abdest sağlık

Abdest… Sağlığımız ve Psikolojik etkisi

Hadis:”Ümmeti el-gurru’l-muhaccelûne yevme’l-kıyâmeti min âsâri’l-vudûi” “Benim ümmetim, kıyamet gününde, alınlarındaki abdest izlerinin beyazlığı ile tanınır”. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/402)

Hadis: “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” (Ebu Davud, Edeb 4/4784).

Hadis: “Mü’min abdest alır yüzünü yıkarsa, gözleri ile işlediği her günah su ile yüzünden dökülür” (Müslim)
——————————————–

Kur’an ve Hadislerde Temizlik Prof.Dr. Davut AYDÜZ

İslâm Dini, taharete yani temizliğe özel bir önem vermiştir. Tahâret lügatta; pislikleri terk etme ve onlardan uzak durma mânâsına gelir. Istılahî anlamı ise; namaza engel olan hades (mânevî kir) ve necâsetten (maddî kir) temizlenme demektir.

Taharet, namazla olan ilgisinden dolayı İslâm Dini’nde özel bir ehemmiyet kazanır. Tahâret kelimesi, değişik şekilleriyle Kur’ânı Kerim’de 31 yerde geçmektedir. Pisliklerden temizlenme, yaklaşık olarak bunların yarısını teşkil etmektedir. Meselâ; “…ve elbiseni temizle.” (Müddessir/74: 4); “Allah, tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.”(Bakara/2: 222); “Eğer cünüp iseniz, tam temizlenin (gusül abdesti alın.)” (Mâide/5: 6); “Âdet hâlinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.” (Bakara/2: 222)

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sözleri arasında da temizlikle ilgili pek çok beyanlarını görebiliriz. Meselâ bunlardan bir tanesi; “Temizlik, imanın yarısıdır.” şeklindedir (Müslim, taharet 1).
Kur’ânı Kerim’de temizlikten bahsedilen yerlerde, sadece maddî pisliklerden temizlenme mânâsı kastedilmemiştir. Aynı zamanda;

a. kalp temizliği mânâsındaki temizlikten şöyle bahsedilmiştir: “… bu hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir.” (Ahzâb/33: 53);

b. fuhuş ve zinadan temizlik: “… Lût âilesini şehrinizden çıkarın. Çünkü onlar, temiz kalmak isteyen (zina ve fuhuş yapmayan) kimselerdir.” (Neml/27: 56);

c. malın haramla kirlenmemesi için temizlik: “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin ve yücelteceğin bir sadaka al.” (Tevbe/9: 103),

d. putlara tapma ve yalan pisliğinden temizlik: “Ey peygamber! Ağızlarıyla “inandık” dedikleri hâlde, kalpleri inanmamış olanlardan küfürde yarış edenler seni üzmesin. Yahûdiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Kelimeleri konuldukları yerlerden çıkarıp tahrif ederler. ‘Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!’ derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah’a karşı hiç bir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için âhirette de büyük bir azap vardır.” (Mâide/5: 41) gibi âyetlerde temizlikten de bahsedilmiştir.

Ayrıca tahâret kelimesi; bütün bedenin, elbisenin, mekânın ve suyun temizliğini de ihtiva etmektedir.

Beden Temizliği

İslâm dini, temizliği imanın (kemal) şartlarından biri kılmıştır. İbadetlerin kabul edilmesinin ilk şartı, maddî ve mânevî temizlik olduğu gibi, imanda kemalin şartı da temizliktir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadîslerinde “Temizlik imanın yarısıdır.” (Müslim, taharet 1) buyururlar. Burada ehemmiyeti belirtilen temizlik mutlaktır. Yani hem maddî, hem mânevî temizlikler buna dahildir (Canan, 66).

Beden temizliği de ikiye ayrılır: Necâsetten tahâret (maddî temizlik), hadesten tahâret (mânevî temizlik).

Hadesten temizlik de büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır.

a. Büyük hades, guslü gerektiren cünüplük: “Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yolculuk dışında, cünüp iken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın.” (Nisâ/4: 43); hayz (kadınların aybaşı hâli) ve nifâs: “Sana âdet görmeden soruyorlar. De ki: ‘O eziyettir.’ Âdet hâlinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.” (Bakara/2: 222)

b. Küçük hades ise; namaz için alınan abdesti gerektiren bevletme, büyük tuvaletini yapma ve abdesti bozan diğer şeylerdir. Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen bir hadîsi şerifte, Hz. Peygamber (s.a.s.): “Allah, sizden birinizin, tekrar abdest alana kadar bozulmuş abdest ile kıldığı namazı kabul etmez.” (Buhari, hiyel 2) buyurmuşlardır.

Necâset ise, insanın bedenine, elbisesine ve namaz kılacağı yere bulaşan maddî pislik demektir. Â limlerin çoğuna göre, namazın sıhhatli olabilmesi için bu pisliğin giderilmesi şarttır.

Tıbbî yönden baktığımızda istincânın (idrar ve büyük abdestten sonraki temizlik) beden temizliğinde çok büyük bir rolü vardır. İdrar ve büyük abdestten sonraki temizlik sıhhî açıdan çok önemlidir. Meselâ idrar, zehirli bir çok kimyevî madde ihtiva etmektedir. Ayrıca içinde mikroplar da bulunmaktadır.

Büyük abdest pisliği ise; bunun bir gramında milyonlarca mikrop vardır. Bu pisliğin içinde tifo ve dizanteri mikropları da bulunmaktadır. Manchester Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okutulan derslerde ispat edildiğine göre bu mikroplar, tuvalet kağıdı ile temizlik yapılırken sekiz kat kağıttan geçip insanın elini pisletmektedir. Dolayısıyla, tuvaletteki temizlik için en ideal olan sudur.

İslâm’ın temizlik hususundaki emir ve hükümlerini araştıran bir kimse, bunların arkasında sıhhî yönden büyük faydaların olduğunu görecektir. Meselâ istincâ: İslâm, istincâda sağ elin kullanılmasını yasaklamıştır. Çünkü sağ el ile yemek yenir. Böylece sağ elin pisliklere teması önlenir ve mikroplara karşı hijyenik durum sağlanır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.), sağ elini; yemek yerken ve içerken, bir şey alıp verirken kullandığı, sol elini ise; bunun dışında kalan yerlerde kullandığı rivâyet edilmiştir.

Bir günde her namaz için abdestin emredilmesi ve abdest uzuvlarının tekrar tekrar yıkanmasının istenmesi, insan vücudunun açıkta kalan ve mikroplarla en çok kirlenen yerlerinin temizlenmesine vesile olur. Mikrobiyoloji uzmanları, insanın açıkta olan cildinin 1 cm2’sinde 5 milyon kadar mikrobun bulunduğunu isbat etmişlerdir. Mikropların süratli bir şekilde çoğaldığı da bilinen bir gerçektir. Bundan kurtulmak için de, cildin tekrar tekrar yıkanmasından başka çare yoktur.

Doktorlar cildin, insan vücudunda en büyük uzuv olduğunu kabul etmektedirler. Normal bir insanın cildi, yaklaşık olarak 2 m2’dir. Bir insan cildi üzerinde bulunan muhtelif (yararlı ve zararlı) mikropların sayısı, Vindoff’un “Skin and Veneral Diseases” adlı kitabında söylediğine göre yer yüzündeki canlıların hepsinin sayısından daha fazladır. Yine bu bilgine göre, bir defa banyo yapmakla bu mikroplardan (özellikle zararlı olanlarından) 200 milyonu izâle edilmektedir. Bu zararlı mikroplar durmadan çoğalmaktadır. Öyleyse bunları, sürekli ve intizamlı bir surette yok ederek sayısını azaltmalıdır. Bu hususta Peygamber Efendimiz
(s.a.s.) ne güzel buyurmuşlardır: “Her Müslümanın haftada bir defa başını ve vücudunu yıkaması onun üzerinde bir haktır” (Buhari, cum’a 12; Müslim, cum’a 9).

İslâm Müslüman’a, dişlerini ve arasında kalan yemek artıklarını da temizlemesini emretmektedir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.): “İnsanın amellerini yazan, sağ ve solunda bulunup ve ondan hiç ayrılmayan iki meleğin en çok kızdıkları şey; amellerini yazmakla mükellef oldukları kimsenin dişlerinin arasında kalan artıkları temizlemeden namaz kılmasıdır.” Buyurmuşlardır (Süyuti, 85).

Malûmdur ki, mazmaza (abdestte ağzı güzelce yıkamak), ağzı, gırtlağı ve diş etlerini iltihaplardan, dişleri de çürümekten korur. Dr. Mustafa Said esSuyûtî, Mu’cizâtün fi’tTıbbi li’nNebiyyi’lArabî Muhammed (s.a.s.) adlı kitabında, Dr.Garzûzî’nin Vikâyetü’lEsnân ve Sıhhatü’lEbdân adlı kitabından naklen şöyle diyor: İnsanların % 90’ı dişlerini kaybediyorlar. Eğer ağız temizliğine gerekli önemi verseydiler, zamanından önce dişlerini kaybetmezdiler. Ağız temizliği gerektiği gibi yapılmayınca, zarar sadece diş etlerine münhasır kalmıyor. Ağızda oluşan ve biriken zararlı maddeler, tükürük ve yiyeceklerle mideye geliyor. Kana karışarak bütün uzuvlara kadar gidiyor ve birçok hastalığa sebep oluyor.”

Doktorların verdiği bilgilere göre ağızda korkunç sayıda çeşitli mikrop, bakteri, virüs ve asalak vardır. Bunların çeşitleri 100’e yaklaşmaktadır. Bir lokmanın 1.mm2’sindeki mikropların sayısı ise milyonlarla ifade edilmektedir. Bu mikroplar, dişlerin üzerinde ve aralarında birikmiş yemek artıklarıyla beslenmektedir. Bunların gelişme ve çoğalmaları neticesinde ağızda zararlı ifrazatlar ve kötü kokular meydana gelmektedir. Bundan dolayı İslâm, misvak kullanmayı emretmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvak kullanın, çünkü misvak, hem ağzı temizler, hem de Rabb’in rızâsını kazandırır.” (İbn Mâce, tahâret 7); “Mübârek zeytin ağacından yapılan misvak ne güzeldir. Misvakla hem ağız temiz olur, hem de dişler sararmaktan korunur. Zeytin ağacından yapılan misvak, benim ve benden önceki peygamberlerin misvağıdır.” (Heysemî, Mecmeu’zZevaid, 2: 100); “Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir; hayâ(utanma duygusu), güzel koku kullanma, nikâh(evlenme) ve misvak kullanma” (Tirmizi, nikâh 1).

İslâm, istinşâk’a da teşvik etmiş ve ona, ağız temizliği gibi önem vermiştir. İstinşâk, burun temizliği demektir. Suyun buruna çekilmesi ve daha sonra çıkarılması; burunda birikmiş zararlı maddelerin ve mikropların dışarıya atılması ve burun kıllarının temizlenmesine vesîle olur.

Fıtrî Temizlik ve Vücut Temizliği

Vücut temizliğinin tam olabilmesi için Hz.Muhammed (s.a.s.) bir takım sıhhî talimât getirmiş, bunlara “fıtrî temizlik” adını vermiş ve bunlara uymamız gerektiğini bildirmiştir.

O’nun (s.a.s.), fıtrî temizlik hakkında şöyle dediği rivâyet edilir: “Fıtrat beştir, veya şu beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıklardaki kılları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altı kılları yolmak ve bıyıkları kısaltmak” (Buhari, libas 63). Günümüzün tıp ilmi ise, bu sünnetlerin önemini bize daha yeni yeni söylemektedir.

1. Tırnakların kısaltılmaması, altlarında bir çok mikrobun ve kirin birikmesine sebep olmaktadır. Temiz olmayan tırnakların taşıyarak sebep olduğu bir çok hastalık vardır ki, meselâ ishâl, bağırsak iltihabı, göz iltihabı, bağırsak parazitlerinin bulaşması bunlardan sadece birkaçıdır.

2. Sünnet olmanın da birçok sıhhî faydası vardır. Sünnet olma, kişiyi zararlı olan yağlı ifrazâttan koruduğu gibi, mikropların gelişip çoğalması için uygun bir ortam olan sünnet derisinin kesilmesi, onların çoğalmasını da önleyecektir. Şu da kesin bilinen bir gerçektir ki, kocaları sünnetli olan Müslüman kadınlarda, diğerlerine göre rahim kanseri daha az görülmektedir.

3. Kasık kıllarının temizlenmesi/tıraş edilmesinde de büyük sıhhî faydalar vardır. Çünkü mikrop, bakteri ve benzeri bazı haşareler genellikle kasıklardaki kıllarda yaşarlar. Kasık kıllarını tıraş etme pek yaygın olmayan batıda her sene erkek ve kadınlardan büyük bir yekun değişik hastalıklara yakalanmaktadırlar.

4. Koltuk altları, insanın en çok terleyen yeri olduğundan, mikropların gelişmesi için en uygun olan yerlerdir. Mikropların çoğalması neticesinde kötü koku meydana gelir ve bu kötü koku etrafı rahatsız eder. Onun için koltuk altı kıllarını yolma (veya tıraş etme), bu mikropların büyük sayıda çoğalmasına engel olur.

5. Bıyıkları kısaltma da, fıtrî sünnetlerdendir. Çünkü uzun bıyık, insanın yediği ve içtiği şeylerle devamlı pislenir Onların pislenmesi de ağzın pislenmesine sebep olur.

Elbise Temizliği

İslâm’da çevre temizliği, kişinin giydiği elbisenin de temiz olmasını gerektirir. Müslüman toplumdaki bir fert, görünüşü güzel, tertipli ve temiz elbiseli olmalıdır. Bu hususta Allah Teâlâ: “Ey Âdem oğulları, her mescid için (namaz kılacağınız vakit, yatak ve namaza mani kiri bulunan iş elbisesi gibi, elbiseleri değil), güzel elbisenizi giyin.” (A’râf/7: 31) buyurmaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.s.), insanların görünüş ve elbise itibariyle en güzel olanıydı. Arkadaşlarını, elbise temizliğine dikkat etmeleri için teşvik ederdi. Bir gün, üzerinde kirli elbise bulunan bir adam gördü ve: “Bu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu!” (Ebû Dâvûd, libas14) dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.), bu sözüyle Müslümanları, bu adamın giydiği şekilde kirli elbise giymemeye davet ediyordu.

İslâm, elbise temizliğini her gün yapılan ve devam eden ibadetlerin sıhhati için şart kılmıştır. Bu durum da, insanı bilerek veya bilmeyerek elbiseye temas eden bütün pisliklerden devamlı olarak uzak durma hususunda dikkat ve teyakkuza teşvik etmektedir. Allah Teâlâ: “…ve elbiseni temizle.” (Müddessir/74: 4) buyurmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de: “Kimin bir elbisesi varsa, onu temiz tutsun.” buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.), özellikle insanların birlikte oldukları cuma ve bayram namazları gibi yerlerde elbiselerin temiz olması gerektiğini bilhassa vurgulamaktadır.

Mekân Temizliği

Hz. Peygamber (s.a.s.), evlerin temizliğine de büyük önem vermişler ve: “Allah güzeldir ve güzeli sever, cömerttir ve cömerdi sever, kerîmdir ve kerîmi sever, temizdir ve temizi sever. Evlerinizin çevresini temizleyin…” (Tirmizî, edeb 41) buyurmuşlardır.

Bu hadîsi şerifte Peygamber Efendimiz bizleri, evlerinin temizliğinde süprüntü ve fazlalıkları temizlemeyenlere benzemekten menetmişlerdir.

İslâm, evlerin ve çevrelerinin temizlenmesini emretmekle, daha pek çok faydanın yanısıra, âmmenin sıhhatini hedeflemiştir. Çünkü, ev ve evlerin çevrelerinde pislik birikirse, buralarda haşereler ve mikroplar rahat bir şekilde gelişir ve çoğalır. Ayrıca, etrafa bir çok hastalığa sebep olabilecek kötü kokular yayılır ve evler oturulamayacak bir hâle gelir.

Mekân temizliği denilince evlere ilâveten sokak, ibadethâne, toplantı yerleri vs. insanların devamlı veya arasıra bulunmak zorunda oldukları yerler de akla gelir.

İslâm, umumî bir şekilde yeryüzünün, kirlenmeden korunmasını ve temiz tutulmasını istemektedir. Özellikle üzerinde namaz kılınan yerin temiz olmasını şart koşmaktadır. Üzerindeki pislik hangi çeşit pislik olursa olsun temizlenmemiş bir yerde kılınan namaz makbul değildir.

Mekân temizliği konusunun içine, insanın içinde yaşayacağı ister ev olsun isterse çadır olsun mesken yeri seçimi de girer. Selefi sâlihîn, ev yapılacak yerin seçiminde şu şartların göz önünde bulundurulması üzerinde durmuştur:

1. Hastalıkların çok olduğu bir yer ve çevresi olmamalı.
2. Güneş ve havadan mahrum, rutubetli yerler olmamalı.
3. Yerin altında bir yer, (ağır ve zehirli gazların istilâ ettiği mahaller olmamalı).
4. Çok yüksekte şiddetli rüzgâra maruz yerlerde de olmamalı.
5. İhtiyaca göre odaları geniş olmalı.
6. Evin kendisi, kapıları ve pencereleri sağlam olmalı ki, zararlı haşerelerin, soğuk havanın ve akciğer veremi mikrobu gibi sıhhate zararlı mikroplar ihtiva eden tozların girmesine de engel olunsun.

Suların Temizliği

“Hayatı olan her şeyi sudan yaptık.” (Enbiyâ/21: 30) âyetinde belirtildiği gibi su, hayatın aslı olduğundan, suyun pislenmeden korunması demek, esasen hayatın değişik şekilleriyle korunması demektir. İslâm Dini, bir çok emriyle suyun korunmasına önem verir ve pisliklerden sakınmaları konusunda insanları teşvik eder. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hususta: “Sizden birisi daha sonra yıkanacağı durgun suya bevletmesin” (Buharî, vüdû’ 28; Müslim, tahâret 95) buyurmuşlardır.

İçine bevledilmiş durgun suda değişik hastalıklara sebep olacak mikroplar bulunduğundan, buralarda yıkanmak doğru değildir. Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.s.): “Akan suya bevletmekten de nehyetmiştir.” (Heysemi, Mecmau’zZevâid, 1:224). Peygamberimiz’in akar suya bevletmeyi yasaklamasının önemli bir sebebi, suyun, idrarda bulunan bir takım mikroplardan korunmasıdır. Başka bir hadîsi şeriflerinde de: “Lânetlenmeye sebep olan şu üç şeyden sakının; suya, (insanların oturacağı) gölgeliğe ve insanların gelip–geçtiği yola büyük abdest bozmak” (Ebû Dâvûd, tahâret 14).

Suya büyük abdest bozma, suda parazit, mikrop, bakteri ve kötü kokuların oluşmasına sebep olur. Bu zararlı şeyler, bu akarsudaki ve onun birleştiği denizlerdeki balık ve diğer canlılara da menfî tesir eder.

Netice itibariyle diyebiliriz ki, temizlik hususunda İslâm’ın getirdiği ve öğrettiği şeylere tâbi olmak, insan hayatının emniyetle devamının teminatıdır. Bu asırda İslâm’ın getirdiği şeyleri tatbik etmeye ne kadar da muhtacız. Özellikle her türlü kirliliğin, dünyanın dört bir tarafını sardığı ve çözümünün çok zor olduğu şu günlerde.

Hadîs kitapları dışındaki kaynaklar:
Canan, İbrahim, İslâm’da Çevre Sağlığı, İstanbul, 1986.
Suyutî, el–Habâik fi’l–Melâik.

http://www.yeniumit.com.tr/konu.php?konu_id=358&yumit=bolum2
———————————————————————————-

Soru: Namazı daha derince duyabilme mevzuunda abdestin rolü nedir? Hangi mülahazalarla alınan abdestin kalbe ve ruha tesir etmesi beklenir?

İbadetlere mânen ve ruhen hazırlanmaya vesile olan ve onlardan azamî istifadeyi sağlayan abdest, özellikle namaz yolunda ilk tembih ve birinci hazırlıktır. Abdest her amel ve ibadet için değil, başta namaz olmak üzere bazı ibadetler için farz kılınmıştır. Namaz kılmak, tilavet secdesi yapmak veya Kur’an-ı Kerim’i elle tutmak için abdestli olmak farzdır; Kabe’yi tavaf etmek için alınan abdest vacip; ezan okumak, kâmet getirmek ve din ilimlerini okuyup okutmak gibi maksatlarla abdest almak ise menduptur; yani, din kat’î olarak emretmese de yapıldığında sevap kazanılan bir ameldir. Ayrıca, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) her zaman abdestli olmaya özen gösterdiği ve abdest almadan hiçbir iş yapmadığı malumdur; bu itibarla da, müslümanın sürekli abdestli bulunması sünnettir.

Hadesten Tahâret

Abdest tabiri, su manasına gelen “âb” ile el demek olan “dest” kelimelerinden teşekkül etmiş Farsça bir isimdir. Bu kelimenin Arapça’daki karşılığı ise “vudû”dur. Güzellik ve temizlik manalarını ihtiva eden vudû kelimesi, ibâdete niyetlenen insanın, kalbini mâsivâ düşüncesinden kurtarıp manevî duygularla donatmasını ve el-ayak gibi azalarını yıkayıp iyice temizlemesini, böylece hem ruh hem de beden itibarıyla arınıp güzelleşerek dergâh-ı ilahîye çıkmaya hazır hale gelmesini ifade etmektedir.

Bildiğiniz gibi, namazın şartlarından biri de “hadesten tahâret”tir. Hadesten tahâret, hükmî kirlilik sayılan abdestsizlik halindeki bir kimsenin abdest alması ve guslü gerektiren bir durumdaki insanın da gusül etmesi (boy abdesti alması) demektir. Abdest ve gusül, maddî kirleri giderme ve beden sağlığını koruma gibi pek çok zâhirî faydayı içinde bulundursa da esas itibarıyla “taabbüdî”dir; yani, sırf Allah emrettiği için yerine getirilen ve bilemeyeceğimiz başka hikmetlere de mebnî olan dinî muhtevalı ve ibadet niyetine bağlı bir temizliktir.

Allah Teâlâ, “Ey iman edenler! Namaza kalkmak istediğinizde, yüzlerinizi ve ellerinizden dirseklerinize kadar kollarınızı yıkayın. Başınızı meshedip, topuklarınızla birlikte ayaklarınızı da yıkayın..” (Mâide, 5/6) mealindeki ayetle abdesti teşrî kılmıştır. Kulluğun en önemli şiarı olan namazdan önce abdest almanın farz olduğunu bildiren bu ayetin devamında Cenâb-ı Hak, şayet insan cünüb ise ilk fırsatta gusletmesini, yani tastamam yıkanıp boy abdesti almasını, su bulamadığı takdirdeyse toprakla teyemmüm yapmasını emretmiş ve ancak ondan sonra namaza durabileceğini belirtmiştir.

Amelleri Mülahazalar Derinleştirir

Evet abdest, namaz yolunda ilk ikaz ve birinci hazırlıktır. Ne var ki, onun istenilen semereyi verebilmesi insanın mülahazalarındaki derinliğe bağlıdır. Aslında insan, duygu ve düşüncelerindeki samimiyet ölçüsünde, yaptığı bütün işleri derinleştirebilir ve başından geçen her hadiseye bambaşka bir mahiyet kazandırabilir. Mesela, maruz kaldığınız bir belaya öyle ya da böyle katlanırsınız. Fakat, o belayı mecburen tahammül etmeniz gereken, sıradan bir musibet olarak görürseniz, o esnada çektiğiniz acıları ve yaşadığınız sıkıntıları o yanlış telakkinizin darlığına hapsetmiş olursunuz. Şayet, o musibetin dış yüzüne takılır kalır ve arka planına dair bazı meseleleri hiç düşünmezseniz, hem o hadiseyi içinde bulunduğunuz zamana sıkıştırmış ve böylece hayatınızı daraltmış, hem de bin bir ızdırabı boşu boşuna çekmiş sayılırsınız.

