler internetteki sitelerinde Türkiye’de sayılarının ellibin olduğunu söylüyorlar. Eğer bu rakam doğru ise, PKK’da bile böyle bir genç ordusu olmadığına göre, Türkiye’yi yönetenler kafalarını ellerinin arasına alıp iyice düşünsünler ve kendilerini sorgulasınlar.

Nedir bu satanizm?

“İnsan bencil, çirkin, habis ve korkulması gereken bir varlıktır. Kötü olan şeytan değil aksine insanın kendisidir. Amacımız şeytanı memnun etmektir.” Bu sözler ABD’de Şeytan Kilisesinin kurucusu La Vey’e aittir.

Antik satanizmde doğaüstü güçlerle ilişki kurma, büyüyü kullanma özelliği ön plandadır. Gizli güçlerle bağlantılarının olduğuna inanırlar.

Modern satanizmde ise uyuşturucu, seks ve sert müzikle dinlerdeki günah anlayışına başkaldırı ön plana çıkıyor.

Günümüzdeki satanistler ister ABD, ister Mısır, ister Türkiye’de olsun; ortak bazı ritüeller gösteriyorlar. Giyim kuşam, saç şekli, ibadet biçimleri, intihara yürürken geride bıraktıkları aynı mesaj, satanizmin serseri hareketi değil, ideolojik temelleri olduğunu gösteriyor. Organize bir şekilde çalışıyorlar. İnternet sitelerinde çok hareketliler. Web sayfalarını yoğun bir şekilde kullanıyorlar.

Her bir satanist genç—ki bunlar 14-22 yaşlarında birer satanizm uzmanıdırlar—kitaplar önerirler, fikir tartışmaları yaparlar. Kendilerini bir sosyal hareket, alt-kültür faaliyeti olarak algılıyorlar.

Satanistler ölümsüzlük, kıyamet, hayatın cehennem olduğu, ölümün gerçek boyuta geçiş olduğuna inanırlar. Şeytana tapar gözükmekle birlikte, asıl amaçları şeytanı yok edip dünyayı ele geçirmektir. Dinî kitapların üstüne aykırı eylemler yaparlar. “Eminim şeytan bizi seyrederken kıskanıyordur” derler. Kendilerini üst düzey bir klan gibi hissederler. Kendileri dışındaki insanları aptal birer mahluk olarak görürler.

Şeytanın yaptırım gücü var mı?

Şeytan bizim kültürümüzde gurur, kibir, bencillik gibi saplantıların esiri olmuş durumlar için kullanılan bir kavramdır. Kelime olarak şeytan ‘şatane’ fiilinden türemiştir. ‘Uzak olmak’ anlamına gelir. İnsanı Allah yolundan uzaklaştıran herşey şeytanlık olarak tanımlanabilir.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre, şeytan vesvese vererek insanı kötülük yapmaya sevkeden güçtür. İnsan ruhunda çoraklaşma varsa, şeytan bunu işletir. Hedeflediği insanı o insanın gücü ile vurur. Çirkin şeyleri güzel gösterir. Tuzak ve hilelerle hareket eder. Şehvet, nefret, intikam, hırs, sevgi, korku, öfke, şiddet gibi duyguları değerlendirmede yanılgıya düşürtür. “Şeytanın hilesi cidden zayıftır” (Nisâ, 4:76) âyeti insan aklının değerini ortaya koymaktadır.

İnsan nefsi sürekli kötü şeyleri emreder ve insanı onlara meylettirir. Kişinin vicdanında neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyecek bekçi yoksa ve kişi kötü şeyler ile iyi şeylerin arka plânını görecek duygusal zekaya sahip değilse, içi isteklerine meyleder. İslâm inancına göre bu meyil içerisindeki insana şeytan kötülükleri süslü ve güzel gösterir. Hırsızlığa, yalana, şiddete kılıf uydurur, sevimli gösterir. Şeytan insan iradesine hükmedemez.

“Ateist olma, satanist ol!?”

Satanistlere göre materyalizm yanlıştır. Ateizm aklen mümkün değildir. Bu kadar mükemmel, san’atlı ve kusursuz evreni var eden bir dış güç olması mantığın gereğidir. Satanistlere göre öldükten sonra insan yok olmaz. Dünya hayatının cehennem olduğuna, ölümün gerçek boyuta geçiş olduğuna inanırlar. Bu nedenle kolayca intihar ediyorlar veya sevdiklerini kurban ediyorlar.

Kedi-köpek katletmek, ibadetlerle dalga geçmek, kutsal nesneleri aşağılamak, kurban seçilen insanlara işkence ve tecavüz, grup seksi, uyuşturucu kullanımı, karabüyü ve büyü ayinleri yaparlar. Vazgeçemedikleri şeyler siyah, karanlık, ve sert müziktir.
Black Metal, Heavy Metal gibi müzik, bu müzikte civciv çiğneyerek dans etmek (Ozzy Osborne), satanistlerin orgazma benzer ritüelleridir.

Aslında sert müzik satanistlerin iç sıkıntısının çığlığıdır. Orgazm, devam ettirememenin öfkesi ve şiddeti ve umutsuzluğudur.

Satanizm neden yaygınlaşıyor?

“İnançta büyü vardır” diye bir söz vardır. İnanç insana çok aykırı şeyler yaptırabilir. Eğer inanç sisteminde ahlâkî normlar yoksa veya yanlış ahlâkî normlar taşıyorsa, o doğrultuda hareket edecektir. Yaptığının doğru olduğuna inanan genç başkalarını da buna inandıracaktır.

Pasteur “Tabiat boşluktan nefret eder” demektedir. Bir toplumda inanç boşluğu varsa, bu, aykırı inançlarla doldurulacaktır.

İşte satanizmde de semavî dinlerin amentüsü, satanizmin amentüsü ile yer değiştirmiştir.

Satanizm küreselleşmenin nimetlerinden yoğun bir şekilde faydalanan hayat standardı yüksek çevrelerde yaygınlaşmaktadır. Özellikle çocuklarını kendi hallerine bırakan ailelerde, sevgi ve disiplini beraber vermeyen ailelerde satanist meyveler alınmaktadır. Parçalanmış aileler ile alkol ve uyuşturucu madde kullanımının onaylandığı topluluklarda daha çoktur. Gencin azarlandığı, aşağılandığı ailelerde, topluma ve aileye karşı öfke olarak satanizm gelişmektedir.

Eğer bir ailede gençlere değer verilmezse; onunla zaman geçirilmezse; ana baba çocuğunun omzuna elini atamıyorsa; sevgi dolu bakışla, tebessümle, güzel sözlerle iletişim kuramıyorsa.. çocuğu satanist olursa şaşmayın.

Kübün dışına sızanlar

Şu an toplumda manevî çoraklaşma, ahlâkî yozlaşma ileri boyutta vardır. Çirkin ahlâkın kötü neticelerinden biri de satanizmdir.

Burada dindar bilinen insanların da büyük hatası var. Din adına hareket eden kimselerin dünyalık peşinde koşmaları, ticarî hayatta çıkar ilişkisinde acımasız bir kapitalist gibi davranmaları, Allah’ı değil nefsini memnun edenler gibi yaşamaları gençlere kötü örnek oluşturmaktadır.

Toplumda çarpıcı bir sosyal çatlama, toplumsal kriz ve kırılma döneminden geçiyoruz.

Gençlere emretmeyen örnek olan, dostça, akıllı, hoşgörülü davranan, zaman ayıran bireyler olmalıyız. Eğitim hatalarımızı düzeltmeliyiz.

Son bir kaç yıl içinde birbiri ardına patlak veren bazı garip Satanizm (Şeytana Tapınma) vakaları, toplumun ve medyanın dikkatini bu konuya çevirdi. Şeytan’a tapınmak için düzenlenen kanlı ayinler, işkenceyle öldürülen sokak kedileri, tecavüz vakaları, intihar eden gençler… Tüm bunlar, inanılmaz gibi gelse de, Satanizmin giderek yayılan bir tehlike (ve cinnet) olduğunu ortaya çıkardı.

Nasıl oluyor da bir kısım insanlar, kötü olmayı, kötülük yapmayı, hayvanlara veya insanlara acı çektirmeyi, karanlık ve korku dolu bir dünyada yaşamayı kendilerine bir hayat gayesi ve “din” olarak benimseyebiliyorlar? Pek çok insan bu sorunun cevabını merak ediyor, ama cevabı yanlış yerlerde arıyor. Satanizmin nasıl olup da geliştiğini ve insanları çekebildiğini anlamak için, bu karanlık dinin ardındaki felsefeyi tespit etmek gerekir. Çünkü satanizmin kaynağı, sanıldığı gibi sadece bazı çılgın gençlerin psikolojik dengesizlikleri değil, onları bu dengesizliklere sürükleyen bir felsefedir. (Harun Yahya, Dinsizliğin Kabusu, 3.b., İstanbul: Global Yayıncılık, dinsizliginkabusu.com)