Oysa, daha musibetle karşı karşıya geldiğiniz ilk andan itibaren onu bir arınma vesilesi ve sevap kazanma fırsatı olarak değerlendirmeniz de mümkündür. Şayet, belanın ötesinde onu vereni görebilir ve kainâtta meydana gelen hiçbir hadisenin başıboş ve manasız olmadığını düşünürseniz, içinizde rıza yörüngeli bir sabır duygusu hasıl olur. Hemen Cenâb-ı Hakk’a teveccüh eder ve dergâh-ı uluhiyetle irtibata geçersiniz. O’nun her şeyi duyup bildiği ve her işinde binlerce hikmet bulunduğu mülahazasıyla “Hoştur bana Senden gelen / Ya hıl’atü yahut kefen / Ya taze gül, yahut diken / Lûtfun da hoş, kahrın da hoş” dersiniz. Karşı karşıya kaldığınız o bela beyninize bir balyoz gibi inse ve belinizi bükse de, “Demek ki günah ve hatalarımdan arınmam ve ciddi bir metafizik gerilime ulaşmam için bu sıkıntıları çekmem lazımmış; zaten benim kusurlarıma da ancak böyle bir dert keffaret olurdu; Rabbim, Senden gelen bu musibete de razıyım; yeter ki beni affet!” der ve mecbur olduğunuz için değil Cenâb-ı Allah’tan geldiğine inandığınız için gönül hoşnutluğuyla sabredersiniz. Bu sayede, öyle bir musibeti bile çok iyi değerlendirmiş ve engin mülahazalarınızla onu da derinleştirmiş olursunuz. Hatta, bu hislerinizi açığa vurmasanız ve hiç dile getirmeseniz de, gayet yumuşak bir tavır ortaya koymanız ve sabrınızı halinizle ifade etmeniz bile içinizde bir huzur esintisinin hasıl olmasına zemin hazırlar ve o çirkin yüzlü hadise bir musibet olmaktan daha ziyade bir mağfiret vesilesine dönüşür.

Kostümlerin En Güzeli

İşte, namazı daha derince duyabilmek için de henüz abdeste teşebbüs ederken aynı gönülden mülahazalarla dolu olmak gerekir. “Allah’ım, Senin huzuruna dünyevîliklerden arınmış bir insan olarak çıkmam için bana abdest kurnasını işaret ettin; bu işaret ve emrine binâen abdest alıyorum. Şayet, ‘Namaza durmadan önce yedi defa deryaya dalman lazım’ demiş olsaydın, ben onu da yapardım.” deyip abdesti Cenâb-ı Hakk’ın emri olan bir vazife bilmek ve onu Allah Teâlâ’nın tayin ve tespit ettiği bir nevî ibadet kostümü şeklinde değerlendirmek icap eder. Çünkü, abdestin ne ifade ettiğini, nasıl bir temizliğe vesile olduğunu ve bizi misal âlemi itibariyle hangi hüviyete büründürüp nasıl güzelleştirdiğini sadece O bilir ve O görür. Bir de, O’nun izniyle mele-i âlânın sakinleri ve hafeze melekleri görürler. Dolayısıyla, Hazreti Rahman, “matlûp keyfiyet şudur” deyip bize emir buyurduğu temizlenme tarzı ne ise ve bizi nasıl görmek istiyorsa, onu o şekilde kabul edip uygulamak mü’min olmanın gereğidir. Abdestin va’d ettiklerine ulaşabilmenin ilk şartı da, ona her şeyden önce sırf Allah emrettiği için değer vermek ve maddî-manevî temizleyiciliğine inanıp onu dinin belirlediği esaslar çerçevesinde ele almaktır.

Abdestin manevî kir ve lekeleri de yuyup yıkayan bir temizleyici olduğunu vurgulayan Rasûlü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir mü’min abdest alırken yüzünü yıkayınca, gözüyle işlediği bütün günahlar yanaklarından damlayan o su ile –veya suyun son damlasıyla– dökülür gider; ellerini yıkayınca elleriyle yaptığı hataların vebali abdest suyuyla beraber düşer kaybolur; ayaklarını yıkayınca da harama yürümek suretiyle ayaklarının sebep olduğu bütün günahlar parmaklarının ucundan süzülen en son damlayla akıp tükenir. Böylece, eksiksiz abdest alan bir kul, günahlarından bütün bütün arınmış ve temizlenmiş olur.” (Müslim, Taharet 32) Demek ki, sağdan-soldan üzerine bulaşan maddî kirleri temizleyen insan, abdest sayesinde, manevî lekelerden de arınmış, huzur-u Kibriyâ’ya en uygun ibadet kisvesine bürünmüş ve Hazreti Sultan’nın yüce dergahına çıkmaya tam hazırlanmış olur.

Evet, abdest adeta huzura çıkmak için giyilmesi gereken en uygun kostümdür. Âdâbına riayet edilerek tastamam alınan bir abdest o kostümü eksiksiz, arızasız ve en şık bir şekilde giyinmek, namaz isimli kabul salonuna girmek için hazır hale gelmek demektir. Kim bilir, abdestin kare kare misal âlemine aksedişine şahit olsak, mülahazaların enginliğine ya da sığlığına göre ötelere ne kadar farklı kılık kıyafetlerin yansıdığını görürüz; belki de, bir yandan, onu ibadet neşvesi içinde ele alan insanın abdestinin ne güzel bir kaftana dönüştüğünü, diğer taraftan da, abdesti, ibadet maksadıyla yapılsa da sıradan bir el-ayak yıkama gibi gören kimsenin elbisesinin yırtık pırtık bir vaziyette olduğunu müşahede ederiz.

Kalb Huzuruyla İbadet Etmek İçin

Diğer taraftan, namaza duracak insanın önce abdest kostümünü giyinmesi gerektiği gibi, kalbini ibadetin ruhundan uzaklaştırabilecek bütün meşgalelerden de âzâde olması icab eder. Onun içindir ki, insanın sıkıştığı bir durumda namaza durması çirkin görülmüştür. İnsan, evvela, atması gerekli olan şeyleri atmalı, ibadet turnikesine sadece ibadet duygusuyla girmeli ve kendisini meşgul edebilecek bütün menfi tesirlerden kurtularak namaza öyle durmalıdır. Zaten, fıkıh kitaplarında bu mesele ele alınırken hüküm kalbin meşgul olup olmamasına bağlanmış ve şayet insan tuvalete gitme ihtiyacı içinde ise onun namaza durması mekruh sayılmıştır. Çünkü, kalb ve zihin bir işle meşgulken diğer bir işe konsantre olamaz. Zihni bir ihtiyaca yoğunlaşan insanın ikinci bir meseleye teksîf-i himmet etmesi çok zor, hatta imkansızdır. Dolayısıyla, böyle bir ihtiyaçla meşgul olan kimsenin namazı şuurluca kılması, onun hakkını vermesi ve ibadetini derince duyması mümkün değildir. Dahası, öyle bir vaziyette namaza durmada, namaza hakaret de söz konusudur; zira o, hemen geçiştiriliverecek kadar basit bir iş değildir. Namaz, hemen aradan çıkarılıversin diye değil, hem o anı nurlandırsın hem de bütün hayatı aydınlatsın diye vardır. Bütün bu hususlardan dolayıdır ki, Vehbe Züheylî gibi bazı fıkıhçılar, abdeste niyetin daha ıtrahâta gidilirken yapılmasını uygun bulmuşlardır. Çünkü, böyle bir niyet sayesinde, huzur-u kalble namaz kılmak için yapılan bütün ön hazırlıklar ibadet kategorisinde değerlendirilir; abdest öncesi hazırlıklardan başlayıp namaza durma anına kadar geçen her merhale insana sevap kazandırır.

İbadet havasına bürünme ve namaza konsantre olma açısından da abdest çok önemlidir. Ne havanın soğukluğu ne de sıcaklığı, bir mü’minin tastamam abdest almasına mani değildir. Şartlar nasıl olursa olsun, o bir yolunu bulur ve miraca yükselecek bir yolcu edasıyla maddî-manevî temizliğe koyulur. Daha ellerini suyun altına götürürken, çoktan Rabbin mehafet ve mehabeti altında bir ibadeti eda ediyor olma havasına girer ve dünyaya ait fuzûlî sözleri terk eder. Sonra da, her uzvunu yıkayışıyla biraz daha mesafe alır, farklı bir aydınlık idrak eder ve daha ayrı bir canlılığa erer.. abdest esnasında okunan duâları bilir ve zikrederse ya da onların ihtiva ettiği manaları zihninden geçirip bir de o yüce duygularla Cenâb-ı Hakk’a yönelirse, işte o zaman bütün bütün ruhânîleşir ve bambaşka bir metafizik gerilim içine girer.

Abdest Dualarının Öteleri İkazı

Abdest dualarını okumak, abdestin âdâbına (edeplerine) dahildir. Fıkıh ıstılahında edep; işlenmesine sevap terettüp eden ve dînen matlup kabul edilen ama terkine zemm taalluk etmeyen bir amel demektir. Yani, yapılması sevap olan, fakat, yapılmaması da günah sayılmayan amele “edep” denir. Aslında, abdest duaları, bizzat Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den rivayet edilen dualar değildir ama öz itibarıyla O’nun mübarek sözlerine varıp dayanmaktadır. Bunlar, selef-i salihînin bazen ilavelerde bulunarak bazen de biraz kısaltarak, zaman zaman daha farklı ifadelerle seslendirdikleri dualardır. Fakat, şu muhakkaktır ki, Hak dostlarının dilinden dökülen ve onların engin mülahazalarının seslendirilmesinden ibaret olan bu içli niyazlar, okuyan kimseleri çok farklı iklimlere çeker götürür, gönüllerini en samimi hislerle doldurur ve içlerini ibadet aşk u şevkiyle donatır.

Samimi bir kul, abdeste başlarken, dergâh-ı İlâhî’den kovulmuş ve sonsuz rahmetten nasipsiz kalmış şeytandan Allah’a sığınır; her zaman olduğu gibi abdeste de, engin rahmet sahibi ve yegâne merhametli Rahmân ü Rahîm’in adıyla başlar. Sonra, suya temas ederken, İslam nimetinin büyüklüğünü düşünür, onu bir ışık kaynağı ve manevî lekelerden kurtulma vesilesi kılan ve suyu da maddî kirlerden arınmak için tertemiz bir nezafet vasıtası yapan Allah’a şükreder. Mazmaza (ağıza su verme) anında, “Allah’ım, Kur’ân-ı Kerim’i okuma, Seni her zaman gönülden anma, Sana layıkıyla hamd ü senâda bulunma ve en güzel şekilde kulluk yapma hususlarında yardımını istirham ederim. Allahım, bana Rasûl-ü Ekrem’in havzından kana kana içmek nasip eyle; öyle içeyim ki bir daha da ebediyyen susamayayım.” der, avuç avuç Kevser yudumlayacağı bir güne erişme ümidiyle dolar. İstinşak (buruna su verme) sırasında, daha dünyadayken ötelerin râyihâsını duymayı diler, ahirette de Cennet’in kokusunu koklamak ve onun nimetlerinden rızıklanmak için dua eder. Yüzünü yıkarken, “Allah’ım, dostlarının yüzlerini ağartıp nurlandırdığın, hasımlarının çehrelerinin ise kapkara olduğu gün yüzümü ağart, beni de nurlandır.” diyerek bir kere daha nazarlarını Cuma yamaçlarına diker.

Ondan sonra yıkadığı ya da meshettği her uzuvla beraber ayrı bir isteğini daha dile getirir: Hesap gününde muhasebesinin kolaylaştırılmasını, amel defterinin sağ taraftan verilmesini, saçının ve cildinin ateşten korunmasını, Cenâb-ı Hakk’ın arşının gölgesinden başka sığınılacak bir yer bulunmayan mahşer gününde Arş-ı A’lâ’nın himayesine alınmayı, hayat boyunca sadece faydalı sözleri dinleyip en güzeline uyanlardan olmayı, Cehennem ateşinden âzâde kılınmayı, ayakların kaydığı o gün Sırat köprüsünde ayaklarının kaymamasını ve Cennet’e yürürken yolda kalmamayı talep eder. Abdesti tamamlarken, “Allahım, sa’y ü gayretimi bol bol ihsanlarla mükafatlandır; günahlarımı mağfur eyle, beni bağışla; amellerimi makbul kıl, bana kârlı bir ticaret lütuf buyur ve hiç zarar ettirme.” der; sürekli tevbe eden ve temizliği tabiatının bir yanı haline getirip günahlarından arınan kullardan olmayı diler.. ve böylece, abdestin her safhasında bu mülahazalara bağlı kalan bir insan adım adım tam bir konsantrasyona yürür.

Metafizik Gerilimde Zirveye Doğru

Abdest suyuyla beraber günahlarının da döküldüğüne inanan mü’min, abdestle kazandığı metafizik gerilimi ezân-ı Muhammedî’yi dinlerken de devam ettirir, hatta daha da artırır.. ezanı müteakiben bir de sünnet namaz kılarak derinlik içre derinliğe ulaşır. Madem, sünnet ve nafile namazlar “cebren linnoksan”dır; yani, farz namazlardaki noksanları tamamlar, eksiği gediği giderir.. ve madem Cenâb-ı Hak nafileleri edâya ekstradan bir yakınlık va’dinde bulunmuş; “Kulum Bana, kendisine farz kıldığım ibadetlerden daha sevgili olan bir amelle yaklaşamaz. Farzları eda eden kulum nâfilelerle Bana yaklaşmaya devam eder. Öyle ki, nihayet Ben onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli… olurum.” demiş.. işte o, bunları düşünerek ve sürpriz bir yakınlık talebini haliyle seslendirerek sünnet namazı tamamlar. Böylece, konsantrasyon adına çok önemli bir adım daha atmış, namazla bütünleşme yolunda son mesafeyi de katetmiş ve farzı kılmaya hazır hâle gelmiş olur.

Böyle dikkatli ve hassas bir kul için, namazı bekletme hiç söz konusu değildir, her zaman namazı bekleme esastır. O, namazdan, hatta ezandan evvel abdestini alıp “Tam tekmil hazırım Allahım! Sen bana teveccüh buyurduğun an, nazarlarımın Sana müteveccih olduğunu göreceksin.” duygusuyla gerilmiş olarak “Haydi, şimdi huzuruma çıkabilirsin” komutunu bekler; bekler ve bir dizi hazırlıktan sonra iyice heyecana gelmiş vicdanıyla adeta “Seccadem neredesin!” der. Zaten, abdest öncesinden başlayıp ezan ve sünnet namaza kadar sürüp giden hazırlıklar silsilesinde insan böyle bir metafizik gerilimi yakalayamamışsa, o işte bir eksiklik var demektir. Fakat öyle olsa da, farzdan önce kâmet getiren müezzin, insanı ibadet düşüncesinden alıkoyup mâsivâullaha çeken her şeye son darbeyi indirir ve böylece konsantrasyonunu tamamlayan kul, en derin mülâhazalarla “Allahü Ekber” deyip namaza durur.

Konsantrasyonu Yakalamada İradenin Rolü

Meselenin bir diğer yanı şudur: Asr-ı saadette, yüce dinimiz İslam’ın emirleri birer semavî mâide (sofra) gibi ter ü tâze iniyordu. Sahabe efendilerimiz her gün farklı farklı ibadetlerle tanışıyorlardı. Mesela, bir gün namazı öğreniyor, ertesi gün ezanı duyuyorlardı. Ezan kulaklarında tın tın edip içlerine bambaşka bir ürperti ve heyecan salınca, namazı da işte o huzurla kılıyorlardı. O dönemin müslümanları, duyup öğrendikleri her meseleyi böyle orjinal, çok süslü ve pek câzip buluyor; bu göz alıcı güzelliklerin cazibesine kapılıyor ve adeta büyüleniyorlardı. Onlar, her an gökler ötesinden haber alıyor, her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyor ve bir nevi kesintisiz sürprizler kuşağında yaşıyorlardı. Sürekli yeni bir sûre ya da ayet duyuyor, dinliyor; onunla yunuyor, yıkanıyor ve böylece ulvî hislerle donanıyorlardı. İşte, o semavî ve ilahî donanımla da Allah’ın huzuruna çıkıyorlardı. Dolayısıyla, onlar, metafizik gerilim elde etmek, gereken konsantrasyonu yakalamak ve ibadete hazır hale gelmek için ziyade bir cehd ve gayrete ihtiyaç duymuyorlardı. Sürekli maiyyet solukladıkları için farkına varmasalar da gayr-i irâdî olarak sürekli öteler düşüncesiyle ve manevî duygularla dolu bulunuyorlardı; “Şimdi huzura varma zamanı!” dedikleri an bütün hislerini ve latifelerini ibadet üzerine yoğunlaştırabiliyorlardı. Bundan dolayıdır ki, daha abdeste yönelirken Hazreti Ali Efendimiz’de bet beniz kalmıyor, yüzü sapsarı kesiliyordu. Kendisine “Yâ İmam! Bu ne hal?” diye soranlara “Daha ne olsun ki, biraz sonra Rabbim’in huzuruna çıkacağım!” cevabını veriyordu.

Fakat bize gelince; semânın sağanak sağanak vahiy boşalttığı asr-ı saadetten uzak bulunduğumuzdan dolayı, o konsantrasyonu ve manevî donanımı gayr-i iradî olarak elde edemeyiz. Bu itibarla da biz, o asırla aramızda bulunan uzaklığı, cehdimizle, gayretimizle ve iradedeki zirekliğimizle (uyanık ve kararlı durmamızla) aşmak zorundayız. Dinin özündeki orijinalliği iradî olarak mülahazalarımızı canlandırmamız ve tetiklememiz sayesinde duymaya çalışmalıyız. Sahabe ve selef-i salihîn efendilerimizin yaptığı gibi en ulvî duygularla ve engin mülahazalarla namaz kılmak istiyorsak, bu konuda da irademizin hakkını vermek mecburiyetindeyiz. Evet, biz, her zaman temiz duygu ve düşüncelerle dolu olmaya bakmalıyız; namaza yürürken de, abdest öncesinden başlamak suretiyle hep bu nezih mülahazalar istikametinde yol almalıyız. Mesela, namaza durmadan önceki son sözlerimizi mutlaka sohbet-i Cânan etrafında örgülemeliyiz; yürekleri şahlandırmaya mâtuf, O’nunla alakalı bir mevzu hakkında konuşmalıyız. Allah dostlarının namazla alakalı dile getirdikleri hususları düşünmeli ve böylece, iradî olarak his ve fikirlerimizi namaza kilitlemeliyiz.

Bu zaviyeden, bizim masivâdan uzaklaşmamız ve güzelce hazırlanarak namaza yoğunlaşmamız oldukça zor görünüyor. Fakat, unutmamak lazımdır ki, bir işte ne kadar çok meşakkat bulunursa ve o şey ne kadar zor tahsil edilirse, onda o kadar çok sevap vardır. Bundan dolayı, “Bikadri’l-keddi tüktesebü’l-meâlî – Meşakkat ölçüsünde mükafat elde edilir.” sözü darb-ı mesel olmuştur. Evet, ne kadar zorlu işlerle meşgul olursak, ne kadar aşılmaz, sarp tepelere tırmanırsak, mükafatımız da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, güzel hislerle dolma ve ibadetleri tam duyma yolunda, iradî olarak zorluklarına katlanıp tastamam alacağımız bir abdestin mükafatı da o ölçüde büyük olacaktır.

Şadırvan Başındaki Rûhânîler

Nitekim, Rasûl-ü Ekrem (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) ashab-ı kirama “Allah’ın, hatalarınızı silip temizlemeye ve sizi derece derece yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri söyleyeyim mi?” dedikten sonra şunları saymıştır: (Şartların alabildiğine ağırlaştığı ve) abdestin zorlaştığı durumlarda, zahmetine rağmen eksiksiz abdest almak, mescidle (ev arasında gelip) gidip çok yol yürümek ve bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemeye koyulmak.. Peygamber Efendimiz, bunları saydıktan sonra da şu ilavede bulunmuştur: “İşte (ribat) sınır boylarında nöbet tutma seviyesinde kendini Hakk’la irtibatlandırma budur.” (Müslim, Taharet 41) Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hadis-i şerifte abdest almayı “isbağ” kelimesiyle ifade etmiştir ki, bu kelime, abdestin gereklerini eksiksiz ve tastamam yerine getirmek, ağıza ve buruna dolu dolu su vermek, elleri ve ayakları iyice yıkamak demektir. Hadiste kullanılan diğer bir ifade de “ale’l-mekârih” sözüdür; bu da, bütün zorluklarına rağmen, soğuk-sıcak demeden suyun başına koşup tastamam abdest almak manasını ihtiva etmektedir.

Şartlar ne olursa olsun abdest alma meselesi ve arz ettiğim bu nebevî söz bana hep Erzurum’un kışında, her yanı donmuş şadırvanın başında, buz tutmuş kurnalardan akan sopsoğuk suyla abdest alan insanları hatırlatır. O namaz yolcularının, insanın içine işleyen uhrevî halleri bugünkü gibi gözümün önüne gelir. Her tavır ve davranışlarından Cenâb-ı Hakk’a tam inanmışlık dökülen ve O’na ait gizli bir kısım fısıltılar duyulan bu samimi kulların iç çekişlerinin su çağıltılarına karışıp Allah’a yükselişi hatıralarımda hâlâ capcanlıdır: Bambaşka uhrevî bir edayla kollarını sıvayıp, paçalarını katlar ve muslukların başına geçerler. O esnada hava o kadar soğuktur ki, parmaklarına değen su dirseklerine gelene kadar neredeyse buz bağlar. Dışarının soğuğu suyun sertliğiyle birleşince, daha ellerini yıkarken bütün hücreleriyle tir tir titrerler. Hele bir de o titremeye iç titreme de inzimam edince ötelerle irtibatın sesi soluğu olduğuna şeksiz şüphesiz inanacağınız bir ses yükselir semaya: “Allâââhümmme, a’tınîîi kitâabîîi biyemîiinîiii ve hâasibnîii hisâaben yesîirâaa – Allah’ım, hayatımın hesabını soracağın gün muhasebemi kolaylaştır ve amel defterimi sağ tarafımdan ver!” diye inlerler. Biraz soğuk bağırtır onları; zira, “ale’l-mekârih” sözüyle ifade edilen zorluk işte bu türlü meşakkatlerdir; fakat, o soğuktan başka onları inleten bir sebep daha vardır ki o da olabildiğine mahrem bir kısım hislerle ebedî mihrablarına kilitlenmeleridir.

Evet, mü’minler her şeyle imtihan oldukları gibi böyle bir mekârihle de imtihan olduklarının farkındadırlar. Kulluk karnelerindeki bir kısım boşlukları o konsantrasyon cehdiyle ve tamamıyla O’na yönelme gayretiyle dolduracaklarına inançları tamdır. İşte, bu iman ve inançla abdeste de bambaşka bir kıymet verir ve onu yedi hatta yetmiş veren bir tohum gibi değerlendirirler. Amel defterlerine bir abdest yazdırırlar ama -bazen toprağın bağrına atılan tek tohumdan yediyüz başak çıkması gibi- kat kat fazlasıyla mükafat görecekleri ümidini taşırlar. Neden olmasın ki, “Zâlike fadlullahi yü’tîhi men yeşâ – Bu Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine ihsan eder.” (Hadid, 57/21)

Cennet Kapılarının Anahtarı

Nitekim, Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Âdâp ve erkânına uymak suretiyle abdest alıp kıbleye dönerek, “Eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühû” diyen bir kul için cennetin kapıları açılır; o, cennet kapılarının dilediğinden içeri girer.” (Müslim, Taharet 33) buyurmuştur. Belki, böyle büyük bir mükafatı abdest alan herkesin elde etmesi pratik itibarıyla söz konusu değildir; çünkü, her mü’minin, namaz yolunda aynı derin mülahazalarla dolması ve abdesti kendi enginliğiyle duyması mümkün olmayabilir. Fakat, abdest sayesinde böyle bir mükafata nâil olmak potansiyel olarak hemen herkes için mevzubahistir ve kendilerine Cennet’in bütün kapıları açılacak olan bu tali’lilerin abdestin hakkını veren kimseler arasından seçileceği muhakkaktır.

Baştan bu yana arz etmeye çalıştığım hususlardan dolayıdır ki, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), her vakit namaz için ayrı ayrı abdest almıştır. Hatta, Mekke fethine kadar bir abdestle iki vakit namaz kılmamıştır. Sahabe Efendilerimiz de, kıyamet gününde ak alınlı, aydın bakışlı, eli-yüzü tertemiz ve vicdanı göktekilerin iç âlemleri kadar nezih olmanın yolunun namaz ve namaz öncesi amellerden geçtiğine inanmış ve hep bu inanç üzere yaşamışlardır. Mesela, Ebû Hüreyre (radiyallahu anh) abdest alırken ellerini neredeyse omuzuna kadar, ayaklarını da dizlerine kadar yıkamayı itiyad edinmiştir. Kendisine bunun sebebi sorulunca da, “Ben Rasûlullah’ın, ‘Ümmetim kıyamet günü çağrıldıkları vakit, âzâlarındaki abdest izinden dolayı nur gibi parlar halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa nurunu artırsın.’ dediğini duydum” cevabını vermiştir. Diğer bir rivayete göre de, Peygamber Efendimiz’in “Mü’minin zineti, abdest suyunun ulaştığı yere kadar yükselir” buyurduğunu nakletmiştir.