Ve bu felsefe, insanı bir hayvan türü olarak gören ve “doğa acımasızdır, sen de acımasız olmalısın” mesajını veren Sosyal Darwinizm’dir…

Şeytan Kilisesi

Satanizm tarih boyunca farklı isim ve görünümlerle var olmuş olsa da, günümüzde bilinen şekliyle 1960’larda Amerika’da ortaya çıkmıştır. Satanistlerin en önemli örgütü, 1966 yılında kurulan ve halen California’da faaliyet gösteren “Church of Satan” (Şeytan Kilisesi)dir. Bu kilisenin görüşleri, kurucusu olan Anton Szandor LaVey adlı bir Satanist ideolog tarafından yazılan kitaplara dayanır. Şeytan Kilisesi’nin faaliyet ve ayinleri çoğu kez mahkemelere konu olmuştur.

Satanizmin felsefesini anlamak içinse, öncelikle bu karanlık dinin dile getirdiği görüşleri incelemek gerekir.

Satanizm: Ateist ve Materyalist Bir Din

Şeytan Kilisesi’nin yazılarına baktığımızda, Satanistlerin aslında birer ateist olduklarını görürüz. Materyalisttirler, yani sadece maddenin varlığına inanmaktadırlar. Allah’ın varlığını ve tüm metafizik varlıkları (örneğin melekleri) de inkar ederler. Dolayısıyla aslında şeytanın varlığına da inanmamaktadırlar! İsimleri “şeytana tapanlar” olmasına rağmen, şeytan diye bir varlığı kabul etmemektedirler. Onlara göre şeytan, din düşmanlığının bir sembolüdür. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan “A Description of Satanism” (Satanizmin Bir Tanımı) adlı dokümanda, şu görüşler ifade edilmektedir:

Satanizm ateist bir dindir. (Satanistlere göre) Eylemlerimiz nedeniyle kendisine hesap vereceğimiz bir merci yoktur.

Satanistler; Allah’ın, Kutsal Kitab’ın kutsallığının, meleklerin, cennet ve cehennemin, şeytanın, iyi ruhların ve cinlerin varlığına inanmazlar. Materyalizm ve realizm Satanistin başta gelen emirleridir… Satanizm ateisttir. Biz aslında otodeistiz, yani kendimize tapıyoruz. (A Description of Satanism, (http://simon.crabtree.com/satanism/modern.html)

Satanizm dinin zıttıdır; dinsizliktir.

Yine Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan “Feared Religion” (Korkulan Din) başlıklı bir yazıda ise, Satanistlerin gerçek inancı şöyle açıklanmaktadır:

“Satanistler doğaüstüne inanmazlar; Allah’ın da şeytanın da varlığına iman etmezler. Satanist için, kendisi kendinin asıl tanrısıdır. Şeytan, kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insanın sembolüdür. Şeytanın ardındaki gerçek, tüm doğaya egemen olan ve yaşam ve üreme için gerekli gücün kaynağı olan karanlık evrimsel entropi gücüdür. Şeytan kendisine tapınılacak bilinçli bir varlık değil, daha ziyade her insanın içinde bulunan ve tek bir dokunuşla harekete geçecek olan potansiyel güçtür.” (Magister Peter H. Gilmore, “Satanism: The Feared Religion”, A New Age: essays on current religious beliefs and practices published by Merrimac Books in 1992 (http://www. churchonfsatan.com/Pages/Feared.html))

Üsteki alıntıdaki bir ifade oldukça dikkat çekicidir: “Kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insan”… İşte bu ifade, aslında Satanizmin özünü temsil eder. Satanistler, insanın tesadüfen ortaya çıkmış ve evrim geçirerek bugünkü halini almış bir hayvan türü olduğunu ve hayvanca yaşaması gerektiğini savunmaktadırlar.

Yani Satanistler, felsefelerini Darwin’in evrim teorisine dayandırmaktadırlar.

Satanizm ve Darwin’in Evrim Teorisi

Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan “Feared Religion” (Korkulan Din) başlıklı yazıda şu cümle yer almaktadır: “Satanizm, insanın bir hayvan olarak kabul edilmesi için vardır” (http://www.churchonfsatan.com/Pages/Feared.html))

Şeytan Kilisesi’nin en temel bildirisi olan “The Nine Satanic Statements” (Dokuz Şeytani İlke)nin yedincisi ise şöyledir: “Şeytan insanı herhangi bir hayvan olarak tanımlar. Bu hayvan bazen, diğer dört ayak üzerinde yürüyen hayvanlardan daha iyi, bazen de daha kötüdür.” (http://www.churchonfsatan.com/Pages/Feared.html))

Şeytan Kilisesi’nin tüm yayınlarında insan için ısrarla “sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan” ifadesi kullanılmaktadır. Satanistlerin insanlar arasındaki ilişkiler ve insanın diğer canlılara karşı olan tavrı hep bu mantıktan çıkar. Örneğin Satanistler tecavüzü haklı görürler, çünkü doğada vahşi hayvanlar arasında tecavüz meşrudur. Hayvanları acı çektirerek öldürmek (örneğin Türkiye’deki Satanistlerin sokak kedilerine yaptıkları işkenceler) de aynı mantığın bir ürünüdür. Satanistlere göre insan sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvandır ve bunun gereğini yapmalıdır.

Peki Satanistler insanın “sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan” olduğu inancına nereden kapılmışlardır? Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Evrim teorisi. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan “A Description of Satanism” (Satanizmin Bir Tanımı) adlı dokümanda bu konuda şunlar yazılıdır:

“Bizim prensiplerimize göre, tüm insanlar ve hayvanlar ortak ve basit bir biyolojik kaynaktan gelmektedir. Aslında SATANİZM, İNSANLARIN GELİŞMİŞ BİRER HAYVANDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARINA İNANMAKTIR. Şans eseri evrimleşmemiz ve hayatta kalmamız dışında, yaratılışta hiç bir özel yerimiz yoktur… Satanistler kendilerini (ve tüm insanları) hayvanlar olarak tanımlarlar ve Allah’ın kendilerine hayat üflediği insanlar olarak görmeye karşı çıkarlar.” (Magister Peter H. Gilmore, “Satanism: The Feared Religion”, A New Age: essays on current religious beliefs and practices published by Merrimac Books in 1992(http://www.churchonfsatan.com/Pages/Feared.html))

Eğer evrim teorisini savunan biyologların veya felsefecilerin kitaplarına bakarsanız, orada da aynı cümleleri birebir görebilirsiniz. Örneğin üstteki cümlelerin aynısını, Richard Dawkins, Stephen J. Gould, Daniel Dennett, Carl Sagan gibi Darwinist ve ateist düşünürlerin kitaplarında bulmak mümkündür.

Kısacası Satanizm, evrim teorisini merkezine yerleştirmiş ateist bir dindir. İnternette Satanist yazarların makale ve açıklamalarına bakıldığında, Darwin’i ve evrim teorisini hararetle savunan pek çok açıklama görülecektir. Evrim teorisi insanın bir hayvan türü olduğunu savunmakta, Satanistler ise buna göre davranış ve düşünce kalıpları geliştirmektedirler.

Satanizm hakkında bir üniversite tezi hazırlayan Dr. Roald E. Kristiansen, bu karanlık dini şöyle tarif etmektedir:

“Satanizm, en güçlülerin zayıflar üzerindeki hakimiyetini savunan, çünkü ancak bu yolla insanlığı biyolojik bir tür olarak ilerleyebileceğini ve doğal ve sosyal evrimdeki liderlik rolüne sahip çıkabileceğine inanan bir tür sosyal Darwinist “din” olarak kabul edilebilir.” (Roald E. Kristiansen, PH.D., “Satan in Cyberspace: A Study of Satanism on the Internet in the 1990’s”, Prepared for the Lomonosov Conference in Archangelsk, Russia, November 1995, (http://www.love.is/roald/ satanism.html)

Satanistlerin Hayal Ettiği Sosyal Darwinist Toplum

Evrim teorisinin öngördüğü “insan hayvandır” sloganını felsefelerinin temeli olarak alan Satanistler, insanların hayvanca yaşadığı ve davrandığı bir dünya kurma özlemi içindedirler. Hayal ettikleri bu dünyanın temel kuralı, Sosyal Darwinizm, yani “güçlüler zayıfları e-zer” prensibidir. Şeytan Kilisesi’nin sözde “başrahiplerinden” Peter H. Gilmore, bunu açıkça ifade eder: “Günümüzdeki Satanizmin gerçekte ne olduğuna birlikte bakalım: Elitizme (seçkinlerin iktidarına) ve Sosyal Darwinizme dayanan, yeteneklileri akılsızlar üzerinde hakimiyetinin yeniden kurulmasını savunan… ve son iki bin yıldır insan türünün evrimini aksatmış olan “eşitlikçilik” efsanesini kökünden kaldırmayı isteyen açımasız bir din…” (Magister Peter H. Gilmore, “Satanism: The Feared Religion”)