Peygamber Kardeşlerinin Alnındaki Nur

Secde ve abdest uzuvlarındaki emarelerle öndekilerden de önde olma ve ötede Peygamber Efendimiz tarafından tanınma meselesi bir başka hadis-i şerifte şöyle bir müjdeyle anlatılmaktadır: Bir gün, Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), cennet koridoru diyebileceğimiz Baki’ kabristanına gidip orada medfun bulunan kutlu insanları ziyaret etmiş; “Selâm size ey mü’minler diyarının sakinleri! İnşaallah bir gün biz de size katılacağız.” buyurmuştu. Daha sonra da “Kardeşlerimi görmeyi çok arzu ederdim.” demişti. Bunun üzerine ashab-ı kiram, “Ya Rasûlallah, biz, Senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sorunca, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, “Siz benim ashabımsınız; kardeşlerim ise henüz gelmediler; onlar sonra gelecekler.” cevabını vermişti. Bunun üzerine sahabe efendilerimiz “Ümmetinden henüz gelmeyenleri ötede nasıl tanıyacaksın ya Rasûlallah?” dediklerinde, o Şefkat Peygamberi şunları söylemişti: “Düşünsenize; bir adamın alnı ak ve ayağı sekili atları olsa ve onlar yağız ve doru atların arasında bulunsa, o adam kendi atlarını tanıyamaz mı? İşte benim kardeşlerim abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak gelecekler. Ben havzın başına onlardan önce varacak ve tanıdıklarımı tutup yanıma alacağım.” (Müslim, Taharet 39; İbni Mâce, Zühd 36) buyurmuştu.

İşte, abdest hem bu dünya hem de öteler hesabına çok büyük mükafatlar va’d etmektedir. Fakat, onun va’d ettiklerine ulaşmak için aşılması gerekli olan bir sarp yokuş vardır. O yokuşun geçilmesi ise insanın iradesine bağlanmıştır. Demek ki, bu mevzuda kullara düşen vazife, ibadet konsantrasyonunu yakalama adına irâdî bir cehd ve gayret göstermektir. Başlangıç itibarıyla zor ve ağır gelmesine, beraberinde bir kerâhet bulunmasına ve bazen şartların çok elverişsiz bir hal almasına rağmen dişinizi sıkıp sabretmeniz sayesinde zamanla abdestten öyle bir lezzet alırsınız ki artık onu gözünüzün nuru sayar ve hiçbir şeye değişmezsiniz. “Bismillah” deyip yola çıktıktan ve sabırla o sarp yokuşu aştıktan sonra onun öyle bir tadı, öyle bir lezzeti ve öyle bir şivesi ile karşı karşıya gelirsiniz ki, abdest ve namaz arası dokuduğunuz mekiğin hiç bitmemesini dilersiniz. Şahsen, hata ve kusurlarımdan dolayı olsa gerek, abdesti ve namazı derinlemesine duyduğumu söyleyemem. Fakat, bazen bunlar sayesinde içime esip gelen ve meltem gibi bütün benliğimi saran öyle bir ruh haleti oluyor ki tariften acizim. Benim öyle bir halet-i rûhiyeye liyakatim olduğunu hiç zannetmiyorum; herhalde Rabbim “duyup ifade edeyim, dolayısıyla başkalarını da şevklendireyim” diye nasip ediyor. Size kasemle teminat veririm; bazen başımı secdeye koyduğum zaman içimden diyorum ki, “Keşke bu secde hiç bitmese, alnımı yerden hiç kaldırmasam!” Rabbimin huzurunda yüzümü yere sürdüğüm o dakikalarda o hal üzere altmış sene durabileceğimi düşünüyor ve bütün rûh u cânımla o ânın hiç bitmemesini istiyorum.

Evet, abdest, kulun diğer ibadetlere mânen ve rûhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden azamî verim elde etmesine yardımcı olan kıymetli bir vesiledir. Abdest almak isteyen kimse daha hazırlığa başlarken ona niyet ederse, hem abdestten hem de ona hazırlık için yaptığı bütün fiillerden dolayı sevap kazanır; çünkü, bunların herbiri ibadete vesile olması cihetiyle bir çeşit ibadet olur. Diğer taraftan, abdestin, vücuttaki kinetik enerjiyi dengeleme ve insana streslerini yenme imkanı sağlama gibi bizim için mahfuz ve müsellem olan daha pek çok talî faydası da vardır ama mevzunun çerçevesini aştığı için onları başka bir fasla bırakmak herhalde daha uygun olsa gerektir.

http://tr.fgulen.com/a.page/eserleri/kirik.testi/a15056.html?PHPSESSID=2d4e04da1b6dc0d6503fbd66d55fd528
——————————————————————–

Abdestin iç anlamı

Bilindiği gibi abdest almak için önce niyet edilir, eller güzelce yıkanır, ağız ve burun su ile temizlenir, yüz ve kollar yıkanır. Baş, boyun ve kulak arkaları ıslak elle silinir. Nihayet ayaklar iyice yıkanır. Bütün bu hareketlerin ne gibi anlamları olabilir?

Abdest, Allah’ın huzurunda bulunmak demek olan namaza hazırlıktır. Vücutça temiz olmak için alınan abdest veya boy abdesti, namazın ön şartıdır. Tabiî ihtiyaçlarını giderdikten sonra bu uzuvlarını temizlemek, ardından elleri yıkamak, nihayet abdest almak, sadece dış temizlikten ibaret hareketler değildir. Pislikler maddî olduğu kadar mânevî de olduğundan, abdest alırken manevî kirlerden arınmak da söz konusudur. Bu sırada geçmiş hatalardan pişmanlık duyup gelecek için iyi kararlar alınabilir. Pişmanlık ve tövbe geçmişimizi temizleyip arıtır.

İyi veya kötü hareketleri organlarımızla yaparız. El işler yapar, yıkar ve yazar; ağız yer içer, iyi ve kötü sözler söyler, konuşur; burun koklar, gözler görür, kollar saldırır ve yakalar; kulaklar işitir ve dinler; ayaklar ise bizi pek çok yere götürür. Bütün bunlar zaman zaman günah ve yasak sınırını aşabilir.

İşte abdest sırasında içimizden geçireceğimiz dualarla, söz konusu edilen olumsuz hareketlerin etkisinden kurtulmaya çalışabiliriz. Abdest alacak kimse önce niyet eder. Bu bir rûhî-mânevî hazırlıktır. Hakk’ın huzuruna çıkmaya niyet etmek ve hazırlanmak demektir. Sonra besmele çekerek ve Allah’ın yardımını dileyerek abdeste başlar.

Ağıza ve buruna su verirken insan şöyle düşünür veya duâ edebilir: ” Allah’ım, adını anmak ve senin kitabını okumak için bana yardımcı ol. Cehennem kokusunu uzaklaştırıp bana cennetin kokusunu koklat.”

Yüzünü yıkarken: ” Mevlâm, senin dostlarının yüzleri ağaracağı gün yüzümü ağart, o sırada benim yüzümü kara çıkarma.” der.

Sağ kolunu yıkarken: ” Allahım, beni defteri sağ taraftan verilenlerden eyle, hesabımı kolay kıl.” Sol kolunu yıkarken ” Allah’ım beni, defteri sol taraftan verilenlerden eyleme.” der.

Başını meshederken: ” Ya İlâhî rahmetin beni bürüsün, üzerime feyzini ve bereketini indir, senden başka hiçbir kimsenin gölgesinin bulunmayacağı yerde beni Arş’ın gölgesinde gölgelendir.” der.

Kulaklarını meshederken: ” Allah’ım, beni söz dinleyip sözün en güzeline uyanlardan kıl, iyilerle birlikte cennete çağıran sesi işitmemi nasip et” diye düşünür.

Boynunu silerken: ” Allahım beni cehennemden âzat et, boynuma mahcupluk zinciri geçirme.” diye temennide bulunur.

Ayaklarını yıkarken: ” Rabbim, ayağımı doğru yolda, sâbit kıl, beni senin yolundan ayırma.” der.

Daha sonra kelime-i şehadet getirip şöyle niyazda bulunur: ” Ya Rabbi, kötü işler yapmış olabilirim, insan gafildir, kendine zulmeder. Ama ben pişmanlık duyuyorum, sana dönüyorum. Affet beni, tövbemi kabul et, zira Sen tövbeleri kabul edensin. Beni pişmanlık duyanlardan ve tertemiz olanlardan kıl, iyi kullarının arasına kat. Beni çok çok şükreden, sabreden ve Seni ananlardan eyle.”

Abdest alan insan samimî bir dille ve içten bir duyguyla, eksiklik ve hatalarını Hakk’ın huzurunda itiraf edip, bunları yumasını, yıkamasını ve silmesini kulluğa yakışan bir tavırla O’na arz eder, duasının kabulü için yalvarıp yakarır. Böylece bilinci ve içtenliği ölçüsünde ruhen temizlenip arınmış bir halde huzura varmaya, namaza durmaya hazır hâle gelir.

Bu tavrıyla kişi el, kol, yüz, ağız, burun ve ayaklardaki veya tüm bedendeki kirlerin su ile yıkanmasını sağlar. Ayrıca da, dua ve kulluk duygusuyla, bütün bunları, ruhun manevî kirlerden arınıp temizlenmesinin bir sembolü saymış olur. Su nasıl maddî kirleri temizliyorsa, tövbe de manevî kirleri yok eder diye düşünür. Halkın gördüğü yer olan bedenimi ve elbisemi temiz tutar da Hakk’ın nazar ettiği yer olan kalbimi tertemiz tutmazsam yanlış yapmış olurum diye inanır. Bedeni gibi kalbini de kötü ve kirli şeylerden arındırmaya çalışır.

Saygıdeğer bir şahsın yanına giren kimse yunup yıkandığı gibi, Allah’ın huzuruna varan kişi de temizlenir, kendisine çeki düzen verir. Dış temizlikle yetinen kimse, evine padişahı davet eden, bu amaçla evin dışını badana yaptığı halde içinin bakımını dikkate almayan kimseye benzetilir. Şemsî’nin dediği gibi: ” Pâdişah konmaz saraya hâne mâmur olmadan.” 2

Temizlik iki nevidir, biri beden temizliği öteki ruh temizliğidir. Beden temizliği olmadan namaz sahih olmadığı gibi, kalb temizliği olmadan da mârifet sahih olmaz. Beden temizliği mâ-i mutlak (temiz su) ile yapılır. Kalb temizliği için de hâlis ve saf bir tevhid gerekir. Olgun kimseler sürekli olarak zâhirde temizlik, bâktında tevhid üzere bulunurlar. Devamlı olarak abdestli olanı, sağ ve solundaki muhâfız meleklerin sevdiğine inanılır.3 Hakk’ın dergâhına yönelenlerin zâhirde ve bâtında abdestli olmaları gerekir. Zâhir abdesti su ile, batın abdesti tövbe ve Hakk’a dönmekle mümkün olur.

Yûnus Emre söylüyor: ” Tanla durup başın kaldır ellerini suya daldır / Hem şeytanın boynunu vur hem nefs dahi ölse gerek.” 4

Beyazid-i Bistâmî şöyle dermiş: “Ne zaman dünya düşüncesi gönlümden geçse abdest alırım; âhiret düşüncesi geçince de gusül yaparım.”

Gönül ehli kimseler iç anlam olarak abdestin ve temizliğin beş derecesinden söz ederler. İçten dışa doğru bunun sıralanışı ve doğacak sonuçlar şöyle ifade edilir.

1. Rûhun abdesti: Rûhun, hayvanlık seviyesine ait bilgisizlikten ve Allah’tan gayri şeyleri görme gafletinden arınmasıdır. Bunu başarabilen kimsede Cenâb-ı Hakk’ı müşahede istîdâdı gelişir ve kalb aynasında tecellî parıltıları yanmaya başlar. Ruh Allah’tan gayrı şeyleri görmekten arınsa, Gaffar olan Allah’ın nûru onu kuşatır. Kötü düşüncelerini temizlese takvâ elbisesine kavuşur. Nefsin hîlelerini yıkasa, yani onların tuzağına düşmekten arınsa, iç huzuruna ve itmi’nâna ulaşır.

2. Sırrın abdesti: Burada “sır”, rûhun rûhu demek olup; onun abdesti gösterişten (riyâ), arzu ve isteklerin esiri olmaktan, kendini beğenmişlikten, baş olma tutkusundan, aşırı dünya isteği ve mevki sahibi olma ihtirasından arınmaktır. Bunun sonuçları şöyledir: Sır, riyâ ve nefsanî arzular kirini yıkadığı takdirde, ihlâs nûru ortaya çıkar. Dünya sevgisinden arınırsa âhiret sevgisi doğar. Hırs ve tamahkârlığını yusa, kanaat ve tevekkül nurları görünür.

3. Kalbin ve gönlün abdesti: İki yüzlülük, bozgunculuk ve kötü ahlâktan uzak durmaktır. Büyüklenme yıkanınca, alçak gönüllük doğar. Çekememezlik kirleri yıkansa, iyilik; düşmanlık yıkansa, Allah sevgisi görünür. Hıyanet kirleri yıkansa, sözünde durma ve güven nûru doğar.

4. Dilin abdesti: Yalan, dedi-kodu, iftira ve boş sözden, insanların ayıplarını merak etmekten ve gizli hallerini ortaya çıkarmaktan, faydasız konuşmaktan uzak durmaktır. Yalan ve koğuculuk yıkansa, doğruluk ve vefâ doğar. İftira ve itham etme yıkansa, sevgi görülür. Faydasız ve boş söz bırakılsa yararlı şeyler konuşulur veya Allah’ın adı anılır. İnsanların ayıplarını araştırma huyu temizlense hoşgörü ışıkları parıldar.

5. Zâhir abdesti: Bu, bildiğimiz abdesttir. Yani dînî bilgi olarak öğrendiğimiz şekilde, temiz su ile abdest organlarını yıkamaktır. Sonuçları ise şöyle temenni edilir: Abdest alan kimsenin yüzünü yıkaması, mahşer günü yüzünün nurlu olmasına yol açar. Kolunu yıkayınca cömertlik nurları hasıl olur. Ayrıca amel defterinin sağ eline verilmesi gibi bir lûtfa erişir. Ayağını yıkayınca, âhiretteki manevî engelleri kolaylıkla geçme imkânı doğmuş olur. İşte bu tür temizlik ve bu mânâda abdest alış, Allah’a yaklaşmayı ve O’na kavuşmayı sağlar.5

Abdest alırken gerçekleşen dış temizliğin, iç temizliği ile birlikte gelişmesi için şunlar da tavsiye edilir: Eller yıkanırken kalbin de aşırı dünya sevgisinden yıkanması gerekir. Ağıza su alınırken, onunla boş şeyleri anmamaya azmetmelidir. Yüz yıkandığı zaman, yüzü Hak’tan başka şeylere çevirmemeye söz vermelidir. Ayağı yıkarken, Hak yolda bulunma gayreti pekiştirilmelidir.6

Abdest Hakk’a yönelmeye hazırlıktır. Hak kapısına yönelenler dış ve iç abdestine sahip olmayı hedeflemelidir. Zâhirle yetinen kimse için, dış temizlik kâfi gelebilir. İçi ile de yakınlık elde etmek amacında olan kimsenin ise, içini de temizlemesi gerekir. Dış temizlik su ile, iç temizlik ise tövbe ile ve Hakk’ın kapısına dönmekle mümkün olur.

Abdestin vücut temizliği ve sağlık açısından faydaları çok açık olduğundan, bu konuda fazla sözü gereksiz buluyoruz. Sadece şu kadarını söyleyebiliriz. Ağız ve burnun bir kaç defa yıkanması, boynun ıslak elle meshedilmesi, el ve ayakların yıkanması, vücuttaki kan dolaşımının, en uzak noktalardan uyarılması gibi bir pratik yarar sağlamaktadır.

Sevgili peygamberimizin şu sözünde, abdestin hem fizyolojik hem de manevî faydasını içeren derin bir hikmet gizlidir: “Öfke şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür, o halde öfkelendiğiniz zaman onu yenmek için abdest alınız.”7
————-

Dipnotlar: 1.Abdestin bu türlü izahları için bk. Muhammed Hamidullah, İslama Giriş , 86, çev. Cemal Aydın, TDV yayını, Ankara 1996; Süleyman Uludağ, İslamda Emir ve Yasakların Hikmeti, 76, TDV yayını, Ankara 1989. 2. Şemseddin Sivasi’nin bir gazelinden alınan beytin tamamı şöyledir: “Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak / Pâdişah konmaz sarâya hâne ma’mûr olmadan”. Bk. Büyük Türk Klâsikleri (Ötüken Söğüt), IV, 328, İstanbul 1986. 3. Hucviri, Keşfü’l-Mahcub, çev. Süleyman Uludağ (Hakîkat Bilgisi), 426 ve 428, Dergâh yayını, İstanbul 1982. 4. Yunus Emre Divanı, hazırlayan: Mustafa Tatçı, 116, Akçağ yayını, Ankara 1991. 5. Ahmed Yesevi yolunun temsilcilerinden biri olan Hazînî’nin bu yorumlarının tamamı için bk. Cevâhiru’l-ebrar, s. 11-16, İÜK T.y. no. 3893. Aynı eserin bir neşri: Cihan Okuyucu, Hazînî Cevâhiru’l-Ebrar Min Emvâci’l-Bihar (Yesevi Menâkıbnâmesi), s. 7-11, EÜ Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü yayını Kayseri 1995. Eser hakkında ayrıca bk. Nihat Azamat, “Cevâhiru’l-Ebrar”, TDV İslam Ansiklopedisi, I, 432. 6. Bk. İbn Arabî – Ahmed Avni Konuk, Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi, 431, yayına hazırlayan: Mustafa Tahralı, İz yayınları, İstanbul 1992. 7. Ebu Davud, Edeb, 3. Kaynak: Altınoluk Dergisi

http://www.namazzamani.net/turkce/ic_abdest.htm
———————————————————–

Türk’ün Abdestle İmtihanı, Nuri Kırmızcı

“Temizlik; israfa kaçmadan estetik, gösterişe kaçmadan güzellik, vesveseye girmeden hijyendir.” Y. N.

21. yüzyılın fitne ve vesveseleriyle boğuşan insanın dinini yaşama mevzuunda çok uğraşması gerekmektedir. İnsanı cennetten mahrum etmek isteyen şeytan onun elini kolunu bağlamadığı halde vesveseleriyle dinden-diyanetten , ibadet ü taatten soğutmaya çalışmaktadır. Şeytanın insana ulaşabileceği ve onu yoldan çıkarabileceği en kolay kısım ibadete giriş kısmıdır. Bunu diğer milletlerden çok Türk insanında görüyoruz. Önemli işlerini sona erteleyip “Türk’ler son dakika efendileri” biçiminde Time dergisine kapak olan Türk insanı yahut Müslüman Türk’ün abdesti de erteleyebileceği bahis mevzuudur.

Abdest ; namaz ve Kur’an okuma gibi bazı ibadetler için giriş mahiyetindedir. Yani o insan o kapıdan girmeyince ibadetten mahrum kalmaktadır. Bu açıdan şeytanın insanı yoldan çıkarabileceği vasıtalardan biri, insana abdestle ilgili vesveseler vermektir. Bu vesveseler abdest öncesi, abdest sırası veyahut abdest sonrası olabilir. Şeytan vaktin girmesiyle namaz kılmak isteyen bir insana; namaz için daha yeterli zamanın olduğunu, vaktin çıkmasına yakın namaz kılmanın – hangi kaynaktan mütevellidse- daha faziletli olduğunu, önceki vakitte aldığı abdestiyle namaz kılabileceği, teyemmüm de yapabileceği ya da -haşa!- abdestsiz de namaz kılabileceği şeklinde vesveseler verir.

Bu vesveselerden kurtulup iradesini sergileyebilen insanı yeni vesveseler beklemektedir. Şeytan abdest almak için harekete geçmek isteyen kimseyi -abdest için ihtiyacı olmadığı halde- tuvalete gitme ihtiyacı, tuvalette uzun süre kalma -tıbbi problemler hariç- vesveseleriyle aldatır. Tuvaletten çıktıktan sonra sünnet harici istibra vesvesesiyle abdest almayı geciktirmeye; hatta unutturmaya çalışır. (Tuvalette temizliğin yeterince yapılmamasından ortaya çıkacak necaseti hiçbir istibra paklamaz. Onun için tuvaletteki temizlik iyi yapılmalıdır. )

Rabbinin huzuruna bir an önce varmayı can-u gönülden arzu eden biri bu vesvese engelini de aşabilmişse vesveselerin tükendiğini düşünmeden her an müteyakkız olmalıdır. Çünkü önünde binlerce vesvese onunla kavuşacağı anı intizar etmektedir.

Şeytan abdest almak için kollarını, paçalarını sıvayan insana daha yavaş olması gerektiğini, hızlı hızlı yaparak ibadete karşı saygısızlıkta bulunduğunu, biraz oturup beklemesini, belki birkaç sayfa kitap okumasını, televizyon kanalları arasında gezinmesini, gündemdeki gelişmelerden haberdar olmasını -Öyle ya; her müslüman olan bitenden haberdar olmalıdır değil mi?- fısıldar. Zaten vesveseler şeytanın insan ruhuna yönelttiği fısıltılardan başka nedir ki? “Vesvese” kelimesinin ses özelliği de fiskos masalarının etrafına geçerek fısıltıyla konuşan insanların konuşmaları gibi etkileyici, insanı hipnoz edici olmasıdır.

İradesini ortaya koyup lavabonun karşısına geçen kimse daha birçok vesveseyle karşılacaktır. Çünkü önemli işlerin manisi çoktur. Asıl vesveseler şimdi başlamaktadır. Şeytan insana; farzın önemli olduğunu ; abdestin farzlarını yapmanın yeterli olduğunu; besmelenin ve niyetin o kadar da önemli olmadığını; -haşa!- farzın yanında Peygamberimizin sünnetinin ne öneminin olacağını; hızlı hızlı abdest almasını, bir an önce namazı kılmasını; ibadetlerin bekletilmemesi gerektiğini; abdest uzuvlarına sadece su değdirmenin yettiğini; uzvun ıslanmasının abdestin özü, diğerlerinin ayrıntı olduğunu; -hem Peygamber Efendimiz’in ahirette bizi bu uzuvlarla da tanıyabileceğini- zaten temiz bulunduğunu; -tam tersi olarak- insanın her abdest uzvunu yıkayışında uzvunun temizlenmediğini, bir kez daha yıkaması gerektiğini, bir kez daha yıkamasını, -sünnet olan üç kez yıkamadan başka- bir kez daha yıkamasını; bol suyla abdest almak faziletli olduğundan çeşmeyi sonuna kadar açmasını; ibadetlerde israfın olmayacağını; hem vakit hem de ekonomik yönden böyle zor bir temizliğin nasıl olup da İslam dini gibi güzel bir dinin bünyesinde barındığını; temizliği hakkıyla yapamadıktan sonra ibadete geçmenin bir faydası olmayacağını; onun için abdesti doğru dürüst alamayan birinin namaz kılması, Kur’an okumasının faydasız olacağını; zor olan bu işten de en kısa zamanda el etek çekerek işi ehil olana bırakmayı; zaten şalvarlı ve sakallıların bunu iyi yaptığını; hem modern dünyada abdestin yerinin olmadığını; kalbinin temiz olduğunu; abdestsiz-namazsız da yaşanabileceğini; insanın iyi huylarıyla insani ilişkilerini seviyeli, sıcak ve samimi tutarak da yaşayabileceğini; bu yaşantıyla da cenneti kazanabileceğini -ila ahir, tabi sonu varsa- fısıldar, telkin eder.

Görüldüğü üzere şeytan insanı abdestten uzaklaştırmak, soğutmak için her türlü vesveseye başvurmaktadır. İblis, abdest sonrası ise ; ibadete başlayacak insanın abdestinin gittiği, abdestini unuttuğu – normal unutma değil- bir kez daha abdest almasının en güzeli olacağı, nur üstüne nur olacağı, -abdest tazelemekten öte- böylelikle kamil bir namaz kılacağı biçiminde vesveseler vererek insanı abdestten bıktırmaya gayret etmektedir. Sağlam abdest alan, iradeli bir insana ise nasıl olsa abdest aldığını, ibadet ü taat için zamanı olduğunu, namazdan daha önemli işlerini yapıp onlardan sonra namaz kılabileceğini fiskoslarla ruha duyurur. Bu vesveselere maruz kalıp dayanaksız yakalanan insan zamanla abdestten soğur; önce abdesti, sonra diğer ibadetleri gereksiz görür. Dinden uzaklaşır, şeytan a yaklaşır, onun dostları arasına katılır, sonunda -Allah(celle celalühü) korusun!-cehenneme yakın bir vaziyete girer. Öyle bir insanın da imanla ölmesi uzak ihtimallerden biri olabilir.

Abdest ibadet için bir kapıdır. O kapıdan girebilen insan bir ölçüde şeytanın vesveselerinden kurtulur. Bir balon gibi üfledikçe şişen, üzerine gidildikçe büyüyen vesveseyi görmezden gelmek; ilk kez kalbe gelen bir hissin tekrarlanması durumunda -özürler ayrı- onu vesvese kabul ederek önemsememek; şeytanın, adeta insanın kalp ve hissiyatını öldüren vesveselerine karşı dua ile silahlanmak; gönülden Euzü-besmele çekerek Rabbe sığınmak; vesveselere götürebilecek zaman, mekan, kişi ve durumlara karşı teyakkuzda bulunmak şeytanın silahı vesveseden kurtulma yollarından bazılarıdır.

http://www.herkul.org/sizdengelenler/index.php?view=article&article_id=3419&herkultools=b5fa5fed8de2b7e096e230663a678ce0

Abdest ve namaz.

Binbir türlü sırla dolu olan mucizevi hediyeler.

Hiç abartmasız iddia ediyorum ki, bir gün gelecek inanmayanlar da abdest alacaklar.

Zaten gusül, bir bakıma bütün dünyada yaygınlaşmıştır.

Bu yazının ilk bölümünde, sizlere abdest ve gusûl sırasında ortaya çıkan 3 tıbbî mucizeyi açıklayacak, sonra da 5. sûrenin 6. âyetini inceleyeceğiz.

Abdest veya gusül vasıtasıyla:

1- Vücutta biriken elektronlar atılır ve bunun verdiği gerginlikler yok edilir.

2- Genel dolaşımdaki aksaklıklar giderilir ve “ihtiyarlama” hâdisesi yavaşlar.

3- Vücuda âit koruma sisteminin temeli olan lenf dolaşımı, en yüksek seviyede çalışır.

Şimdi bunları tek tek ele alacağız.

1- STATİK ELEKTRİK DENGESİ:

Sağlıklı bir vücudun temel yapısı, statik elektrik dengesiyle çok yakından âlakalıdır. Havanın elektriğinden plastik giyim eşyalarına ve mobilyalara kadar birçok faktör, vücuddaki statik elektrik dengesini bozarak ciddi meselelere yol açar. Otomobilden inince veya bir koltuktan kalkınca, âdeta canlı bir kondansatör gibi fazla elektronlarla dolarsınız. Bu durum sizde sinirlilikten tutun da, yüzünüzün kırışmasına kadar birçok rahatsızlığa ve bunların yanısıra pek çok psikosomatik hastalıklara yol açar. Bu saydıklarımızın tek çaresi ise, abdest ve gusüldür. Bu yollarda fazla elektronlarını atan birçok kimsenin bir bebek yüzü gibi taze ve nurlu bir çehreye sahip olduğunu, bu gün hiç bir kimse inkâr edemiyor. Suyun bulunmadığı hallerde toprakla yapılan teyemmüm de abdest’in sağlık açısından sağlamış olduğu faydaları temin etmeye yeterlidir.

Bugün abdest’in mucizevî tesirlerinden habersiz olanlar, vücutlarındaki elektrostatik denge bozukluklarını gidermek için, akupunktur yoluyla kendilerini delik deşik ediyorlar.

2-GENEL DOLAŞIM:

Dolaşım kalbden dokulara, dokulardan da kalbe olmak üzere iki yönlü bir akış sistemidir. Bu akış, özellikle dokularda kıldan ince borular vasıtasıyla cereyan eder. İşte bu ince damar sistemi, iç çevresinde yakılamayan besin artıkları ve çeşitli sebeplerle daralır ve dokular beslenemez hâle gelir. Oysaki sağlıklı bir vücudda, bu damarların lastik gibi esnek ve daralmamış olması gerekir.

Peki abdest bunu nasıl sağlayacaktır?

Abdest veya gusûl sırasında derimize değen farklı ısıdaki su, kılcal damarların bir dalgalanmayla açılıp kapanmasını ve eğer varsa, tıkanmaya başlayan damarların açılmasını sağlar. Vücud dokularında biriken artık maddeler. genel dolaşıma geçer ve böylece dokularda büyük bir zindelik vücuda gelir.

Artık madde birikmeleri, vücudun en çok el, ayak ve yüz dolaşımında meydana gelmektedir. Bilindiği gibi abdest’te, bu noktaları hedef almıştır.

3- LENF DOLAŞIMI:

İnsan vücudunun temel korunma sistemi, beyaz kan dolaşımıyla olur. Bu dolaşımda vazifeli olan kılcal damarlar, Lenfosit dediğimiz beyaz kan hücrelerini, dokuların en ücra köşelerine kadar götürürler. Vücudun herhangi bir yerinde mikrop, yabancı madde ve özellikle kanser hücresi varsa, bu minik savaşçılar taşıdıkları kuvvetli zehirlerle onları öldürürler.

Kansere veya mikroplu hastalıklara yakalanmak, bu savunma sisteminin bir yerde teklediğine işarettir.

Çok yönlü ve karışık bir sistem olan lenf dolaşımında, kılcal damarların çok iyi çalışması ön şartlarındandır. Abdest ve gusûl, bu hususta akıl almaz nimetler sağlar.

Abdest sırasında el ve ayakların yıkanması, vücud merkezine uzak olan bu noktalardaki kılcal damarların dolaşım hızlarını arttırır. Ayrıcı lenf sisteminin en önemli bölgeleri olan yüz, boğaz ve burun yıkanması, bu sisteme bir masaj ve güçlendirme tesiri yapar.

Bu gün insan biyoloji konusunda söz sahibi olan bir uzmana, “lenf sistemimize nasıl canlılık kazandırırsınız?” diye sorsanız, ister Müslüman ister inkârcı olsun, size abdest almayı tarif edecektir.

5. Sûrenin abdest’i emreden 6. âyetinde:

“Ey iman edenler, namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzünüzü, dirseklerinize kadar ellerinizi, -başınıza mesh edip- topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz, boy abdest’i alın…” buyurmaktadır.

Âyet, bundan sonra teyemmümü anlatır ve son bölümünde de abdest’in niçin farz kılındığını şu şekilde açıklar:

“Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi temiz kılmak ve size olan nimetlerinin tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz.”

Bu âyette geçen “nimetlerin tamamlanması” şeklindeki ifadeyi, modern tıp yeni anlamaya başlamış bulunuyor. Evet abdest almakla buraya kadar belirtmiş olduğumuz tıp harikaları gerçekleşmekte ve Cenab-ı Hakkın vermiş olduğu sağlık nimeti tamamlanmış olmaktadır.

http://www.schens.com/default_result.asp?id=20
——————————————————–

Kur’an ve Hadislerde Temizlik

(yazının tamamı için
http://forumkurdu.com/kurannuru-about1553.html)

Prof.Dr. Davut AYDÜZ

…………………………..

Bir günde her namaz için abdestin emredilmesi ve abdest uzuvlarının tekrar tekrar yıkanmasının istenmesi, insan vücudunun açıkta kalan ve mikroplarla en çok kirlenen yerlerinin temizlenmesine vesile olur. Mikrobiyoloji uzmanları, insanın açıkta olan cildinin 1 cm2’sinde 5 milyon kadar mikrobun bulunduğunu isbat etmişlerdir. Mikropların süratli bir şekilde çoğaldığı da bilinen bir gerçektir. Bundan kurtulmak için de, cildin tekrar tekrar yıkanmasından başka çare yoktur.

Doktorlar cildin, insan vücudunda en büyük uzuv olduğunu kabul etmektedirler. Normal bir insanın cildi, yaklaşık olarak 2 m2’dir. Bir insan cildi üzerinde bulunan muhtelif (yararlı ve zararlı) mikropların sayısı, Vindoff’un “Skin and Veneral Diseases” adlı kitabında söylediğine göre yer yüzündeki canlıların hepsinin sayısından daha fazladır. Yine bu bilgine göre, bir defa banyo yapmakla bu mikroplardan (özellikle zararlı olanlarından) 200 milyonu izâle edilmektedir. Bu zararlı mikroplar durmadan çoğalmaktadır. Öyleyse bunları, sürekli ve intizamlı bir surette yok ederek sayısını azaltmalıdır. Bu hususta Peygamber Efendimiz
(s.a.s.) ne güzel buyurmuşlardır: “Her Müslümanın haftada bir defa başını ve vücudunu yıkaması onun üzerinde bir haktır” (Buhari, cum’a 12; Müslim, cum’a 9).

İslâm Müslüman’a, dişlerini ve arasında kalan yemek artıklarını da temizlemesini emretmektedir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.): “İnsanın amellerini yazan, sağ ve solunda bulunup ve ondan hiç ayrılmayan iki meleğin en çok kızdıkları şey; amellerini yazmakla mükellef oldukları kimsenin dişlerinin arasında kalan artıkları temizlemeden namaz kılmasıdır.” Buyurmuşlardır (Süyuti, 85).

Malûmdur ki, mazmaza (abdestte ağzı güzelce yıkamak), ağzı, gırtlağı ve diş etlerini iltihaplardan, dişleri de çürümekten korur.

Dr. Mustafa Said esSuyûtî, Mu’cizâtün fi’tTıbbi li’nNebiyyi’lArabî Muhammed (s.a.s.) adlı kitabında, Dr.Garzûzî’nin Vikâyetü’lEsnân ve Sıhhatü’lEbdân adlı kitabından naklen şöyle diyor:

İnsanların % 90’ı dişlerini kaybediyorlar. Eğer ağız temizliğine gerekli önemi verseydiler, zamanından önce dişlerini kaybetmezdiler. Ağız temizliği gerektiği gibi yapılmayınca, zarar sadece diş etlerine münhasır kalmıyor. Ağızda oluşan ve biriken zararlı maddeler, tükürük ve yiyeceklerle mideye geliyor. Kana karışarak bütün uzuvlara kadar gidiyor ve birçok hastalığa sebep oluyor.”

Doktorların verdiği bilgilere göre ağızda korkunç sayıda çeşitli mikrop, bakteri, virüs ve asalak vardır. Bunların çeşitleri 100’e yaklaşmaktadır. Bir lokmanın 1.mm2’sindeki mikropların sayısı ise milyonlarla ifade edilmektedir. Bu mikroplar, dişlerin üzerinde ve aralarında birikmiş yemek artıklarıyla beslenmektedir. Bunların gelişme ve çoğalmaları neticesinde ağızda zararlı ifrazatlar ve kötü kokular meydana gelmektedir. Bundan dolayı İslâm, misvak kullanmayı emretmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvak kullanın, çünkü misvak, hem ağzı temizler, hem de Rabb’in rızâsını kazandırır.” (İbn Mâce, tahâret 7); “Mübârek zeytin ağacından yapılan misvak ne güzeldir. Misvakla hem ağız temiz olur, hem de dişler sararmaktan korunur. Zeytin ağacından yapılan misvak, benim ve benden önceki peygamberlerin misvağıdır.” (Heysemî, Mecmeu’zZevaid, 2: 100); “Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir; hayâ(utanma duygusu), güzel koku kullanma, nikâh(evlenme) ve misvak kullanma” (Tirmizi, nikâh 1).

İslâm, istinşâk’a da teşvik etmiş ve ona, ağız temizliği gibi önem vermiştir. İstinşâk, burun temizliği demektir. Suyun buruna çekilmesi ve daha sonra çıkarılması; burunda birikmiş zararlı maddelerin ve mikropların dışarıya atılması ve burun kıllarının temizlenmesine vesîle olur.

……………………………………

http://www.yeniumit.com.tr/konu.php?konu_id=358&yumit=bolum2
—————————————————————————–

İbadetin fiziki faydaları

Hergün namaz kılmak için alınan abdestin, bir tür temizlik uygulaması olduğu söylenebilir. Nitekim abdest, kir ve mikroplarla en fazla temasta bulunduğu bölümlerinin temizlenmesini sağlamaktadır. öte yandan, abdestin kan dolaşımı, lenf dolaşımı ve sinir sistemi üzerindeki olumlu etkileri, son zamanlarda bilimsel incelemere konu olmuştur.

‘’Abdest alınan su sıcaksa damarı genişleterek, soğuksa daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnekliğini ve zindeliğini sağlamaktadır. Su, bu arada yine ısı farkı sebebiyle dokularda yavaşlamış dolaşımdan ortaya çıkan besin birikimlerini de genel dolaşıma katarak, damar sertliğine ve hem de bu olayın beyin dolaşımına yansıması demek olan bunamaya karşı korumaktadır. Vücudun korunma sistemi olan lenf dolaşımı, abdest uygulamasıyla sağlıklı bir işlerlik kazanmaktadır. çünkü, abdest esnasında temas kurulan uzuvlar, lenf sisteminin en önemli uyarılma noktalarını (burun arkası ve bademcikler, boyun yanları) içine almaktadır. ‘’ 1 Böylece abdest, vücudun hastalıklara karşı korunmasında ve dayanıklık kazanmasında önemli bir etkide bulunmaktadır. Aynı şekilde, ‘’vücudun tümüne ait statik elektrik dengesinin çeşitli sebeplerle zaman zaman artması sonucu bir çok psiko-somatik hastalık oluşmaktadır.Statik elektriğin en olumsuz etkisi deri altındaki minik kaslardır. Bu kaslardaki gerginlik sebebiyle, yüzde ve bütün vücutta erken kırışmalar ortaya çıkar. Abdest vasıtasıyla bütün bu olumsuzlukların etkisinden sıyrılmak mümkün olabilmektedir.’’2 Nitekim, devamlı namaz kılanların ciltlerinde, abdestin sağladığı parlaklık ve güzellik kolayca farkedilebilmektedir.

Namazdaki beden hareketleri vücuttaki bütün eklem yerlerini harekete geçirmektedir. Eklem ve kas ağrıları şeklinde kendisini gösteren romotizmal hastalıkların tedavisinde hekimler, namazdakine benzer kültür-fizik hareketleri tavsiye etmektedirler. Bu açıdan namazın, kasların güçlenmesi ve eklemlerin normal faaliyetlerini sürdürmesinde önemli etkilerde bulunduğu rahatça söylenebilir. Hac için yapılan uzun yolculuğun, tavaf ve sa’y esnasındaki yürüyüş ve hareketlerin, genelde bedenin dayanma gücünü geliştirici bir yönünün olduğu görülmektedir. Hac sonrasında hemen hemen bütün müminler tarafından tecrübe edilen ‘’rahatlama ve kendini zinde hissetme’’ duygusu, ruhi olduğu kadar bedeni güç ve kuvvetlerin bir artışı olarak yorumlanabilir. Orucun beden üzerindeki etkileri deneysel araştırmalara dayalı olarak ortaya konulmuş bulunmaktadır. Buna göre,’’ oruç esnasında vücuttaki yağ depoları harekete geçmekte, bu sayede damar sertliğinin teşekkülü önlenmiş olmaktadır. Bunun yanında, kolestrol yüksekliği, yüksek tansiyon, bazı ateşli hastalıklar, bazı böbrek rahatsızlıkları daha çok refah ve zenginlik içinde yaşayan kimselerde görülen rahatsızlıklar orucun en mükemmel sağlık kazanma alıştırması olduğu tespit edilmiştir. İslami oruç, bazı nadir hastalıklar dışındaki durumlarda önemli bir şifa vasıtası, tam bir sağlık perhizi olup, sıradan bir açlık vetiresinin ortaya çıkardığı özelliklerden tamamen farklı etkiler meydana getirmektedir. ‘’3 Yıl boyunca sürekli çalışan iç organların ve hücrelerin dinlenmesi, sinir ve dolaşım sisteminin rahatlaması, kan yapımının hazırlanması gibi olumlu etkileriyle İslami oruç, insan sağlığının korunmasında benzersiz bir tedbir ve uygulama olarak önem taşımaktadır.

Genel olarak ibadetler, insanın Allah’la, kendi kendisiyle, diğer insan ve yaratıklarla ilişkisini düzenleyici bir sistem olarak anlam kazanmaktadır.

Kaynaklar:

K. Kerim’den İlmi Gerçekler_Haluk NURBAKİ. s. 12-14
K. Kerim’den İlmi Gerçekler_Haluk NURBAKİ. s.14-18
K. Kerim’den İlmi Gerçekler_Haluk NURBAKİ. s.33-40 ve ‘’İslami Oruç üzerinde Biyokimyasal Bir Araştırma’’ At. ü. Diş Hekimliği Fak. yıllığı

http://www.sitem.gen.tr/?p=367
————————————-

Yan etkisiz tek reçete: Abdest

09 Haziran 2006 Cuma
Abdestin getirdiği sağlık mucizeleri sadece temizlikten ibaret değil. Abdestte akıllara durgunluk verecek bin bir biyolojik sır gizli… Öğrenmek için tıklayın!
(
Abdest çoğumuza zor gelir. Ancak kul, kendine zor geleni yaptıkça kulluğunu ispatlar. Nefs, böylece uyuşukluktan arınarak huzûr-u İlâhîye hazır hâle gelir. İşte bu ilk silkiniş Allah’ın çok hoşuna gittiği için, peşin bir sağlık nimeti lütfeder. Öyle ki Rahmân, abdesti emreden âyetinin sonunda şöyle der: “Abdest alın ki, size verdiğim nimeti tamamlayayım.”

Peki nedir abdesti bu derece önemli kılan faktörler?

Abdestin Tıbbî Mucizeleri

Ondört asır önce temizliğin t’sinin bile olmadığı bir ortamda gelen bu hikmetli reçete tam anlamıyla bir Kur’an Ahlâkıdır. Abdestin tıbbi mucizeleri üç grupta özetlenebilir:

1.Dolaşım Sistemine katkıları:

Kalp, 100.000 km’ye yakın damar ağıyla bütün vücudu besleyen çok geniş bir sistemin motorudur. Damarlar kalpten uzaklaştıkça kılcallarına ayrılarak son hücreye kadar her alanı, her dokuyu besler. Öyle ki hayatî organ ve dokuları birden çok damar ağı kontrol eder. Kılcal damarların işlevini devam ettirebilmesinin en önemli şartı ESNEKLİĞİNİN korunmasıdır. Ne çare ki, stres ve oburluk (obezite) kılcalların işini bitirir. Bundandır ki obezite ve strese bağlı olarak ortaya çıkan “esneklik kaybı” kalp-damar hastalıklarının ve bunamanın baş sebeplerindendir.

Peki abdest bu korumanın neresindedir?

Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve sağlam yolu, kan damarlarına genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle kalbe uzak olan bölgelerde (el, ayak gibi) bu jimnastiğin yapılması daha önemlidir. Ama damarlara nasıl esneklik kazandırabiliriz diye düşünmeyin! Her şeyin bir çaresi var: Tabii ki egzersiz salonlarında
-ab shaper- larla bu iş olmaz. Damarlara esneklik kazandırmak için basit bir fizik yasasından faydalanabiliriz: “Isı farkıyla hareket”

Evet, damarlarımızı ısı farkından istifade ederek açıp kapatacağız. Böylece esneklik ve esenlik bizim olacak.

Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının su ile teması dolaşımı zenginleştirir. İşte on dört asır önce İslâmiyet, suyun “altın” olduğu bir noktadan yeryüzüne yayılırken abdesti bu akıl almaz hikmeti içinde insanlığa sunmuştur.

Abdest ile, kalp ve dolaşım basıncı nefes alır. Beyin ve bütün sinir sistemi uyuşukluktan kurtulur. Zaten günümüzde psikolojik rahatsızlıkların tek doğal ilacı olarak gusül tarzı genel yıkanma tavsiye edilmektedir. Hele de cinsel yorgunluktan sonra duş almanın (gusletmenin) tavsiye edilmesi çok hikmetlidir. Çünkü gusülde yapılması zorunlu olan ağız içinin, burnun ve bütün vücudun yıkanmasının esprisi yeni yeni gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Hipofiz bezinin (ki çok önemli hormonların salındığı bir organdır) burun boşluğu ile yakın ilişkisine dikkatinizi çekmek isterim. Burada burna alınan su ne kadar derine çekilebilirse o kadar faydalı olacaktır. Hipofiz bezinin cinsel yorgunlukla direkt ilişkisi vardır. Bu sebeple onu dinlendirmenin en iyi yolu, damarlar vasıtasıyla beslenmesini artırmaktır. İşte su bu görevi yapar. Damarların ısı farkı nedeniyle hareketini artırarak hipofize dolayısıyla vücudumuza çok önemli bir dinlenim sağlar.

2. Abdestin Bağışıklık Sistemine katkıları:

Bağışıklık sistemimiz, dolaşım sistemimizden biraz farklı olarak dizayn edilmiştir. Asıl adı “lenf sistemi” olan bu mükemmel şebekede daha ince bir damar ağı kullanılmıştır. Bu sistem aracılığıyla mikroplara ve kansere karşı korunuyoruz. Bu kadar önemli olan lenf sistemini korumak da ayrıca önemlidir. Dolaşım sistemindeki damarlardan on defa daha ince olan lenf damar ağının büzüşmesi sonucu çok ağır hastalıklar ortaya çıkar (zatürre, anjin gibi)

İşte abdest sanki bu sistem için düzenlenmiş gibidir. Lenf ağının kıldan ince damarlarını zinde tutar. Hele de bu sistemin kontrol merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması korunma sistemimize “deli” katkı yapar.

Yine lenf sisteminin düzenli çalışması vücudun tepkileri açısından da çok önemlidir. Lenf sistemi iyi çalışan vücut, hastalık ânında aptalca tepkiler göstermez. Daha mâkûl, akıllıca tepki gösterir.

3. Abdestin vücudun Statik Elektriği giderici etkisi:

Bütün hücreler çevresinde belli bir statik elektriği vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu hissetmeyiz bile! Ne var ki gerek havada artan iyonlar, gerekse -özellikle çağımızda bir mesele olan- plastik giysiler vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan ince doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar oluşturur. Bir önemli etki de deri üzerinedir. Bu elektron artışı, deri altındaki mimik kaslarını yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına yol açar. Sonuç: yaşlılık belirtisi olan yüz kırışmaları !

http://www.seansodasi.net/viewtopic.php?p=44451&
————————————————————
Abdest ve Namaz

Yüce Mevlâmız, bizleri her an sonsuz ihsânlarla rızıklandırıyor. Farkında olduğumuz ve olmadığımız binbir türlü sırla dolu olan mûcizevî hediyeler ihsân ediyor. Ve biz, âciz kulları, O’nun lutuf ve ihsânlarını, ikrâm ve in’amlarını saymaktan bile âciziz.
İşte, sizlerle paylaşmak istediğim mevzu da, Rabbimizin en büyük lutuf ve ikrâmlarından biri olan abdest, gusül ve namazdır. Yüce Rabbimiz, bu emirleriyle kullarına meşakkatten çok rahatlık, sıkıntıdan çok sağlık murâd etmiştir. Çünkü O, sonsuz merhamet ve lutuf sahibidir.

ABDESTİN FAYDALARI
Namaz kılmak için ve bazı ibadetler için şart koşulmuş olan tahâret, gusül ve abdest ile temin edilebilir. Acaba günde beş defa îfâ edilen bir ibâdet için zarûrî kabul edilmiş bulunan abdest ve gusülde ne gibi hikmet ve faydalar vardır? Vücudumuzla abdest suyunun temâsı esnasında dökülen mânevî günah ve kirlerin yanında, bedenimize ve sağlığımıza yönelik maddî ne gibi faydalar meydana gelmektedir?
* * *
Abdest ve gusül sayesinde;
*Vücudumuzda biriken elektronlar atılır. Bu sayede elektronların bizde bırakmış olduğu huzursuzluk ve gerginlik hâli ortadan kalkar.
*Genel dolaşımdaki aksaklıklar giderilir ve böylece vücut dinçliğini muhafaza eder.
*Vücuda âit koruma sisteminin temeli olan lenf dolaşımı en yüksek seviyede çalışır.
Bu üç hususu biraz daha detaylı incelersek;
Sağlıklı bir vücudun temel yapısı, statik elektrik dengesiyle çok yakından alakalıdır. Havanın elektriğinden plastik giyim eşyalarına ve mobilyalara kadar birçok faktör vücuttaki statik elektrik dengesini bozarak ciddî problemlere yol açar. Otomobilden inince veya bir koltuktan kalkınca -âdeta canlı bir kondansatör gibi- fazla elektronlarla dolarsınız. Bu durum sizde sinirlilikten tutun da, yüzünüzün kırışmasına kadar birçok rahatsızlıklara yol açar. Bu saydıklarımızın tek çaresi, abdest ve gusüldür. Bu yollarla fazla elektronlarını atan birçok kimsenin, bir bebek yüzü gibi taze ve nûrlu bir çehreye sahip olduğunu, bugün hiç kimse inkar edemiyor. Suyun bulunmadığı hâllerde toprakla yapılan teyemmüm de abdestin sağlık açısından sağlamış olduğu faydaları temin etmeye yeterlidir.
Bugün abdestin mûcizevî tesirlerinden habersiz olanlar, vücutlarındaki elektrostatik dengeyi korumak için binbir yola başvurmaktadırlar.
* * *
Kan dolaşımı, kalpten dokulara, dokulardan da kalbe olmak üzere “iki yönlü bir akış” içinde devam etmektedir. Bu akış, özellikle dokularda kıldan ince borular vâsıtasıyla cereyan eder. İşte bu ince damar sistemi, iç çevresinde yakılamayan gıda artıklarıyla ve çeşitli sebeplerle daralır ve dokular beslenemez hâle gelir. Oysa ki, sağlıklı bir vücutta, bu damarların lastik gibi esnek ve daralmamış olması gerekir. Peki bu nasıl sağlanacaktır?
Abdest veya gusül sırasında derimize değen farklı sıcaklıktaki su, kılcal damarların bir dalgalanmayla açılıp kapanmasını ve eğer varsa tıkanmaya başlayan damarların açılmasını sağlar. Vücut dokularında biriken artık maddeler, genel dolaşıma geçer ve böylece dokularda büyük bir zindelik vücûda gelir.
Artık madde birikimleri, vücudun en çok el, ayak ve yüz dolaşımında meydana gelmektedir. Bilindiği gibi abdest de bu noktaları hedef almıştır.
* * *
İnsan vücûdunun temel koruma sistemi, beyaz kan dolaşımıyla olur. (Lenf dolaşımı) Bu dolaşımla vazifeli olan kılcal damarlar, tenfosit dediğimiz beyaz kan hücrelerini, dokuların en ücra köşelerine kadar götürürler. Vücudun herhangi bir yerinde mikrop, yabancı madde ve özellikle kanser hücresi varsa, bu minik savaşçılar taşıdıkları kuvvetli zehirlerle onları öldürürler. Kansere veya mikroplu hastalıklara yakalanmak, bu savunma sisteminin bir yerde âciz kalıp teklediğine işaret eder. Çok yönlü ve karışık bir sistem olan lenf dolaşımında, kılcal damarların çok iyi çalışması öncelikli şartlardandır.
Abdest sırasında el ve ayakların yıkanması, vücut merkezine uzak olan bu noktalardaki kılcal damarların dolaşım hızlarını arttırır. Ayrıca lenf sisteminin en önemli bölgeleri olan yüz, boğaz ve burun yıkanması, bu sisteme bir masaj ve güçlendirme tesiri yapar.
Bugün insan biyolojisi konusunda söz sahibi olan bir uzmana, “lenf sistemimize nasıl canlılık kazandırırsınız?” diye sorarsanız, ister Müslüman, ister münkir olsun size ana hatlarıyla abdest almayı târif edecektir.
* * *
“Ey îman edenler, namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzünüzü, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edip, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz boy abdesti alın…” (el-Mâide, 6) buyurmaktadır, Yüce Allâh.
Âyet, bundan sonra teyemmümü anlatır ve son bölümünde de, abdestin farz kılınış hikmetlerinden birini şu şekilde açıklar:
“Allâh size bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi temiz kılmak, size olan nîmetlerini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz.” (el-Mâide, 6)
Bu âyette geçen “nimetlerin tamamlanması” şeklindeki ifâdeyi, modern tıp, yeni anlamaya başlamış bulunuyor. Evet, abdest almakla yukarıda belirtmiş olduğumuz tıp hârikaları gerçekleşmekte ve Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu sağlık nimeti, tamamlanmış olmaktadır.
————————————————————–

Abdestin sağlık açısından önemi

Gusül abdestinin, namaz abdestinin sağlığımız açısından faydaları çoktur. İbâdet maksadıyla yapılan her iki temizlik, beden sağlığımız için pek çok faydalar hâsıl etmektedir.

Gerçi müslüman, ibâdetlerini fayda açısından ziyade Allahın emri olduğu için yapar. Fakat ba’zı faydalarını da bilmesi iyi olur. Bedenî faydalarının yanında, ruh sağlığı yönünden de faydası çoktur.

Tıp otoritelerince, tesbit edilen sayısız faydalarından ba’zılarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Günlük hayatımızda ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken, el, yüz ve ayakları yıkamak, birçok hastalıktan en güzel bir korumadır.

2- Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla, toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır.

3- Yüz yıkamakla cilt kuvvetlenir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Devamlı abdest alanlar, ihtiyarlasalar bile yüzlerindeki güzelliklerinin gitmemesinin sebebi budur.

4- Cünüplüğe sebep olan hallerde büyük bir enerji harcanmakta, kalb ve dolaşım hızı artmakta, solunum hızlanmaktadır. Gusül ile vücut eski zindeliğini kazanmaktadır.

5- Vücûdumuzun normalde bir statik elektrik dengesi vardır. Vücut sağlığı bu elektriksel denge ile yakından ilgilidir. Gusül abdesti ile olumsuz elektrik gerilimini alarak, vücûdu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor.

Teknik ilerledikçe, yapılan ibâdetlerin faydaları, hikmetleri daha iyi anlaşılmaktadır.

http://www.turk.ch/islam/namaz/dis/abdestalmak.htm
—————————————————————

Boy abdesti ve abdest: Maidesüresi 6. ayet

ey inananlar namaza kalkacağınız zaman yüzlerini ve dirseklerinize kadar elerinizi yıkayın başınızı ve ayaklarınızı topuklarına kadar meshedin.

Buraya kadar olan kısımda namaza kalkmadan hemen önce yapmamız gerekenlerden bahsediliyor. iza ile başlayan cümlede ardından fe gelmesi demek yapılacak eylemin, hemencecik yerine getirilecek şartını açıklar. yani “ders çalışmadan önce kahve iç” denildiği zaman hemen kahve içeriz, sabah içtiğimiz kahveyle akşamın dersini çalışmamız vurgulanmaz. Burada da öyledir namaza durmadan hemen önce mutlaka abdesti almamız gerekiyor.. diğer bir husussa ayaklarımızı mesh etmemiz yeterlidir.

cünüpseniz temizlenin. hasta veya yolcuysanız yada içinizden biriniz tuvaletini yapmaktan dönmüsse yahut kadınlara yaklaşmıssanız temizliğinizi yapın.

ayetin bu kısmında Allah hijyenle ilgili noktalara dikkat çekmektedir. orgazm olan bir insanın tıp ilmine göre terinde yüksek miktarda toksin bulunmaktadır. hasta olan birinin vucut kimyası bozulduğu için temizliğini ihmal etmemesini istiyor ve böylelikle daha çabuk iyilşemesini öğütlüyor, yolculuk esnasında beden yorulduğu için insan terler pis kokar ve etrafını rahatsız edeblir özellikle günümüz için ayak terlemesi ve elbiselerin temizliği konusuna dikkat çekiyor,tuvaletten sonra da boşaltım sisteminin iyice temizlenmesinin gerekliliğine değiniliyor, karşı cinsle tam bir birleşme olmasa bile yakınlaşma sonucunda bazı salgıların salınım yapması ve bunun sonucunda temizlenmeyi emrediyor çünkü azot ve üre gibi salgılar bedende kaldığı müddetce bakterizasyona neden olabiliyor.bu tür hallerden her birinin gerektirdiği temizlik şeklinin genel hijen kurallarına göre değiştiği aşikardır.özetle ayetin bu kısmı insanların temizliğine ve hijyenine önem vermeleri istenmektedir…

bu tür hallerde temizlenmeyi yerine getirmek için su bulamassanız temiz topraktan yüzünüze ve ellerinize sürün

ayetin bu kısmında su bulamadığımız nadir durumlara işaret edilmektedir.toprağı elimize ve yüzümüze sürmeninde temizliği yerine getireceğine değinilmiştir. bunun mutlaka ilmi bir açıklaması vardır. bilim adamlarının bu konuda araştırma yapmalarına gerek vardır mutlaka şaşırtıcı sonuçlar çıkacaktır.

Allah size bir zoluk çıkarmak istemiyor, sizin hijyeninizi ve sizin yararınıza olan öğütlerini tamamlamak istiyor. böylece ona şükran duyasınız.

ayetin bu kısmında insanlığın sağlıklı olmasını temin etmek üzere faydalı öğütlerin emredildiği belirtiliyor. tüm bu güzellikler bize tavsiye edildiği içinde O’na şükran duymamızın gerekliliğinide bize hatırlatıyor.

http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=1455&PN=1
—————————————————————-

Guslün vücud için faydalarına işaret eden doktorlar bu hususta şunları söylemektedir: İnsanın başına gusletmesi gerektiren bir hal gelince bütün damarlarda büyük bir sarsıntı olur. Vücutta bir yorgunluk ve gevşeklik meydana gelir. Bu yorgunluk ve sarsıntıyı gidermek için vücudun her tarafını yıkamak lâzımdır. Demek ki; guslü gerektiren hallerde sadece bazı organlar değil, vücudun tamamı yıkanma ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü gerek cünüblükte, gerekse hayız ve nifâs hâlinde, başta kalp olmak üzere bütün organlar ve kan dolaşımı, yorgunluklarını, ancak güzel bir boy abdesti ile tertemiz bir zindeliğe terkedeceklerdir. Allah’ın her emrinde olduğu gibi gusül abdestinde de bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz daha birçok hikmet ve faydalar bulunmaktadır.

Şamil İA
——————————————————-

Guslün Hikmetleri ve Faydaları:
Gusül, âkıl-bâliğ olan her Müslümana, kendisinde guslü gerektiren bir hal meydana geldiği takdirde farzdır. Gusül temizliğinde, mânevî ve uhrevî birçok faydalar yanısıra, pek çok maddî fayda ve güzellikler de bulunmaktadır. Bu sebeble İslâmiyet, gusle büyük ehemmiyet vermiştir. İnsan bu vecibeyi yerine getirmekle, hem Allah’ın muhabbetini kendine celbetmekte ve rızasına nâil olmakta; hem de maddeten sıhhat ve âfiyet kazanmaktadır. Gusül, aynı zamanda küçük günahlara da keffârettir. Peygamber Efendimiz, Enes bin Mâlik Hazretlerine hitâben:

“Ey Enes! Guslederken mübalâğa et. Böylece yıkanma mahallinden ayrılırken üzerinde günah ve hatâlardan arınmış olarak çıkarsın” buyurmuşlardır. Hz. Enes de:

“Yâ Resûlâllah, mübalâğa nasıl olur?” diye sorduklarında, şu cevabı almışlardır:

“Saç diplerini ıslat ve deriyi de pisliklerden arındır.” Cünüplük, ibadetleri ifaya mâni, mânevî bir kirlilik hâli olduğu için, en başta mü’minin kendine ağır gelen, huzursuz kılan, ruhunu daraltan bir durumdur. Rivâyetlerde, yeryüzünün cünüp gezen insanlardan tiksinti duyup onları Allah’a şikâyette bulunduğu zikredilmiştir. Cünüp insanların yanına rahmet meleklerinin gelmeyeceği de yine rivâyetler arasındadır. Bu sebeble salâhat ve takvâ sahibi kimseler, kendilerinde cünüplük hâli meydana geldiğinde, bu halden kurtulmak konusunda acele etmişler; geceyi cünüp olarak geçirmekten şiddetle kaçınmışlardır (*). Bu, işin takvâ yönüdür.

Bütün bunlar, cünüp olan bir insanın, uğursuz ve maddeten pis ve necis olduğu mânasına gelmez. Cünüp kimse ile görüşülüp konuşulmayacağı söylenemez. Dikkat edilmesi gereken husus; namaz vaktini geçirmeden yıkanmaktır. İnsan, namaz vaktini geçirmemek şartıyle, yıkanmayı te’hir edebilir ve bu halde iken cünüp kimseye yapması harâm olan işlerin dışında kalan herşey’i yapabilir. Bu da, işin fetvâ yönüdür.Ebû Hüreyre, bir gün yolda, cünüp iken, Resûlüllah Efendimize rastlamış, fakat bu cünüp hâliyle O’nun yanında bulunmaktan sıkılarak savuşup gitmiş, yıkanıp geri dönmüştü. Resûl-i Ekrem, kendisine nereye kaybolduğunu sorunca da durumu olduğu gibi anlatmış idi. Resûlüllah Efendimiz bunun üzerine Ebû Hüreyre’ye şu cevabı vermişlerdi:

“Sübhânallah, mü’min hiç necis (pis) olur mu?” Bu hadîsten anlaşıldığına göre, cünüp olan bir mü’min, kimse ile görüşüp konuşamıyacağı bir pislik ve uğursuzluk içine düşmüş değildir. Şu halde, yeryüzünün tiksinip, rahmet meleklerinin kendisinden kaçtığı insanlar, cünüplüğü hafife alan ve cünüp gezmeyi âdet hâline getiren kimseler olmaktadır. Dinî açıdan bu derece kıymet ve ehemmiyet taşıyan guslün biraz da maddî ve tıbbî yönü üzerinde duralım: Guslün insan sağlığına yaptığı müsbet te’sir şu şekilde îzah edilmektedir:

Cinsî boşalma olayı, insandaki bütün sinir sistemini seferber eden ve bütün organizmayı sarsan fizyolojik bir hâdisedir. Bu olay esnasında vücutta büyük bir hücre yıkımı meydana gelir. Bu esnada solunum ve dolaşım cihazları bu olaya bütün güçleriyle katıldıklarından, solunum adedi artar. Kan dolaşımı hızlanır.

Hattâ bu esnada sarfedilen kuvvet, bin beş yüz metre koşmaya eşittir. Yahut başka bir benzetme ile, yedi katlı bir apartmanın en üst katına koşarak çıkmak kadar yorucudur. Bu hâdise vuku bulduktan sonra, uzviyet müdhiş bir yorgunluk ve ezici bir bitkinlik hisseder. Ağır bir yük taşımış gibi olur.

İşte büyük bir hücre yıkımına uğrayan ve büyük bir sarsıntı geçiren insan vücudu, yıkanmak sayesinde derhal bir rehavet ve gevşeme ile sükûnete kavuşur. Vücuda yeni bir zindelik ve canlılık gelir. İşte bu sebeble gusül, insan için mükemmel bir temizlik, maddeten ve mânen dinlenme ve huzur bahşeden bir yıkanmadır.

http://www.sorularlaislamiyet.com/moduller.php?modul=ilmihal_konular&id=33

Abdest Nedir?

Su ile yapılan, yüzü, kolları, ayakları yıkamak ve başı da mesh etmekten ibaret olan özel bir temizliktir.

Abdestin maddî – mânevî birçok faydaları vardır. Günde en az 5 sefer abdest alan bir Müslüman, temizliği îtiyad hâline getirmiş olur ki, bu, onu hastalığa sebeb olacak hallerden korur, mikroplardan arındırır. Bu, abdestin maddî faydasıdır. Abdestin mânevî faydaları da pek çoktur.

Peygamber Efendimiz, Enes bin Mâlik Hazretlerine hitaben: “Oğulcuğum! Abdestini tam al ki, Hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın” buyurmuşlardır.

Abdest, aynı zamanda yüze nur, kalbe sürurdur. Küçük günahların afvına bir vesiledir. Bu hususu Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz şöyle belirtmişlerdir:

“Kim emredildiği şekilde abdest alır, yine emredildiği şekilde namaz kılarsa, geçmiş bütün küçük günahları afva uğrar.”

Abdest, mü’minin mânevî silâhıdır. Onunla kendini kötü his ve arzulardan korur. Zihnine hücum eden vesvese ve menfî fikirlerin te’sirinden kurtulur. Yeter ki, her vakit abdestli olmaya dikkat etsin.

Abdestli kimseler, çoğu zaman habis ve şerli varlıkların şerrinden abdestleri hürmetine kurtulur, kötülüklerinden uzak kalırlar.

Bir hadîs-i şerîfte, abdestli iken vefat edenin şehidlik mertebesine çıkmasının dahi mümkün olacağı beyan buyurulmuştur.

Müslümanların abdest âzalarının mahşerde ayın on dördü gibi parlak ve beyaz, yüzlerinin nurlu olacağı, yine hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu, diğer ümmetlere verilmeyen bir hususiyettir.

Abdest, Mâide sûresinin 6. âyeti ile farz kılınmıştır.

Abdestin Sahih Olmasının Şartları Nelerdir?
————————————————-

Sahih bir abdest için, şu üç şartın bulunması gereklidir:

1. Temiz olan suyun cilt üzerine tamamen nüfuz etmesi ve cildi kaplaması. Yani, abdestte yıkanması farz olan uzuv üzerinde hiçbir kuru yerin kalmaması. Yoksa abdest sahih olmaz. Peygamberimiz, abdest alırken topuklarına su değmemiş kimselere hitaben, “Vay o topukların Cehennem’den başına gelenlere…” buyurmuştur.

2. Abdeste münâfi, abdesti hükümsüz kılıcı hallerin ortadan kalkması. Yani, hayız ve nifas hâlinin sona ermesi. Abdest alacak olan kimseden idrar ve kan akıntısı da abdeste münâfi hallerdendir. İdrar ve kan kesilmeden abdest alınmaz. Bu durum, mükellefte bir özür teşkil ediyorsa, bunun hükmü ayrıdır. Burada kasdettiğimiz özür sâhibi olmayanlar hakkındadır. Bu sebeble küçük su döktükten sonra, idrar sızıntısı tamamen kesilmeden abdest alınmamalıdır. Abdest alındıktan sonra gelecek olan en ufak bir akıntı bile, abdesti bozar.

3. Mum, içyağı, hamur, yapışkan, v.s. gibi suyun deriye ulaşmasına engel teşkîl eden şeylerin ciltten kazınması…

Abdestin Farzları Nelerdir?
——————————

Abdestin rükünleri, yani, farzları dörttür:

1 – Yüzü bir kere yıkamak…

2 – Elleri dirseklerle beraber bir defa yıkamak…

3 – Ayakları iki topuklarıyla beraber bir defa yıkamak…

4 – Başın dörtte birini bir kere meshetmek…

Yukarıda saydığımız abdest uzuvlarından kol, yüz ve ayakları en az birer kere yıkamak farzdır. Yıkama işini üçe çıkarmakla farzın yanında sünnet de îfa edilmiş olur.

Yüzün Yıkanacak Kısmı Neresidir?
————————————–

Yüzün abdestte yıkanacak kısmı, uzunlamasına alnın üstündeki tüy biten kısımdan çene sonuna kadardır. Genişlemesine ise iki kulak yumuşağı arasında kalan sahadır. Sakal başları ile kulak arasında kalan kılsız yerler de yüzden sayılır, yıkanması gerekir.

Sakallı Olan Kimseler Çenelerini Nasıl Yıkarlar?

Çeneyi yıkarken seyrek sakallıların sakal tüylerinin diplerindeki deriyi de yıkamaları gerekir. Sakalı seyrek olmayıp gür olanlar ise, tüy diplerindeki deriyi yıkamak mecburiyetinde değillerdir. Onların sadece sakallarını ıslatmaları kâfidir.

Gözlerin İçinin, Kaş ve Bıyıkların Altındaki Derinin de Yıkanması Gerekli midir?

Hayır. Gözlerin içini yıkamak gerekmez. Bu bakımdan lens takanların abdest alırken lenslerini çıkarmaları icab etmez. Kaş ve bıyıkların ise, üstten kıllarının ıslatılması kâfidir. Alttaki derinin ıslanması gerekmez.

Ancak gusülde bıyık ve kaşların altındaki derinin de ıslanması lâzımdır.

Başı Meshetmek Ne Demektir?
———————————–

Mesh, lügatte, bir şey üzerinde el gezdirmek demektir. Silmek mânasını da taşır.

Dinî mânası ise, başka bir yerde kullanılmamış bir yaşlığı, bir yere değdirmekten ibarettir. Değdirilen yer, baş olur, ayağa giyilen mest olur veya yara sargısı olabilir. Dikkat edilecek nokta, yaşlılığın başka bir yerde kullanılmamış olmasıdır. Meselâ, kolları yıkamaktan artan yaşlık başa sürülmekle, baş meshedilmiş olmaz. Çünkü, bu yaşlık önce kollarda kullanılmıştır. Elin yeniden ıslatılarak başa meshedilmesi gereklidir. (Ancak başın meshinden artan yaşlık ile kolların meshedilmesine cevaz verilmiştir.)

Başın Meshi Farz Olan Miktarı Ne Kadardır?

Başta meshedilmesi farz olan miktar, başın dörtte biridir. Resûlüllah Efendimiz, alnının üst tarafını, yani, başının ön kısmını mesh etmişlerdir. Bu yüzden ön kısmın meshi sünnet olmuştur. Fakat dörtte birden az olmamak ve bir de kulaklardan aşağı olan kısım mesh edilmemek şartıyla, başın herhangi bir kısmı da meshedilebilir. Çünkü, başta meshin yeri, iki kulağın üst kısmında kalan kısımdır. Bu kısmın herhangi bir tarafından dörtte biri meshedilse, mesih tamamdır.

Abdeste Mâni Olmayan Haller
———————————-

Abdest âzalarından biri veya birkaçı tamamen eksik olursa, o kimseden bu âzaları yıkamak sâkıt olur. Ancak kesik olan âzada, tamamı kesik olmayıp bakıyye varsa, o bakıyyenin yıkanması gerekir. Meselâ, eli kesik bir adam, kolunu dirseklere kadar yıkamalıdır. Kolu kesik bir adamdan ise, artık o kesik kolunu yıkamak mecburiyeti kalkar.

Abdest aldığını kesinlikle bilip, abdestinin bozulduğunda ise, şübhesi olan bir kimse, abdestli sayılır. Çünkü, yakîn, şek (şübhe) ile ortadan kalkmaz. Tersi olursa, yani abdesti bozulduğunu kesin olarak bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığında şübheli ise, o kimse abdestsiz sayılır.

Abdest sırasında veya abdest aldıktan sonra bâzı uzuvlarını yıkayıp yıkamadığında şübheye düşen kimse, eğer vesveseli biri değilse, o yıkamadığını zannettiği uzuvlarını yıkar, noksanını giderir. Eğer vesveseli biri ise, şübhesine itibar edilmez. Abdesti tam sayılır.

Boyacıların tırnaklarında kalan boyalar, zaruret sebebiyle, abdestlerine zarar vermez. Fakat bir zarurete müstenid olmayıp tırnakların üzerinde ince bir tabaka teşkîl eden ve altlarına suyun geçmesini önleyen boyalar, abdestin sıhhatine mânidir.

İyi olmuş, ancak kabuğundan henüz ayrılmamış olan çıbanın içi yıkanmaz.

Parmaklar geçici bir sebeble, arasına su geçirmiyecek şekilde birbirine yapışıksa veya tırnak uzayıp ters dönmüş ve parmak ucunu kapamışsa veya yıkanması gereken uzuvlarda suyun deriye ulaşmasına engel olan mum, hamur, tutkal, yağlı boya gibi yapışkan madde bulunuyorsa, bu mânilerin yok edilmesi gerekir.

Tırnak kiri ve beden kirleri, pire ve sinek pislikleri abdeste mâni sayılmazlar.

Parmakta dar olan yüzüğü oynatmalı, yüzüğün altına suyun geçmesi sağlanmalıdır.

Abdest veya gusül aldıktan sonra kıl yerlerini traş etmekle, o yerlerin tekrar yıkanması ve meshi gerekmez.

Abdest ve gusülden sonra tırnak kesmek, bıyık kırpmak ve deri kaldırmakla da abdest bozulmaz.

Abdestin Sünnetleri Nelerdir?
———————————

Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:

1 – Abdeste başlarken ilk olarak temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak… Eğer eller temiz değilse, onu yıkamak farzdır. Çünkü, eller temizleme âletidir. Başka uzuvları kirletmemesi için öncelikle yıkanması gerekir.

2 – Abdeste “Eûzü – Besmele” ile başlamak… Besmelenin, abdestin başlangıcında, elleri yıkarken çekilmesi gerekir. Unutulsa, sonra hatırlandığında söylense, sünnet yerine getirilmiş olmaz. Çünkü, abdest fiili, yemek fiili gibi değildir. Abdest bütünüyle tek bir fiildir. Halbuki yemekte her lokma bir fiildir. Yemeğin başlangıcında besmele unutulsa da, sonradan hatırlandığında söylense, sünnete riâyet edilmiş olur.

Hadîs-i şerîf’te, abdeste başlarken, besmele çekmeyenin abdestinin tam ve kâmil bir abdest olmayacağı belirtilmiştir.

Bir diğer hadîste ise, “abdestini besmele ile alanın her tarafı temiz ve pâk olur. Besmele çekmeyenin ise, sadece abdest yerleri pâklanır” buyurulmuştur.

Hanbelîlere göre, abdestin başlangıcında, besmele çekmek vâcibdir. Kasden terkedilirse, abdest bozulur. Unutularak terkedilirse, abdest bozulmaz, ancak sevabı noksanlaşır.

Aslında besmele, “her hayrın başıdır.” İslâm nişanı olan bu mübârek kelimeyi sadece abdest, namaz gibi ibadetlerde değil, hayırlı ve meşrû’ olan her işin başlangıcında söylemek gerekir. Nitekim hadîs-i şerîfte, “Allah’ın ismi ile başlanmamış bütün işlerin hayır ve bereketten uzak, noksan ve kısır kalacağına” işaret buyurulmuştur.

3 – Niyet etmek.

Niyet, elleri veya yüzü yıkarken olmalıdır. Niyetten kasıd, abdest aldığının kalben şuurunda olmak ve bilmektir. Dil ile söylenmese bile, kalbde abdest almak arzusunun bulunmasıyla niyet tamam olur.

Mâlikîlere ve Şâfiîlere göre, abdestin başlangıcında niyet etmek farzdır. Şâfiîlerde bunun yüz yıkanırken yapılması gerekir. Hanbelîlere göre ise, niyet, abdestin sıhhatının şartıdır. Niyetsiz abdest sahîh olmaz.

4 – Abdestin başlangıcında misvak kullanmak, yani, dişleri temizlemek…

Dişleri olmayan veya dişleri olup da diş etlerindeki rahatsızlık sebebiyle misvak veya fırça kullanmaktan eziyet duyan veya abdest aldığı anda yanında fırça veya misvağı bulunmaya bir kimse, dişlerini ve diş etlerini baş ve şehadet parmakları ile iyice ovalayarak yıkar.

Resûlüllah Efendimizin beyanına göre misvakla dişleri temizleyerek kılınan namaz, diş temizliği yapılmadan kılınan namazdan yetmiş derece daha fazîletlidir.

Kadınların oruçlu olmadıkları zaman, sakız çiğnemeleri, misvak yerine geçer.

5 – Üç kere mazmaza, üç kere de istinşak yapmak…

Mazmaza, ağzın içini su ile doldurmak ve bu suyu ağızda dolaştırıp ağzın her tarafını ıslattıktan sonra atmaktır.

İstinşak ise; suyu burnun içine çekerek yumuşak yerlerine ulaştırmaktır.

Suyu burnuna nefesle çekmek şart değildir. Burna akıtmak suretiyle de istinşak gerçekleşir. Mazmaza ve istinşak sünnet-i müekkededir. Önce mazmaza, sonra istinşak yapılmalıdır. Ve her biri üçer kere olmalıdır. Her seferinde de ağza ve burna yeni su alınmalıdır. Bu hususlardan biri terkedilirse, bu sünnet yerine getirilmiş olmaz.

Abdestte sünnet olan mazmaza ve istinşak, gusülde farzdır.

6 – Mazmaza ve istinşakda mübalâğa yapılması…

Yani mazmazada suyu boğaza kadar vardırmak ve istinşakda suyu burnun katı yerine kadar çekmektir. Oruçlu kimseye mübalâğa gerekmez. Çünkü, boğaza su kaçıp da orucu bozma tehlikesi vardır.

7 – Abdesti tertip üzere almak…

Yani önce yüz, sonra kollar, sonra başa mesh, sonra da ayakları yıkamak tertibiyle abdest almak… Bu tertibe riayet edilmese de abdest câizdir. Ancak sünnet terkedilmiş olur.

Şâfiîler ve Hanbelîlere göre tertibe riâyet farzdır.

8 – Yıkamaya sağdan başlamak…

Yani kol ve ayakların önce sağ, sonra sollarını yıkamak. Bu sünnet çift âzalar içindir.

9 – Yıkamayı üçlemek…

Yani abdestte yıkanan her âzayı ayrı üç su ile üç kere yıkamak. Bunlardan birinci yıkayış farz, diğerleri sünnettir.

10 – El ve ayakları yıkamaya parmak uçlarından başlamak…

11 – El ve ayakları yıkarken parmakların arasını hilâllemek, yani parmak aralarını ovmak.

El parmaklarının hilâllenmesi; yıkanmayan elin parmaklarını, yıkanan elin parmaklarının arasına geçirerek ovmaktır.

Ayakların hilâllenmesi ise, el parmaklarından birini ayak parmaklarının aralarına sokup ovmaktır. Ayakları hilâllemenin en güzel şekli; hilâllemeye sağ ayağın serçe parmağından başlayarak sol ayağın serçe parmağında bitirmektir. Ayaklar akar suya sokulsa bile, hilâllemek müstahsendir.

12 – Yüz, üç kere yıkandıktan sonra, sık olan sakalı bir avuç su ile alttan hilâllemek…

Sakalın hilâllenmesi, sakalın arasına alttan parmak sokularak kılların aşağıdan yukarı doğru ayrılmasıdır.

13 – Başın tamamını bir su ile meshetmek.

Buna kaplama mesh denir. Yapılışı şöyledir: Her iki el tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin küçük ve orta ve adsız parmakları birbirine birleştirilerek başın ön tarafına parmak uçları birbirine değecek şekilde yerleştirilir. Ve bu parmaklar başın ön tarafından enseye kadar çekilir. Sonra da iki elin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense tarafından başın önüne kadar çekilir. Bu suretle kaplama mesh yapılmış olur.

14 – Kulakları meshetmek…

Kulakları mesh için, ayrı suya lüzum yoktur. Başın meshedildiği ıslaklık ile kulaklar da meshedilir. Kulakların dışı ve arkası baş parmak ile, içi ise şehadet parmakları ile meshedilir. Serçe parmakları da oyuk içine sokulup kımıldatılır.

Hanbelîlere göre, kulakların içini meshetmek farzdır. Zira onlar, kulağı başa dahil sayarlar.

Şâfiîlere göre, başa yapılan meshi üç kere tekrar etmek sünnettir.

15 – Boyunu iki elin arkası ile meshetmek…

Boğaz meshedilmez. Boynun meshi, el yeniden ıslatılmadan, elin arkasındaki yaşlık ile yapılır.

16 – Abdest âzalarını, üstüne su döktükçe ovalamak…

17 – Abdest âzalarının yıkanmasına aralıksız devam etmek.

Yani, âzalardan herhangi biri kurumadan diğerlerini de yıkamalıdır. (Buna “vila” veya “müvalât” denir). Ancak havanın sıcaklığı sebebiyle yıkanan âza hemen kurursa, bu sünnet terkedilmiş olmaz.

Mâlikîlere göre, müvalât, abdestin farzlarındandır.

Abdestin Âdâbı (Müstehabları) Nelerdir?
———————————————

Şu hususlar abdestin âdâbındandır. Yâni, yapılırsa sevab kazanılır. Yapılmazsa hiçbir ceza, itab ve kınama yoktur.

1 – Abdest alırken suyun sıçramasından korunmak için yüksek bir yere çıkmak.

2 – Kıbleye doğru yönelerek abdest almak.

3 – Abdest alırken kimseden yardım istememek. Yani abdest ibadetini, kimsenin yardımı olmaksızın bizzat kendi yapmaya çalışmak. Hastalık v.s. gibi başkasının yardımını zarurî kılan özür hâli bundan müstesnadır. Bir de kişi kendisi yardım taleb etmeden, başka birinin ona gönüllü olarak yardım etmesinde de bir mahzur yoktur. Âdâb ihlâl edilmiş olmaz. Nitekim ashaptan bâzılarının, Resûlüllah Efendimize -Resûlüllah’tan bir yardım isteği gelmediği halde- abdest alırken ibrikle su döktükleri ve duâ-yı Nebevîye mazhar oldukları hadîs kitablarında kayıtlıdır. Bu da gösteriyor ki, başkasının gönüllü olarak yaptığı, abdest suyunu hazırlamak ve dökmek gibi herhangi bir hizmeti kabûlde mahzur yoktur.

4 – Zaruret olmadıkça abdest alırken konuşmamak. Çünkü dünyevî lâkırdı, insanı abdest dualarını okumaktan alıkor.

5 – Abdest almaya kalben olduğu gibi dil ile de niyet etmek ve bu niyeti abdestin evvelinden nihayetine kadar unutmayıp kalbde tutmak.

6 – Her uzvu yıkarken ayrı besmele çekmek ve seleften nakledilen abdest dualarını okumak. Eğer bu duaları bilmiyorsa, Peygamber Efendimize salât ü selâm getirmek…

7 – Dar olmayan, altına su nüfuz edebilen yüzüğü oynatmak. Dar olan yüzük, zaten altına suyun geçebilmesini sağlamak için oynatılmalıdır.

8 – Ağıza ve buruna su vermeyi sağ el ile yapmak…

9 -Buruna çekilen suyu, sol el ile atmak.

10 – Abdest alırken suyu ne israf derecede fazla ve ne de uzuvlardan, hiç damlamayacak kadar az kullanmak. Yani israf da etmemek, çok da kısmamak…

Resûlüllah Efendimiz bir gün Ashaptan Sa’d bin Ebî Vakkas’ı suyu bol bol dökünerek abdest alır halde görmüş ve ona hitaben:

– Bu israf nedir ki? demiştir. Sa’d de bunun üzerine hayret dolu bir sesle:

– Abdestte israf olur mu ya Resûlâllah? diye sormuştur.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Sa’d’e şu cevabı vermiştir:

– Evet, akan bir nehrin kenarında bile abdest alsan, suyu fazla harcadın mı, israf olur…”

11 – Özür sahibi olmayan için, ibâdete hazırlık olmak üzere, vakit girmeden abdest almak veya her vakit abdestli bulunmaya gayret etmek.

Vakit girmeden abdest almak, çok faziletlidir. Çünkü, bu durum onu ruhen ibâdet havasına hazırlar, kalben ibâdete müteveccih kılar.

Devamlı abdestli bulunmak ise, çok büyük sevablara ve mânevî faydalara vesiledir. Çünkü, böyle bir kimse, abdestle işlenmesi gereken sâlih amellerden hangisini dilerse, nerede olursa olsun, kaçırmadan işleyebilir. Cemaatle namaz kılabilir, nafile namaz kılabilir, cenaze namazı kılabilir, tilâvet secdesi yapabilir, istediği zaman Mushaf’ı tutabilir. Kısacası her türlü sâlih ameli işlemek, bu sayede mümkün olur. Ayrıca abdestli iken vefat ederse, şehidlik mertebesine nâil olması da umulur.

Hadîs-i şerîf’te, daima abdestli bulunan ve yatağa abdestli olarak yatanlar için, meleklerin devamlı istiğfarda bulundukları zikredilmiştir.

Abdeste devam eden kimseye, yedi hasletin ihsân edileceği rivâyet edilir:

Melekler onun sohbetine rağbet ederler.

Kalem ona sevab yazmaktan asla boş durmaz.

O kimsenin bütün âzaları tesbih ederler.

Câmi ve cemaatten geri kalmaz.

Melekler, onu gece karanlığında kendisine isabet edebilecek zararlı şeylerden muhafaza ederler.

Sekerat hâlinde ölümü kolay olur.

Cenâb-ı Hakk’ın hıfz ve emânında olur.

12 – Abdest üzerine abdest almak… Hadîs-i şerîf’te bir kimse abdestli iken bir daha abdest alsa, ona on sevab yazılacağı beyan edilmiştir.

13 – Abdestin sonunda kıbleye karşı ayakta olarak şehadet getirmek ve:

“Allahümme’c’alnî minettevvâbîne ve’c’alnî mine’l-mütetahhirîn” diye dua etmek.

14 – Güneşte ısınmış su ile abdest almamak. Güneşteki gözle görünmeyen zararlı ışınların suya geçeceği, abdest alan kimsenin sıhhatına zarar vereceği söylenmektedir.

15 – İbrikle abdest alanların, ibriklerini boş bırakmayıp, diğer abdest için su ile doldurmaları… Bu, namazın geciktirilmesi hususunda şeytanın tama’ını ve ümidini kesmesine sebeb olur, denilmiştir.

16 – Abdest sonunda kelime-i şehadeti söyledikten sonra Kadr sûresini üç kere okumak.

17 – Kolları, yüzü ve ayakları yıkamakta mübalâğa yapmak. Yani kolları yıkarken omuza kadar yıkamak, ayakları yıkarken dize kadar suyu çıkarmak, yüzü yıkarken suyu boyna kadar indirmek de, âdâbdandır. Bunun sebebi, kıyâmet gününde Muhammed (asm) ümmetinin yüzlerinin ve abdest âzalarının parlak ve nurlu olmasıdır. Bu, sadece İslâm ümmetine verilmiş bir özelliktir. Abdest âzalarındaki bu parlaklığı, nur ve beyazlığı daha da arttırmak ve büyütmek için hadîs-i şerîf’te abdest âzalarının yıkanmasında mübalâğa edilmesi istenmiştir:

“Muhakkak, ümmetim kıyâmet gününde gurra ve tahcil sâhibi, yani, yüzleri nurlu ve abdest âzaları abdest eserinden bembeyaz olarak geleceklerdir. Sizden kim bu nur ve beyazlığını uzatabilirse uzatsın”.

18 – Abdestten sonra, kerâhet vakti değilse iki rek’at nafile namaz kılmak da âdabtandır.

Abdestin Mekruhları Nelerdir?
———————————

Abdestin sünnet ve âdâbına muhalif düşen herşey abdestin mekruhlarından sayılır. Biz burada bu mekruhların başlıcalarını kaydediyoruz:

1 – Suyu israf etmek; ihtiyacından ve lüzumundan fazla su kullanmak

2 – Suyun miktarını kısmak, yani, yıkanacak âzayı sanki mesh edercesine çok az su ile yıkamak.

3 – Suyu âzalara çarparak kullanmak.

4 – Lüzumsuz yere abdest arasında söz söylemek.

5 – Zaruret yokken başkasından yardım istemek.

Bir keresinde Resûl-i Ekrem (asm) abdest için kuyudan su çekmekteydi. Bunu gören Hz. Ömer, ona yardım etmek için yanına koştu. Fakat Allah’ın Resûlü onu durdurdu:

“Dur ya Ömer! Ben namaz için kimsenin yardımını istemem” buyurdular.

Bununla beraber, zaruret hâlinde veya başkasının, taleb olmaksızın, sırf kendi arzusuyla yardımda bulunmak istemesi durumunda, bu gibi yardımları kabûl etmek câizdir.

Abdesti Bozan Şeyler Nelerdir?
———————————–

1 -Ön ve arka mahalden çıkan herşey – ister az olsun, ister çok – abdesti bozar. Bu şeyler idrar, kazurat, meni, mezi, taş, v.s. gibi maddelerdir.

2 – Arka taraftan gaz çıkması (yellenme).

3 – Çocuk düşürme hâli.

4 – Ön ve arka yolların dışında, bedenin herhangi bir yerinden kan, irin, sarı su gibi akıntıların gelmesi…Bu gibi akıntıların abdesti bozması için, çıktığı noktada durmayıp etrafa yayılması lâzımdır. Bu bakımdan sıkıp çıkarılması ile kendiliğinden çıkması arasında abdest bozma açısından fark yoktur. Nasıl çıkarsa çıksın, çıkış noktasını aştıktan sonra abdesti bozarlar.

Hacamat yoluyla kan aldırmak, sülük tutmak da, abdesti bozar.

Kan, irin ve sarı sudan başka olan akıntılara gelince, bunlar ancak bir dert ve hastalık sebebiyle akıyorlarsa, abdesti bozarlar. Meselâ bir göz hastalığından dolayı gözleri sulanan kimselerin abdesti bozulur. Bir hastalığa bağlı olmayarak gelen akıntılar ise, abdesti bozmazlar. Meselâ, ağlama ve çok gülmekten dolayı akan gözyaşı veya havanın soğukluğu sebebiyle burundan gelen akıntı abdesti bozmaz.

Vücuttaki kabarcıklardan çıkan safi su, sahih olan görüşe göre, kan gibidir, abdesti bozar. Diğer bir görüşe göre ise, abdesti bozmaz. Bu ikinci görüşte, uyuz olanlar ve çiçek çıkaranlar için kolaylık vardır. Zaruret halinde bu görüş ile amel edilmesinde bir beis olmadığı, İmam-ı Hulvanî’den nakledilmiştir.

Mayasıl ve eksama yaşlığı ve parmak araları pişintisi ise, abdesti bozmaz.

Şâfiîlere göre, önden ve arkadan başka herhangi bir uzuvdan gelen kan, irin, sarı su gibi akıntılar abdesti bozmazlar.

5 – Ağız dolusu kusmak. Kusmuk; yemek, su veya safra gibi bir madde olabilir. Kusuntunun, azar azar geleni dahi bir araya toplanınca ağız dolusu miktarına ulaşıyorsa, abdesti bozar.

6 – Ağızdan, tükrüğe eşit veya ona galib gelecek miktarda kan gelmek. Galibiyet veya eşitlik, renkten belli olur: Renk sarı ise, tükrük fazladır. Kırmızılık eşitliği gösterir. Kızıllık ise, kanın galib olduğunu… Tükrük kandan fazla ise, abdest bozulmaz. Ayva, elma, v.s. gibi şeyleri ısırmakla, onlarda kan eseri görülse bile abdest bozulmaz.

7 – İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun hüküm aynıdır. Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz.

Bir şey’e dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.

8 – Az veya çok süreli baygınlık.

9 – Namazda gülmek.

Tebessümle gülmek ayrıdır. Gülmek seslidir, işitilir. Bu yüzden namazda abdesti bozar. Abdest bozulunca namaz da bozulmuş olur. Tebessüm sessiz olduğu için, namazı da, abdesti de bozmaz. Yalnız kendi duyup işiteceği kadar hafif gülmek ise, namazı bozar, fakat abdesti bozmaz.

Şâfiîlere göre, namaz içindeki kahkaha ile bile abdest bozulmaz.

10 – Kadınla erkeğin birbiriyle fâhiş mübâşeretleri de abdesti bozar. Fâhiş mübaşeret, erkekle kadının arada hiçbir örtü olmaksızın veya çok ince bir bez olduğu halde mahrem yerlerini birbirine dokundurmaları, temas ettirmeleridir. Bu temas sebebiyle tahrik olup kendilerinden yaşlık (mezi) gelip gelmemesi müsavidir. Abdest her hâlükârda bozulur.

İmam-ı Muhammed’e göre, fâhiş mübaşeretin abdesti bozması, ancak taraflardan yaşlık (mezi) gelmesi hâlindedir. Yaşlık belirmezse, abdest bozulmaz.

11 -Erkeğin idrar akıntısını kesmek için idrar yoluna soktuğu pamuğun sonradan dışarı çıkması veya çıkarılması hâlinde, abdest bozulur. Pamuğun üzerinde yaşlık bulunup bulunmaması hükmü değiştirmez.

Eğer pamuk, idrar yoluna tamamen konulmayıp, kısmen konulmuşsa, içte kalan kısım ıslanmış olsa bile, dışta kalan kısma idrar sızmadıktan sonra abdest bozulmaz. Ancak pamuk çekip çıkarılır veya kendiliğinden düşerse, üzerinde az bir yaşlık bile olması, abdesti bozar.

12 – Kadının tenâsül uzvu içine veya dışına konulan bezin veya pamuğun, ıslanmış olarak dışarı çıkması veya çıkarılması da abdesti bozar.

Uzvun dışına konulan pamuğun iç tarafı ıslanmış olunca abdest bozulmuş olur. Pamuğun dışına ıslaklık sızıp sızmaması mühim değildir. Uzvun içine konulan pamuğun iç kısmının ıslanması abdesti bozmaya yetmez. Islaklığın pamuğun dışına da sirayet etmesi şarttır.

13 – Teyemmüm etmiş kimsenin suyu görmesi, teyemmümle alınan abdesti bozar.

14 – Özür sâhipleri için namaz vaktinin çıkması ile abdestleri bozulur.

15 – Esrar veya içki içerek sarhoş olmak da abdesti bozar. Bu gibi müskiratı kullanmak kesin şekilde haram olmakla birlikte, insanı sarhoş etmeyen miktarı abdesti bozmaz.

Abdesti Bozmayan Şeyler Nelerdir?
—————————————-

1 – Önden ve arkadan gayri bir yerden kan çıkıp, iğne ucu gibi çıktığı yerde kalır, etrafa dağılmazsa, bu kan abdesti bozmaz. Bu kanın el veya pamuk ile silinmesi de zarar vermez.

2 – Yaradan akıntısız pıhtı hâlinde kan, et veya deri düşmesi.

3 – Avret mahalline el sürmek. El sürülen, ister kadının avret yerleri olsun, isterse erkeğin, farkı yoktur. Mücerred el sürmekle abdest bozulmaz.

Şâfiîlere göre, bir erkek veya kadın, kendisinin veya başkasının ön veya arka avret yerini elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur.

4 – Kadının avret mahalli dışında vücudunun herhangi bir yerine dokunmakla da abdest bozulmaz. Ancak bu dokunma sebebiyle tahrik olup mezî denen yaşlık çıkmamalıdır. Mezi gelirse abdest bozulur.

Erkeğin kendi mahremi olmayan bir kadına dokunması, Şâfiî mezhebinde abdesti bozar. Kadın erkeğin mahremi ise, ona dokunmak ittifakla abdesti bozmaz.

5 – Ağız dolusundan az olan kusmalar.

6 – Balgam çıkarmak… İmam-ı A’zam ile İmam-ı Muhammed’e göre, balgamın az veya çok olması neticeyi değiştirmez.

7 – Hâkimiyetini kaybetmiyecek şekilde oturarak uyumak. Oturağını yere iyice yerleştirip uyumak gibi…

8 -Ağlamak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında gülmek de bozmaz.

9 -ÊPire, kene, sivrisinek, karasinek gibi haşerattan birinin doyuncaya kadar emdiği kan.

10 – Namazda iken tebessüm etmek.

11 – Bıyıkların veya saçların traş edilmesi, tırnakların kesilmesi (Abdestli iken).

Kaç Çeşit Abdest Vardır?
—————————-

Şer’î vasıf itibariyle üç çeşit abdest vardır:

1 – Farz olan abdestler,

2 – Vâcib olan abdestler,

3 – Mendub olan abdestler.

Farz Olan Abdestler:

Abdesti olmayanın namaz kılmak için abdest alması farzdır. Kılınacak namaz ister nafile, isterse cenaze namazı olsun. Tilâvet secdesi ve Kur’an’a el sürmek için de, abdestli bulunmak şarttır.

Vâcib Olan Abdestler:

Kâ’be-i Mükerreme’yi tavâf için (abdestsiz olana) abdest almak vâcibdir. Kâ’be, abdestsiz olarak tavâf edilirse, bu tavaf sahih olur. Ancak abdestin terkinden dolayı, tavâfın nev’ine göre kurban kesilmesi veya sadaka verilmesi îcabeder.

Tefsîr kitablarına el sürmek için abdest almak da, Kur’an’a hürmeten vâcibdir.

Mendûb Olan Abdestler:

Yukarıda saydığımız hususlar dışında pek çok halde de abdest almak mendûb (müstehab) olur. Bunlardan bâzılarını sıralayalım:

* Fıkıh, Hadîs ve Akâid gibi dinî kitabların elle tutulabilmesi için abdest alınması mendubdur. Bu kitabları okumak için abdest almak, dinî ilimlere hürmet içindir.

Selef ulemâsı bu hususa çok dikkat ederlerdi. İmam-ı Hulvanî, “Biz ilimde bu pâyeye ve mertebeye ilme karşı duyduğumuz saygı ve hürmet ile nâil olduk. Çünkü ben abdestsiz olarak elime kâğıt dahi almadım” der.

İmam Sarahsî ise, bir gece bağırsaklarından rahatsızlanmıştı. “İlmî çalışmama devam edebilmem için, o gece on yedi kere abdest aldım” der.

Uyumadan önce abdest almak da mendubdur.

Uykudan kalktığı vakit abdest almak…

Devamlı abdestli bulunmak için abdest almak.

Abdestli iken abdest üzerine abdest almak.

Kazara yapılan gıybet, söylenilen yalandan, koğuculuktan, sövmek gibi günahlardan sonra abdest almak.

Kahkaha ile güldükten sonra abdest almak.

Öfkeyi gidermek için abdest almak.

Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Öfke Şeytan’dandır. Şeytan da ateşten yaratıldı. Ateşi de ancak su söndürür. Bu hâle göre biriniz öfkelenirse hemen abdest alsın.”

Ezbere Kur’an okumak için abdest almak.

Hadîs okumak ve hadîs rivâyet etmek için abdest almak.

Şer’î ilimlerden birini okumak veya okutmak için abdest almak.

Arafat’ta vakfede durmak ve Safâ ile Merve arasında sa’y etmek için abdest almak.

Kadına dokunmak gibi mezhebler arası abdesti bozup bozmayacağı ihtilâflı mes’elelerden kurtulmak için abdest almak.

Cenazeyi yıkamak ve tâkib etmek için abdestli olmak.

http://dinibilgiler.ravda.net/include.php?path=ilmihal/ibadet/abdest.php&PHPKITSID=a1e4ac66093ea05eb1e6da3d8e05d63f

Misvak kullanmanın diş sağlığı üzerine etkileri

Peygamber Efendimiz (sav), ağız temizliğine ve diş bakımına da çok önem vermişlerdir. Bunun için misvakla dişlerini fırçalamışlar, ümmetine bu konuda tavsiyelerde bulunmuşlardır.
Misvak sıcak bölgelerde yetişen “erak” ağacının kökleridir. Lifli bir yapısı vardır. Biraz ıslatılıp ezilince fırçamsı bir hal alır. Hem mekanik hem de kimyevî olarak pek çok faydaları vardır. Bunları Hadisi Şerifler ve bizzat Rasulûllah`ın uygulamaları ışığında madde madde açıklamaya çalışalım.

1. Misvak, ağız için temizlik, Allahu Teala`nın rızasına sebep ve gözlere de ciladır, (1)
2. Misvak ağız için temizliktir ve Aziz ve Celil olan Allah`ın rızasına sebeptir. (2)
3. Misvakta on hassa vardır: Ağzı tatyib eder, diş etlerim güçlendirir, göze cila verir, balgamı giderir, dişin çürümesini önler, sünnete uygun olur, melaikeyi sevindirir, Rabbi razı eder, hasenatı artırır, mideye sıhhat verir. (3)
4. Misvak kullanın. Zira misvak ağzı temizler ve Rabbin rızasını kazandırır. (4) Bu hadis-i şeriflerde misvakın faydaları zikrediliyor. Misvak kullanmak, ağız için temizlik ve hoşluk sebebidir. Fırçalanmayan dişler sararır, aralarında ve diplerinde gıda artıkları birikir. Bunlar ağız kokusuna ve diş çürümelerine sebep olurlar. Diş etlerinde iltihaplanmalar olur. Misvak kullanmakla dişlerin çürümesi ve diş etlerinin iltihaplanması önlenir. Misvakın gözlere canlılık vermesi ve balgam söktürücü etkisi kimyasal özellikleriyle ilgilidir.
Allah-u Teala güze! olan şeyleri, temiz olan şeyleri; peygamberinin tavsiyelerine uyulmasını sevdiği için, misvak kullanılmasından hoşnut olur. Melekler de temiz olan şeyleri severler ve kötü kokulardan rahatsız olurlar. Onun için on!ar da sevinirler.
5. Misvak, erkeğin fesahatini artırır. (5) Fesahat, güzel konuşmak demektir. Sesin oluşumunda dişlerin de fonksiyonu olduğu için, temiz ve bakımlı dişlerin sesin güzelleşmesine katkıda bulunacağına işaret ediliyor.
6. Niçin sararmış dişleriniz ile huzuruma giriyorsunuz? Misvak kullanınız! (6) Bu hadis-i şerifte ağız ve diş bakımı yapmayanlara bir azarlama var. Kendilerine zarar verdikleri gibi, çevredeki kimseleri de kötü görünüşleri ve ağız kokularıyla rahatsız edeceklerine işaret ediliyor.
7. Şu dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Sünnet olmak, koku sürünmek, misvak kullanmak, evlenmek. (7) Peygamberler insanlığın rehberleridir. Peygamber (sav) Efendimizden önceki peygamberlerin de ağız ve diş bakımına önem verdikleri, misvak kullandıkları ifade ediliyor.
8. Misvak ve cuma guslü her Müslüman için gereklidir. (8)

Buraya kadar misvakın lüzumu ifade edildikten sonra, bundan sonraki hadis-i şeriflerde Rasulûllahın uygulaması anlatılıyor:

1. Misvak kullanmadan uyumazlardı. (9)
2. Uyudukları zaman misvak başuçlarında bulunurdu. Uyandıkları zaman da ilk önce misvak kullanırlardı. (10)
3. Misvakı enlemesine kullanır, suyu emerek (süzerek) içerlerdi. Üç defa nefes alır ve derlerdi ki:
Bu türlü içmek daha iyi, hazmı daha kolay ve sıhhate daha uygundur. (11)
4. Aişe (Ra) şöyle demiştir: “Peygamber (sav) evine girdiği zaman ilk yaptığı iş, misvak ile dişlerini temizlemek olurdu” (12)
5. Ebu Musa (ra) şöyle dedi “Ben Peygamber`in huzuruna girdim, misvağın bir ucu dilinin üzerinde bulunuyordu.” (13)
6. Rasulullah (sav) hiçbir namaza misvak kullanmadan çıkmazdı. (14)
7. Rasulullah (sav) geceleyin teheccüd namazı kılmak için kalktığı zaman ağzını (dişlerini) misvak ile ovalardı. (15)
8. Rasulullah (sav) geceleri iki rekatta bir selam vererek teheccüd namazı kılar ve her selam verişinde misvak kullanırdı. (16)
9. Abdullah ibni Abbas (ra), şöyle anlatmıştır: Bir gece Peygamber (sav) `in yanında kaldım. Peygamber gecenin sonuna doğru kalkıp dışarı çıktı, semaya baktı, sonra Al-i İmran süresinin şu ayetlerini okudu:
“Hakikat, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirleri ardınca gelişinde temiz akıl sahipleri için ibret verici deliller vardır. Onlar ayakta iken, oturur iken, yanları üstünde yatar iken hep Allah`ı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler. Şöyle derler: Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pak ve münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru.”
Sonra eve döndü, misvaklandı ve abdest aldı. Sonra kalkıp namaz kıldı, sonra yattı. Sonra kalkıp tekrar dışarı çıktı ve semaya nazar etti. Yine bu ayetleri okudu. Sonra döndü, tekrar misvaklandı ve abdest aldı. Sonra kalkıp namaz kıldı. (17)

Resulullah (sav) Efendimizin misvakla ilgili emir ve tavsiyeleri şöyle:

1. Ümmetimi meşakkate düşürmüyor olsaydım, onlara her namazın önünde misvakı emrederdim. (18)
2. Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte misvak kullanmalarım emrederdim. (19)
3. Oruç tuttuğunuzda sabahleyin misvak kullanın, lakin akşama doğru kullanmayın. Akşam üzeri iki dudağı kurumuş oruçlu bir kimse için misvak uygun olmaz. Zira o kurumuş dudaklar kıyamet gününde gözü önünde bir nur olacaktır. (20)
4. Sizin ağızlarınız Kur`an için yollardır. Onları misvakla temizleyin. (21)
5. Misvak kullanınız. Zira misvak ağzı temizleyen ve Rabbi razı eden bir alettir. Cebrail her gelişinde bana misvak kullanmayı tavsiye etti. Öyle ki, bana ve ümmetime farz kılacağından korktum. Ümmetime zorluk vereceğinden korkmamış olsaydım misvak kullanmalarını emrederdim. Ben o kadar çok misvak kullanırdım ki, dudaklarıma iz yapmasından ve dişlerimin aşınacağından korkardım. (22)
6. Bana misvak kullanmak o derece emredildi ki, bu konuda bana bir vahiy gönderileceğini sandım.(23)
7. Ben, misvak kullanmakla o derece emredildim ki, üzerime farz kılınacağının sandım. (24)
8. Cebrail misvak kullanmayı bana o kadar tavsiye etti ki, azı dişlerimden endişe ettim. (25)
9. Misvak kullanarak kılınan namazın fazileti, misvak kullanmadan kılınan namazdan yetmiş kat fazladır. (26)
10. Misvak olmadığında, parmak misvak yerine geçer. (27)
Hadis-i şeriflerde ağzın her zaman temiz tutulması gerektiğinianlıyoruz. Misvak olmadığı zaman başka bir şeyle de bu temizliğin yapılabileceği ifade ediliyor. İmkanların ve araçların çok fazlalaştığı günümüzde bile toplumlar ağız ve diş sağlığına gereken önemi vermiyorlar. Resulullah (sav) Efendimizin uygulamalarının ve tavsiyelerinin ne kadar güzel ve her zaman geçerli olduğunu görüyoruz.
– Panzehir dergisinden –
Dipnotlar :
Müslim tercümesi : (12) c.1 s. 327/44, (13) c.1 s.327/45, (15) c.1 s. 328/46. (17) c.1 s.328/48
Tirmizi-tercümesi : (7) c.1, s.246/5, (18) c.1, s.38/22
Terğîb ve Terhîb tercümesi : (4) c. 1 s. 246/6, (14) c.1 s. 246/8, (16) c.1 s. 247/9, (19) c.1 s. 244/2, (22) c.1 s. 247/10, (23) c.1 s. 248/11, (24) c.1 s. 247/12, (25) c.1 s. 247/13, (26) c.1 s. 250/16,
Ramuz el-Ehadis : (1) s. 214/10, (2) s. 214/7, (3) s. 325/1, (5) s. 214/8, (8) s. 214/9, (9) s.548/2, (10) s. 548/3, (11) s. 554/14, (20) s.3/4, (21) s.116/ 8, (27) s. 190/1,
İhya : (6) c.1 s.354

http://www.saglikvakfi.org.tr/saglik/nebeviy1.asp?id=247
——————————————————————

Misvak, bir Almanı nasıl Müslüman etmiş?

Motorlu vasıta icat edileliden beri, hayvan kullanımı iyiden iyiye azaldı. Artık kimse ille de at ve deve gibi hayvanlar kullanılmalı demiyor. Zaten böyle bir ısrar, düşünce eksikliği demektir.

Ama, motorlu vasıtalar geldi hayvan kullanımı kalktı diyerek, her şeyi de getirip bunun yanına koyamayız. mesela, geçen hafta bir nebzecik bahsettiğimiz “Misvak”ı…

Yani, “Artık diş fırçaları var; misvaka ne lüzum!” diyemeyiz. Çünkü misvak, sadece diş temizliğinde kullanılan ilkel bir nesne değil, sayısız faydaları bulunan harika bir maddedir.

Misvak, sadece dişleri temizleyen bir madde olsaydı, elbette onun yerine diş fırçalarını kullanmak uygun olurdu. Ve “Bugün artık diş fırçaları var; bir odun parçası olan misvakı kullanmaya ne lüzum var” diyenler haklı olurlardı…

Ama gerçek hiç öyle değil… Peki, öyle değilse nasıl ve misvakın özelliği ne?..

Bunu, okuyucularımızdan MEB emekli Başmüfettişi Sayın Ahmet Yurdakul’un “Bir Hatıra” başlıklı mektubuyla anlatmak istiyorum. Bu mektup 1 Temmuz’da gazetemizde yayınlandı.

Sayın Ahmet Yurdakul mektubunda, ismi Ahmed olan ve çok güzel Türkçe konuşan Müslüman bir Alman’ın, Türk zannedilip İzmir’de nezarethaneye atıldığını anlatıyor.
Suçu, kıyafeti: “Başında bir sarık, yere kadar bol bir elbise, bembeyaz sakal ve asa…”

“….Adının Ahmed olduğunu görünce hemen nezarete götürmüş, soyadını bile okumamışlar. Kendisinin Alman olduğunu söylemesine rağmen, inandıramamış.”

“Nezaretten ayrılmadan önce, Ahmed Schmieder onlara şöyle seslenmiş:
Beni kılık kıyafetimden dolayı tutukladınız… …ben bu kıyafetimle, sizin atalarınız Fatih’e, Yavuz’a, Kanuni’ye benziyorum. Sizler de benim atalarım Hanslara, Schüllerlere benziyorsunuz. AB’ye giriş kılık kıyafetle olmaz. Fikirle olur, üretimle olur, medeniyet ve kültürle olur.”

Değerli okuyucular, Ahmed Yurdakul’un mektubunun buraya kadarki kısmında, ibretlik hâl–i pürmelâlimiz var. Bundan sonrasında ise, Alman Ahmed nasıl Müslüman olduğunu anlatıyor…

“Pakistan’a gitmiştim. O zamanlar ateisttim. Hiçbir din beni ilgilendirmiyordu.

Akşamdan sonra minareler ışıklandırılmış, müezzinler çeşitli ilâhiler söylüyorlardı. Uzun uzun dinledim… Bir ahenk vardı… Çoğu Arapça olduğu için anlamıyordum.
Ertesi gün Pakistan Din İşleri Bakanlığı’na gittim. “Akşamki merasiminiz ne idi?” dedim. Yetkililer bana, “Akşam İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in doğum günü idi. O’nu anıyorduk. Bu güzellik bunun içindir” dediler. “Öyleyse O’nun bana bir kitabını verin” dedim.
Bana bir hadis kitabı verdiler. Rastgele bir sahifesini açtım, tercüme ettirdim. ‘Dişlerinizi misvakla temizleyin’ diyordu.

Bundan sonrası, Alman Müslüman Ahmed’in, misvak hakkındaki sözleri ve tesbitleri:
“Misvakın ne olduğunu sözlükten öğrendim. Arap Yarımadası’nda yetişen lifli bir bitki olduğunu yazıyordu. Laboratuvara götürdüm. Kaynattım, inceledim:

(C) vitamini yüklü bir madde. Eğer kullanılırsa, dişlerde skarbüt denilen hastalığın önüne geçiyor. Suyu, midede özümlemeyi, sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakların işini kolaylaştırıyor. En önemlisi de, devamlı kullananlarda basur denilen rahatsızlık olmuyor.”

Değerli okuyucular, yukarda sayılan misvaktaki faydalar diş fırçasında var mı? Yok!

Kaldı ki, misvakın daha başka faydaları da var. Ne var ki, bir Alman ancak bu kadarının farkına varabilmiş ve ona bu kadarı kafi gelmiş. Kâfi gelmiş de ne olmuş? Cevabını Alman Ahmed versin:

“İşte bir odun parçası beni hidayete eriştirdi ve Müslüman oldum.”

Sadece misvaktan bahseden hadis sebebiyle, bir insanın Müslüman olması, bir mucizedir. Demek ki, Hz. Peygamber’in mucizeleri, hadisleriyle 14 asırdır hâlâ devam ediyor.
Mûcize kelimesini kullandım. Bazıları mûcize diye bir şey kabul etmedikleri için bu kelimeye kızıyorlar. Hem Hz. Peygamber’e (sav), “Kur’an’ın anlattığı” şekilde inandıklarını söylüyorlar, hem de “Hz. Peygamber’e mucize verilmemiştir; mûcize diye bir şey yoktur” diyebiliyorlar!..

Ali Eren, 10 Temmuz 2003 Perşembe
http://www.nurulizah.com/modules.php?name=News&file=article&sid=11

Yaşamak İstermisiniz ?

Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Şüphesiz ki bu sorunun cevabı, herkes için evet”tir. Ancak bu sorudan daha önemlisi, nasıl yaşamak is­tediğimizdir. Genetik alanındaki gelişmeler, insanın yaşa­ma süresinin, genetik kartlarında tayin ve tespit edildiğini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. “Ecel birdir, de­ğişmez” kaidesi, eskiden yalnız inananların bir ka­der formülüydü. Genetik mühendisliğindeki yeni gelişmeler ise, bütün organların dayanıklılık, do­layısıyla hayat süresinin kesinkes önceden kayde­dilmiş olduğunu ortaya koyarak bu kaideyi inanan-inanmayan her kesim için genelleştirdi. Hatta yine bu ilim dalının âlimleri, “doğan bir çocuğun hangi rahatsızlıkları geçireceğini, bunların zamanını ve ölümle sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bilmek mümkündür” diyor­lar. Aynı kaideler, diğer hastalıklar için de geçerlidir.

Şu halde mesele, yaşamak isteğinden ziyade nasıl yaşayacağını bilmektir. Ömrün değişmezliği hanında da bu süreyi sağlıklı geçirmek, insanların davranış biçimiyle yakından ilgilidir. Ateist ilim adamları, uzun yıllar boyu anne sütünü tenkid etme cesaretini gösterdikleri gibi bir de sağlıklı yaşamak için birbirini tekzip eden for­müller uydurdular. Ve bu formülleri araştırmadan kulla­nanların, her geçen gün daha da bozulan sağlıklarını görmezlikten geldiler.

Ben, sağlıklı yaşamanın ana prensiplerini tamamen ta­rafsız bir gözle incelemek istiyorum. Farzımuhâl uzaydan çok ileri bilgilere sahip bir ilim heyeti gelip dünyadaki insanları inceleseydi, acaba sağlıklı bir hayat biçimi için ne­ler teklif ederdi? Bunun ilmi anahtarı, insan vücudunun yıpranma biçiminde gizlidir. Ve bu yıpranma, üç ana mer­kezde görülür:

1) Vücudunun bütün kimyevi işlemlerini usanmadan ve yorulmadan organize eden karaciğer,

2) Dokuları ve organları besleyen damarlar, özellikle beynin çok önemli olan damarları,

3) Hormonları kompütürize eden hipofiz ve buna bağlı olarak vücudu bir bitkinin kökleri gibi saran sinir sistemi­nin çok zor sağlanan dengesi,

Bu sistemlerden karaciğer, aşırı derecede beslenme ile dinlenme fırsatı bulamama sonucunda bozulmaktadır.

Damar sistemi ise hareketsiz damarları genişletici ted­birlerin alınmaması ve daha önemlisi, damar bölgelerinin elektrostatiğini boşaltma açısından yeterli bir çaba gösterilmemesi sonucunda zamanla tıkanabilmekte ve beyin dolaşımına zarar vermektedir.

Hormonal sistemin en büyük düşmanı ise, “stress” dediğimiz gerginliklerdir.

Tarafsız olduklarını ifade etmek açısından size yukarıda bir fantazi şeklinde belirttiğimiz uzaylı ilim adamları, in­sanın hayatındaki bu gerçeği görerek bakın size ne tavsiye edecek:

1- Karaciğerinizi her türlü aşırı yüklenmeden koruyunuz, fazla yemeyiniz ve karaciğerinizi mutlaka yıl­da bir ay, beş altı saat dinlendiriniz. Bu dinlenme tarzı, bugün tıp aleminde kanserli hastalara bile (vücudun tok­sinIerini atması için) uygulanan bildiğimiz oruçtur. Çünkü karaciğer, ömür boyu bir an dinlenmeden çalışmaya mah­kumdur. Bu laboratuvarda bir yandan fevkalade önemli hayati maddeler, mesela kan yapılması için gereçerli olan globilinler üretilirken, devamlı yemek yiyerek karaciğerin safra salmaya mahkum edilmesi, onun eninde sorunda yorulup çaresiz kalmasına sebep olur. Bu yüzden bundan daha 30-40 sene evvel kansızlara ya da çeşitli rahatsızlıkIarla zayıf ve güçsüz kalmış olanlara “Aman sakın oruç tutmayın” denirken, bugün kemik iIiğinin ihtiyaç duyduğu maddelerin karaciğere yaptırılması için oruç tavsiye edilmektedir. Çünkü iftara yakın 4-5 saat içinde karaciğer bir yandan safra salgılarını kesmekte, bir yandan da elindeki birikmiş besin maddelerini kana salarak ciddi bir istirahate çekilmektedir.

Evet sevgili okuyucularım, bu satırları okurken, sağlık­lı yaşamanın en esrarengiz organı olan karaciğerinize çok büyük bir hediye vererek oruç tutuyorsunuz. Müslüman’ın karaciğer hücreleri arasında, Ramazan yaklaştıkça tatlı bir mânâ telefonlaşması sürer gider ve yorgun karaciğer hü­creleri:

“Ramazan ne zaman?” diye sorar dururlar. Hele hele alkol kullananlar için bu soru bir feryat halindedir. Onların isyanında, şu cümleye rastlamak mümkündür:

“Alkol alarak bizi ızdıraplı bir ölüme mahkum ettiniz. Bu yüzden size en acil hizmetleri bile ya­pamaz hale geldik. Ne olur, hiç olmazsa Ramazan hürmetine bize bir soluk aldınn.”

Açıkçası oruç tutmuyorsanız, elinizde kolesterol ve li­pid tahlili kağıtlarıyla hastane hastane daha çok dolaşırsı­nız. Üstelik sevdiğiniz yiyecekleri yerken “Eyvah bu benim kolesterolümü arttıracak diye” ömür boyu hayıflanacaksı­nız.

2- Damar sistemlerine gelince: Yiyip de yakama­dığınız yağlı besinler damar çeperlerine çöktükçe, o tapta­ze olan ve lastik gibi esneyebilen damarlarınız, sonunda soru şeklindeki makarnaya döner. Bunun sebebi de, me­calsiz bıraktığınız karaciğerin aşırı beslenmeyle paralel olan yağ artıklarını dolaşım sistemine bırakmasıdır. Bu durum, fabrikaların zehirli artıklarını tertemiz dereciklere dökmesine benzer. Damarların sertleşmesini engelleyecek tedbirleri şöyle sıralayabiliriz:

a) Damarların yakın çevrelerindeki elektro statik birik­meleri atmak. Bunun için en pratik yol, özellikle kalbe uzak bölgelerdeki el, ayak ve kolların yıkanmasıdır. Bir yandan karaciğerinize sağlayacağınız oruç istirahati, bir yandan da vücudunuzdaki elektronların atılması, damarla­rınızın sertleşmesini engelleyen en hayati tedbir olacaktır.

b) Damarlarınızın vücut ısınızdan farklı bir suyla yıkan­ması, onları daraltıp genişleterek hem sertleşme felaketin­den kurtaracak, hem de yeni tıkanmaya yüz tutan kılcal damarlarınızı açıp sizi gelecekteki bir felaketten kurtara­caktır. Damarlara ait bu egzersizin en önemli faydası, beyne olacaktır. Çünkü abdest alıyorsanız fark edeceksiniz ki, boyun ve yüzünüze uyguladığınız su masajları, beyin dolaşımı için son derece ciddi bir egzersizdir. Bu sayede, çağımızda batının korkulu rüyası olan beyin damarlarında sertleşme ve bunama gibi çok önemli iki felaketten koru­nacaksınız. Bugün Anadolumuz’un 90 yaşını aşmış nur yüzlü ihtiyarlarının bile bunamaması, abdest almanın bir başka kerametidir.

c) Normal damarlara nazaran daha ince olan ve vücu­dun koruma sistemini temsil eden lenf (beyaz kan) dolaşı­mı, abdest almanın gösterdiği istikamet ve formül sayesin­de ömür boyu sağlıklı kalacaktır. Burnun ve ağzın yıkan­ması da, bu sistemin çok önemli merkezlerini ayakta tuta­caktır.

Abdest almanın bir yandan damarlara masaj yaptıran özelliği, diğer yandan vücudun statik enerjisini atan maha­reti, aynı zamanda güzelliğin de bir reçetesidir. Yüzdeki kırışıklıkların temel sebebi, statik elektriğin minik deri altı kaslarının esnekliğini yok etmesidir. Este­tik uzmanları bu gerçekten haberdar olabilseydi, ilk tavsiyeleri “abdest alın” şeklinde olacaktı. Çün­kü abdest alan herkes, aynı şartlarda yaşayan diğer insan­lara göre mutlaka ve en az 10 yıl geç yıpranmaktadır.

d) Damarların sertleşmesini engellemenin en önemli vesilesi, kanda lipid ve kolesterolün devamlı olarak yüksek seviyede kalmasına mani olmaktır. Bu açıdan bakıldığında da oruç, akıl almaz bir mucize hikmeti taşır. Çünkü bu za­rarlı maddeler, oruçlu insanın kan kimyasında ikindiden itibaren azalmaya başlar. Böylece kanda dolaşan bu kris­taller, damar çeperine çökme fırsatı bulamazlar. Diğer ta­raftan oruç, hücre içi ve hücre arası suyu azalttığı için, kü­çük tansiyonu düşürür ve bu sayede hem damarlar hem kalp, ileri derecede rahatlar. Dikkat ederseniz, çağı­mızda oruçtan ve abdestten habersiz olan milyon­larca insan, daha genç yaşlarda küçük tansiyonun yükselmesi ve dolaşım rahatsızlıklarıyla yüzyüze­dir. Abdestin statik elektriği atıcı hikmeti, orucun küçük tansiyonu düşürücü tesiriyle birleşerek kalpte harika bir sağlık ortamı meydana getirir.

Oruç ve diğer ibadetler ne büyük bir nimet değil mi? Hem sağlıklı bir dünya hayatı, hem de ebedi ve saadetli bir cennet lezzeti.

Cenab-ı Hak’kın bu güzel emirlerine uymayanların, yi­ne O Zat tarafından tayin edilerek genetik kartlarına işle­nen ömürleri boyunca hem sağlık açısından, hem de vic­danen rahat yüzü göremeyecekleri kesindir. Bu yüzden Allah’ a inanmayan insanların bile oruç ve abdes­tin nimetlerinden faydalanmaması, vücutları için ciddi bir ihanettir. Bu insanların, yüzlerinin kırışmasını engellemek için sarfettikleri milyonlar, abdest almaya alışmamalarının bir tür cezasıdır.

3- Hormonlar sistemine gelince: Gusül abdesti gerektirecek bir hadiseden sonra vücudun merkez hor­mon kompitürü olan hipofiz, ciddi olarak yorulur. Onun yorgunluğunu gidermek, her yorulan organda olduğu gibi dolaşımını hızlandırmakla olur. Fakat beynin tam alt yü­zünde ve kafa küresinin ortasında olan hipofizin dolaşımı­nı nasıl hızlandırırsınız? Hipofizin damarları, burnun kökü­ne ve bademciklerin üst seviyesine çok yakındır. Buralara bir dolaşım masajı yapmak, yani derin bir burun yıkama ve gargara, hipofize yapılacak en sağlıklı dolaşım masajı olacaktır. İsterseniz böyle bir ihtiyaçtan sonra gusül abdes­ti almayın. Hipofiziniz yorulsun ve 40 yaşından itibaren merkez kompütür özelliklerini kaybetmeye başlasın. Yani bir sürü cinsi problemlerin altında ezilip durun.

Streslerin, hipotalamüs dediğimiz hipofiz çevresindeki büyük kompütürleri tahrip etme tehlikesine gelince:

Çağımızın, üzerinde en çok konuşulup tahribatı, en iyi bilindiği halde, bir türlü çaresi bulunamayan derdi stres­tir.

Kalp damarı tıkanmasından mide ülserine, kurdeşen­den cinsi meselelere kadar herşey stresten ileri gelmekte ve hatta genetik kartların aksaklığından gelişen kanser gi­bi birçok hastalıkların bile en azından erken yaşlarda orta­ya çıkması, yine strese bağlanmaktadır. Fakat bugüne kadar onu önlemek için tavsiye edilen tedbirlerin tamamı, ateşli hastanın terini silmekten öteye ge­çebilen bir çare olmamıştır.

Aslında olayın temelinde yatan elektronik tesirler ve damar büzüşmelerine ait problemlerin çözümü, abdest al­manın müthiş esrarında yatmaktadır. Orucun getirdiği sa­bır sporu ise, streslere karşı bulunmaz bir aşı niteliğinde­dir.

Streslerin insanın derinliklerindeki problemi ise, inançsızlığa bağlı korkulardır. Hatta modern psikiyatri yalnız stresin değil, diğer bütün ruhi sapmaların bile korku duygusuna bağlı olduğunu savunmaktadır. Çe­şitli dış ve iç stres tesirleri, güvensizlik ve huzursuzluklar, insan ruhunda akıl almaz fırtınalar çıkarmakta ve içi dün­yamızın hipotalamus aracılığı ile maddeye yansıyan den­gesizliklerine yol açmaktadır güvensizliğin ve korku­nun yol açtığı rahatsızlıklara, her şeye kadir olan Kainat Sultanı’na iman ve O’na ibadet dışında şi­fi sağlayacak hiçbir çare yoktur.

Bugünkü ilmi gerçeklerin ışığı altında rahatlıkla diyebi­liriz ki, İslam’ın en büyük mucizesi abdest, namaz ve oruç üçlüsüdür.

Evet yazımızın başlığına dönüyoruz:

Yaşamak istiyor musnuz?

O halde abdest alınız, namaz kılınız ve oruç tutunuz.

İnansanız da inanmasanız da abdest almaya, namaz kılmaya, oruç tutmaya mecbursunuz.

Yoksa, binbir harika sistemle donatılmış vücutlarınıza yazık olur.

http://www.schens.com/default_result.asp?id=32
——————————————————–

Huzur Reçetesi, Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Abdest ve namaz.

Binbir türlü sırla dolu olan mucizevi hediyeler.

Hiç abartmasız iddia ediyorum ki, bir gün gelecek inanmayanlar da abdest alacaklar.

Zaten gusül, bir bakıma bütün dünyada yaygınlaşmıştır.

Bu yazının ilk bölümünde, sizlere abdest ve gusûl sırasında ortaya çıkan 3 tıbbî mucizeyi açıklayacak, sonra da 5. sûrenin 6. âyetini inceleyeceğiz.

Abdest veya gusül vasıtasıyla:

1- Vücutta biriken elektronlar atılır ve bunun verdiği gerginlikler yok edilir.

2- Genel dolaşımdaki aksaklıklar giderilir ve “ihtiyarlama” hâdisesi yavaşlar.

3- Vücuda âit koruma sisteminin temeli olan lenf dolaşımı, en yüksek seviyede çalışır.

Şimdi bunları tek tek ele alacağız.

1- STATİK ELEKTRİK DENGESİ:

Sağlıklı bir vücudun temel yapısı, statik elektrik dengesiyle çok yakından âlakalıdır. Havanın elektriğinden plastik giyim eşyalarına ve mobilyalara kadar birçok faktör, vücuddaki statik elektrik dengesini bozarak ciddi meselelere yol açar. Otomobilden inince veya bir koltuktan kalkınca, âdeta canlı bir kondansatör gibi fazla elektronlarla dolarsınız. Bu durum sizde sinirlilikten tutun da, yüzünüzün kırışmasına kadar birçok rahatsızlığa ve bunların yanısıra pek çok psikosomatik hastalıklara yol açar. Bu saydıklarımızın tek çaresi ise, abdest ve gusüldür. Bu yollarda fazla elektronlarını atan birçok kimsenin bir bebek yüzü gibi taze ve nurlu bir çehreye sahip olduğunu, bu gün hiç bir kimse inkâr edemiyor. Suyun bulunmadığı hallerde toprakla yapılan teyemmüm de abdest’in sağlık açısından sağlamış olduğu faydaları temin etmeye yeterlidir.

Bugün abdest’in mucizevî tesirlerinden habersiz olanlar, vücutlarındaki elektrostatik denge bozukluklarını gidermek için, akupunktur yoluyla kendilerini delik deşik ediyorlar.

2-GENEL DOLAŞIM:

Dolaşım kalbden dokulara, dokulardan da kalbe olmak üzere iki yönlü bir akış sistemidir. Bu akış, özellikle dokularda kıldan ince borular vasıtasıyla cereyan eder. İşte bu ince damar sistemi, iç çevresinde yakılamayan besin artıkları ve çeşitli sebeplerle daralır ve dokular beslenemez hâle gelir. Oysaki sağlıklı bir vücudda, bu damarların lastik gibi esnek ve daralmamış olması gerekir.

Peki abdest bunu nasıl sağlayacaktır?

Abdest veya gusûl sırasında derimize değen farklı ısıdaki su, kılcal damarların bir dalgalanmayla açılıp kapanmasını ve eğer varsa, tıkanmaya başlayan damarların açılmasını sağlar. Vücud dokularında biriken artık maddeler. genel dolaşıma geçer ve böylece dokularda büyük bir zindelik vücuda gelir.

Artık madde birikmeleri, vücudun en çok el, ayak ve yüz dolaşımında meydana gelmektedir. Bilindiği gibi abdest’te, bu noktaları hedef almıştır.

3- LENF DOLAŞIMI:

İnsan vücudunun temel korunma sistemi, beyaz kan dolaşımıyla olur. Bu dolaşımda vazifeli olan kılcal damarlar, Lenfosit dediğimiz beyaz kan hücrelerini, dokuların en ücra köşelerine kadar götürürler. Vücudun herhangi bir yerinde mikrop, yabancı madde ve özellikle kanser hücresi varsa, bu minik savaşçılar taşıdıkları kuvvetli zehirlerle onları öldürürler.

Kansere veya mikroplu hastalıklara yakalanmak, bu savunma sisteminin bir yerde teklediğine işarettir.

Çok yönlü ve karışık bir sistem olan lenf dolaşımında, kılcal damarların çok iyi çalışması ön şartlarındandır. Abdest ve gusûl, bu hususta akıl almaz nimetler sağlar.

Abdest sırasında el ve ayakların yıkanması, vücud merkezine uzak olan bu noktalardaki kılcal damarların dolaşım hızlarını arttırır. Ayrıcı lenf sisteminin en önemli bölgeleri olan yüz, boğaz ve burun yıkanması, bu sisteme bir masaj ve güçlendirme tesiri yapar.

Bu gün insan biyoloji konusunda söz sahibi olan bir uzmana, “lenf sistemimize nasıl canlılık kazandırırsınız?” diye sorsanız, ister Müslüman ister inkârcı olsun, size abdest almayı tarif edecektir.

5. Sûrenin abdest’i emreden 6. âyetinde:

“Ey iman edenler, namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzünüzü, dirseklerinize kadar ellerinizi, -başınıza mesh edip- topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz, boy abdest’i alın…” buyurmaktadır.

Âyet, bundan sonra teyemmümü anlatır ve son bölümünde de abdest’in niçin farz kılındığını şu şekilde açıklar:

“Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi temiz kılmak ve size olan nimetlerinin tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz.”

Bu âyette geçen “nimetlerin tamamlanması” şeklindeki ifadeyi, modern tıp yeni anlamaya başlamış bulunuyor. Evet abdest almakla buraya kadar belirtmiş olduğumuz tıp harikaları gerçekleşmekte ve Cenab-ı Hakkın vermiş olduğu sağlık nimeti tamamlanmış olmaktadır.

VE NAMAZ:

“Dinin direği” şeklinde belirtilen ibadet şekli.

İbadet ise, yine Kur’an’da belirtildiği gibi “yaratılışımızın sebebi”.

Ancak dış görünüşünden mâhiyeti belli olmayan namazda, Allah’ı zikretme sırrının birbirinden farkı dereceleri tecelli eder ve namaz, “taklid namaz”dan “gerçek namaz”a, ondan da miraç hükmünde olan namaza kadar farklılık gösterir. Ve bu dereceye ulaşan kimse, “Allahüekber” diyerek namaza durunca, artık derisini yüzseniz farketmez. Nitekim Hz. Ali (R.A) efendimizin değişik harplerde aldığı 2 ayrı yara, onun namaza durmasından sonra ateşle dağlanmış ve kendileri acı duymak bir yana, namazdan sonra dağlama’nın yapılıp yapılmadığını sormuşlardır.

Namaz, sadece şekillerden ibaret kalmış olsa da, insana madde ve mânâda sayısız nimetler kazandırır.

1- NAMAZIN MADDÎ YAPIMIZDAKİ TESİRLERİ:

a- Göz merceklerinin kasılmadan görebildiği ve böylelikle rahatlayıp dinlendiği mesafe 1,5 metre civarındadır. Bu mesafe ise, namaz kılan kişinin secde yaptığı yere olan uzaklığıdır. Bilindiği gibi namazda, secde yapılan yere bakılır ve böylelikle farkında olmadan göz mercekleri dinlendirilir. Günde 40 rekat hesabı ile bu dinlenme takriben 1 saat tutar ki, bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.

b- Vücudun en zahmet çeken yerleri, eklemlerdir. Ve bütün eklemler, namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını gidererek sağlıklarına kavuşurlar. Şunu açıkça belirtiyorum ki, namaz dışında hiçbir hareket rejimi, böyle bir fayda sağlayamaz. Ayrıca namazın bir ibadet disiplini içinde devamlılığı, eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürtür.

c- Kalbin çalışmasında ve hissî sistemlerle olan alâkasında, elektromanyetik eksenler, fevkalâde önemlidir. Namaz hareketleri sırasında bu eksenler, en ideal çizgilere gelir. Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik tesirlerle, göğüs nahiyelerinde hissettikleri huzursuzluklara, namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmamaktadır.

2- RUHÎ TESİRLERİ:

a- Günde bir sâat kadar da olsa, dünya telâşesinden kurtulur ve namazın penceresiyle nefes alırız.

b- Namazlarımızı devam ettirmek için, âyet-i kerime’nin de emrettiği gibi aşırılıklardan ve dolayısıyla birçok günahtan uzak kalır, ihtiras ve buna bağlı streslerden büyük ölçüde kurtuluruz.

c- Namaz kılanlarda tevekkül duygusu, otomatik olarak gelişir. Ruh hastalıklarında önemli bir rolü olan vesveseler de (evhâm’lar) böylece giderilmiş olur.

3- NAMAZIN AHLÂKİ YAPIMIZDAKİ TESİRLERİ:

a- Namaz kılan insan, Cenab-ı Hakkın huzurunda okuduğu Fatiha’da verdiği “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” andını, şuur altında yavaş yavaş geliştirerek ahlâkî yapılarını analiz ederler. Bu supanaliz hadisesi, başlangıçta kişiyi zorlamakta, fakat daha sonradan yerleşerek ahlâkı yüceltmektedir.

b- Namazı şeklen de olsa edâ edenler, secdeye kapandıkları için gururlarını kırarlar. Ahlâk açısından en tehlikeli hastalık gururdur ve bütün kavgaların, nefretlerin temelinde, nefsin bu zâlim hastalığı yatar. Namazı, bir ibadet ciddiyeti içinde devam ettirenlerin gururları, secdeye her vardıklarında mânevî bir hikmetle törpülenir. Sırf bu açıdan bile namaz, ahlâka temel olan bir ibâdettir.

c- Namaz, imanı kontrol eden titiz bir bekçidir. İmânda ortaya çıkabilecek aşınmalar ve zaaf, namaz kılanlarda görülmez. Bu yüzden imanın hastalıkları ve İslâmiyet’in temel yasakları olan riyâ ve yalan, karakter çizgimizden silinmeye başlar. Böylelikle Efendimizin “Müslüman yalan söylemez” hükmü, tecelli etmiş olur.

http://www.schens.com/default_result.asp?id=20

VÜCUT BAKIMI SAĞLIK BİLGİSİ: SU… OKSJİEN…

İnsan, vücudunu, iki ana prensip itibariyle, temiz tutma ve geliştirme sayesinde güzel koruyabilir. Vücut temizliğini sağlamak amacıyla, temel olarak su ile sabun kullanılır. Temizlikte su kalitesinin de önemi büyüktür. Cildi alerjiden uzak tutan, hiçbir katkı maddesi bulunmayan, en zararsız, temiz sular, buzların erimiş suyu ve pınar suyudur. Bileşiminde kalsiyum tuzu bol miktarda bulunan su ile çok yıkanma, alerjiye yol açar; o yüzden böyle sulara genelde boraks ile karbonat (1 bardak suya ¼ çay kaşığı) katarlar veya suyu kullanmadan önce iyice kaynatırlar.

Suyun sıcaklık derecesinin de önemi büyüktür. Soğuk su, kan damarlarını ve sinir sistemini uyarıp, cildin ve genel organizmanın çeşitli hastalıklara karşı direncini arttırır. Bu sebepten, sürmek için soğuk suyu, kan damarlarını güçlendirmek amacıyla da ılık ve soğuk suyu değiştirerek kullanırlar. Yıkandıktan sonra cildi havlu ile kızarana kadar kurulamak gerekir.

Cilt yağlı ise, daha çok ılık suyu kullanırlar. Çünkü sıcak su kan damarlarını genişletip, ciltteki yağları eritir. Kir, kepekleri temizleyip çıkartır. Fakat sıcak suyun gereksiz yere fazla kullanılması, cilt kan damarlarında kan pıhtılaşmasına yol açabilir. Çeşitli hastalıklara karşı direnci zayıflatır ve deriyi yumuşak hâle getirerek karartır. O yüzden, sıcak su ile haftada bir veya iki defa, yatmadan önce (hamamda., banyoda, duşta) yıkanmak gerekir. Yüz, el, ayak yıkamak için ise, herkes cilt özelliğine göre (yağlı ise sıcak su; yağsız ise soğuk su) su kullanmalıdır.
……………………..

http://www.akmb.gov.tr/turkce/books/tabiat/vucut%20bakimi.htm
—————————————————————————-

Suyun önemi, Sağlığa Faydaları

Kanın %92’si su, kemiklerin %22’si su, beynin %75’i su ve kasların %75’i sudur. Su ayrıca:

Vücudumuzdaki bütün hücrelerin çoğunluğunu oluşturmaktadır.
Hücrelere besin ve oksijen taşıyarak ve atıkları uzaklaştırarak kan ve lenf sistemlerimizin en büyük kısmıdır
Böbreklerimizin toksik maddelerden temizlenmesine yardımcı olur
Kan basıncımızın kontrol eden elektrolitlerimizin dengelenmesine yardımcı olur
Göz, ağız ve burun kanallarımızın nemlenmesine yardımcı olur
Sıcak havalarda vücudumuzu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar
Vücudun organlarına karşı darbe emici görevi yapar
Eklemlerin yağlanmasına yardımcı olur ve kan, ter, gözyaşı ve tükürüğün bir parçasıdır
Vücutlarımızın ihtiyaç duyduğu iz minerallerinin pek çoğunu sağlar

Sağlığınızı ve dinçliğinizi geliştirebilir.
Su bu kadar çok vücut fonksiyonu için önemli olduğundan optimal sağlığa ulaşmak için yeterli su almak optimal sağlık için anahtardır.

Su, enerjinizi koruyan kan hacminin korunmasına yardım eder
Doğru hidrasyon özellikle egzersiz sırasında konsantrasyon ve tepki sürenizi iyileştirir
Su düzenli günlük faaliyetler sırasında yaktığınız kalori miktarını arttırır
Su konsantre ilaçların meydana getirdiği mide ağrısını önleyebilir
Su sıvı tutmaya neden olan fazla sodyumun vücuttan atılmasına yardımcı olur
Çeşitli hastalıklara karşı korunmaya yardımcı olur.
Araştırmalar daha yüksek oranda su tüketiminin aşağıdaki hastalık risklerini düşürdüğünü göstermiştir:

soğuk algınlığı
kabızlık
idrar yolu enfeksiyonları
böbrek taşları
mesane kanseri
Görünüşünüzü geliştirebilir.
Su cilde en son ulaşmaktadır; eğer vücudunuz yeterli su almazsa, cildiniz bundan diğer organlardan fazla etkilenir. Su cildin susuz kalmasını önleyerek, cildinizi:

daha düzgün
daha yumuşak
daha esnek
daha kırışıksız hale getirir
Kilo kaybetmenize yardımcı olabilir.
İnsanlar genellikle susuzlukla mide kazıntısını karıştırırlar, bu nedenle aslında sadece vücudumuzun içecek ihtiyacı varken abur cubur yeriz. Su içmek tok hissetmenize yardımcı olarak, iştahınızı azaltır.

Araştırmalar yeterli su içmenin şu faydaları sağlayabileceğini göstermektedir:

Egzersiz sırasında size daha fazla enerji verir
Egzersiz sırasında yaktığınız kaloriyi arttırır
Vücudunuzdaki yağ stoklanmalarını azaltır
Bu veriler için Hastalık Kontrol Merkezi, Su Kalitesi Derneği, Amerikan Kanser Topluluğu, Amerikan Diyetik Derneği ve Amerikan Kalp Vakfı gibi çeşitli kaynaklar kullanılmıştır. (ABD)

http://www.espring.com/TR-TR/WaterWellness/doc8067.aspx?pgid=123
———————————————————————————-

Cilde doğal oksijen verilerek yapılan oksijen terapi yurtdışında yıllardır uygulanmaktadır.Cilt ve vücut bakımında da uygulanan oksijen basıncı 0,6 bar ile 1 bar arası değişmektedir.Yoğunlaştırılmış bu oksijenin basıncı uygulamaların sonuçlarını ve oksijen aktivitörlü ürünün etkilerini arttırmaktadır.Bu bakımlarda kullanılan özel kozmetik ürünün içerisinde A,C,E vitaminleri,aleo vera bitki özü ve oksijen aktivitörlü sıvı bulunmaktadır. Yukarıda içeriğini belirttiğimiz özel ürün ve oksijen cilde ilk püskürtüldüğü anda bile,1 bar basıncında etkisi ile cildin alt katmanlarına ulaşabilme özelliğindedir.Dolayısı ile ürünün herhangi bir baskı yöntemi ile yedirilmesine gerek yoktur. Oksijen terapi uygulanmaya başlandığı ilk andan itibaren,oksijen aktivitörlü ürün ve oksijen cildin alt katmanlarına kadar ulaşarak kan dolaşımını hızlandırır,toksinlerin atılmasını sağlar,cildin hücre metabolizmasını çalıştırarak hücre yaşlanmasını geciktirir. Oksijen terapi cilde belirli bir basınçla uygulandığı için masaj etkisi yapar ve böylelikle kolajen ve elastin sentezini uyarır. Cildimizdeki hücrelerin görevlerini yerine getirebilmeleri için enerjiye ihtiyaçları vardır,genç ciltlerde bu tarz problemler yoktur. Çünkü epidermisleri yeteri kadar oksijen ve besini rahatlıkla alabilmektedirler.Yaş ilerledikçe serbest radikaller ,hatalı beslenme,yanlış kullanılan kozmetikler,sigara tüketimi ve özellikle güneşin zararlı etkileri cilt hücrelerimize zarar vermektedir, böylece cildimiz yıpranmaya, incelmeye, lekelenmeye, kırışmaya ve sarkmaya başlamaktadır .Kısacası oksijen olmazsa hayat olmaz ,metabolizma çalışmaz,cilt ve vücut hücrelerine enerji gitmez, hücreler yenilenmez ve böylece yaşlanma süreci başlamış olur.

http://www.lavinia.com.tr/oksijen.asp

Hidro Terapi (Thalasso)

Thalasso, yunanca deniz anlamına gelmektedir. Bildiğiniz gibi su, kaplıcalar ve denizin yararları eski mısır ve roma döneminden beri bilinmektedir.

Stres ve selülit giderici, zayıflatıcı, toksin atıcı, sindirim ve dolaşım sistemini düzenleyici, cildi güzelleştirici özellikleri bulunan hidro terapinin en önemli kuralı deniz suyu ve deniz yosununun kullanılmasıdır. 1 kilogram yosunda 10000 litre deniz suyundaki iyot miktarı bulunduğu için yosun tedavileri de başlı başına inanılmaz derecede güzel sonuçlar vermektedir.

Thalasso terapide, gerçekten işlem görmüş deniz suyu, deniz mineralleri, tuz ve yosun gibi minerallerle birlikte gerekli özelliklere sahip araç gereç de kullanılmalıdır. Aerosol marin, yosun maskesi, hidro masaj, su jimnastiği, multi-jet banyo ve basınçlı duş thalasso terapinin bakım ve uygulamalarından sadece birkaçıdır.

Hangi hastalıklarda yararlıdır?

Romatizma ve artroz tedavisi, dolaşım ve solunum yolları tedavisi, ekzama ve sedef gibi cilt hastalıkları, stres, kemik erimesi, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok alanda kullanılan bu yöntemin yararları tartışılamaz. Ancak unutmamalıyız ki thalasso terapi mutlaka;

• Gerçek deniz suyu ile,
• Uzman bir ekip tarafından ve
• Temizlik koşullarına uygun olarak yapılmalıdır.

http://www.lavinia.com.tr/thalossa.asp
——————————————–

SU MASAJI

Su masajı

Nedir?

Bu masaj özel olarak hazırlanan jakuzilerde yapılıyor. Termal su masajı diye de bilinen bu masajda, vücudun çeşitli bölgelerine su kabarcıklarıyla basınç uygulanıyor ve bu şekilde kan dolaşımı hızlanıyor.

Uygulama alanları?

Selülitli bölgelere ve sarkma olan bölgelere sıkılaştırma amacıyla uygulanıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Jakuzide yada masaj sistemli duşlarda önce sıcak su verilerek gözeneklerin açılması ve kan dolaşımının artması sağlanıyor. Toksin ve ödemi vücuttan atarak selülitin azaltılması hedefleniyor. Ardından soğuk su ile vücudun sıkılaştırılması sağlanıyor. Parmak uçlarından enseye kadar tüm vücuda uygulandığı için bir rahatlık ve zindelik katıyor.

http://www.e-kolay.net/kadin/ana_detay.asp?PID=1811&HID=14&HaberID=187381

HUTBE NAMAZ-2 (25 Ağustos 1978) (fgülen)

ABDEST VE NAMAZLA MÜMİN TEMİZLENİR, PARLAR VE AHİRETTE TANINACAK HALE GELİR…

PEYGAMBERİMİZİN SAHABİ KABİRLERİNİ ZİYARET EDİP “KARDEŞLERİME DE SELAM OLSUN!” DEMESİ…

ÜMMET-İ MUHAMMED’İN AHİRETTE “GURRAN MUHACCALİN” OLMASI…

MAHŞERDE ÜMMET-İ MUHAMMED’İN ALINLARI ABDEST UZUVLARI PARLAYACAK…
ALLAH RASULÜ TANIYACAK, BENDENDİR DEYİP ALACAK…

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm…Bismillâhirrahmânirrahîm…

“Yâ eyyühellezîne âmenû izâ küntüm ilassalâti…” (Maide, 5/4)

MUHTEREM MÜSLÜMANLAR!..

Allah’a kulluğun, Allah’a karşı yaptığımız kulluğun fihristi, hülasası, enmüzeci olan namazın, miftahı, içte bir hazırlık ve dışta da abdest almaktır.

Abdest almak, ruhu zindeleştirmek, Rabbimizden gelecek lutufları intizar etme havasına girmektir. Soğuk suyu vücudumuza vurduğumuz zaman, bir elektriklenme ile nasıl vücudumuzda bir zindelik hissedersek, nasıl mafsallarımıza dokundurmakla bu suyu vücudumuzda bir zindelik hissedersek, nasıl bunun fiziki ve tabii bir izahı vardır. Öyle de gençleşmiş, dinçleşmiş ve zindeleşmiş ruh, Rabbinden gelecek şeylere makes olabilme hüviyetini kazanmış demektir.

Bu mana ve keyfiyette olan temizlenmedir ki, ümmet-i Muhammed’in ahirette sair ümem arasında hususi bir isimle çağrılmasına vesile olacaktır. Allah Rasulü:

“ümmetî yür’avne yevmel-kıyameti gurren muhaccelîn min âsâril-vudû’ “…”

Kıyamet gününde benim ümmetim gurren muhaccelîn diye söylenir, onlardan bahis yapılır.

Nedir “Gurren Muhaccelin”?

Alınları pırıl pırıldır, etrafa nur saçmakta, hakikat gamzetmektedir. Abdest uzuvlarından çıkan nur, onların ümmet-i Muhammed olduğuna delalet eder. Abdest uzuvları da pırıl pırıldır. Bir taraftan tertemiz dupturu öbür taraftan ammet-i Muhammed olduğunu gösterecek mahiyette nur saçmaktadır, parıl parıldır.

“Her kim abdest uzuvlarının parlaklığını arttırmak izterse, daha fazlasıyla yıkamak isterse yapsın!” buyruyor Allah Rasulü…

Sahih bir hadisi şerfite bu meseleyi tafsilen değişik bir şekilde bize bize