Satanist yazarın “son iki bin yıl”dan kastı, hıristiyanlıktır. Bilindiği gibi Hıristiyanlık öncesinde Avrupalı toplumlar putperest veya ateist kültürlere sahiptiler ve bu kültürlerin temel vasıflarından biri insanların barbar, vahşi ve acımasız olmasıydı. Şefkat, merhamet, zayıflara yardım, insanlar arasında eşitlik ve adalet gibi İlahi dinlere ait olan ahlaki kavramlar, Hıristiyanlık vesilesiyle Avrupa toplumları tarafından öğrenildi. İşte Satanistlerin amacı hakkaniyet ve adalet prensiplerine dayanan ahlaki kavramları tamamen ortadan kaldırmak ve bunun yerine “güçlü olan haklıdır” prensibine dayalı Sosyal Darwinist bir dünya kurmaktı. Şeytan Kilisesi’nin rahiplerinden Peter H. Gilmore bunu şöyle ilan etmektedir:

Satanistler insanlığın toplumsal yapısını farklı katmanlara ayrılmış şekilde görürler, dolayısıyla her insan kendi doğasal yetenekleri (veya bunların yokluğu) sonucunda farklı bir yere gelir. En güçlülerin hayatta kalması prensibi (Satanistler tarafından) toplumun her düzeyinde savunulur; bireylerin ayakta kalması veya kaybetmesinde olduğu gibi, kendilerini ayakta tutamayan milletlerin bunun sonuçlarına katlanmasında da. Her düzeyde yapılacak her türlü yardım, bir menfaat karşılığı olmalıdır. Bu sayede, yani zayıfların Sosyal Darwinizm’in sonuçlarına katlanmalarına izin verilmesiyle, dünya nüfusunda önemli bir azalma olacaktır. Nitekim doğa her zaman için kendi çocuklarını güçlendirmek ve gerekirse ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. Bu acıdır, ama dünyanın gerçeğidir…

Özetlemek gerekirse, Şeytan’ın Kilisesi şunu savunmaktadır: “Fakirlere, açlara, zayıflara yardım etmeyin, bırakın ölsünler. Bu doğanın kuralıdır. Böylece nüfus azalır ve güçlüler daha fazla imkan elde eder!” (Magister Peter H. Gilmore, “Satanism: The Feared Religion”,

Bu zalim, acımasız doktrin aslında Satanistlerin kendi buluşu değildir. Darwin’in evrim teorisinin temel taşları olan “yaşam mücadelesi” ve “güçlü olmayan bireylerin elenmesi” gibi kavramlardan etkilenilerek geliştirilmiştir. Satanistlerin dünya görüşü, Darwin’in teorisi ile beslenmektedir ve vardıkları sonuç da “Sosyal Darwinizm”, yani Darwin’in teorisinin topluma uyarlanmasından başka bir şey değildir.

Sonuç

Buraya kadar incelediğimiz bilgiler, “Satanizm belası nereden çıktı?” diye düşünen veliler, eğitimciler veya sosyal bilimciler için yol gösterici olmalıdır. Eğer bir toplumda insanlara, “siz maymunlardan evrimleşmiş bir hayvan türüsünüz” denirse, bu büyük yanılgı; gazetelerde, dergilerde, ders kitaplarında, sözde “bilimsel” kaynaklarda ısrarla tekrarlanırsa, o toplumda Satanizm veya benzeri vahşet ideolojilerinin gelişmesi de son derece normal olur. Bu gerçeğin önemle dikkate alınması ve eğitim sistemimizin ve kültürel ve sosyal politikaların buna göre değişitirilmesi gerekmektedir.

Aksi halde, Satanist cinnet içinde masum insanları öldüren gençlere “neden cinayet işledin” diye sormaya kimsenin hakkı olmayacaktır. Zira, böyle bir sorunun ardından “cinayet işledim çünkü vahşi hayvanlar öldürmek için yaşar, ben de vahşi bir hayvanım” cevabını aldıklarında, artık telafisi bulunmayan bir noktaya gelinmiş olacaktır.
http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/1127

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Ağustos 29, 2008, 2:38 pm

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: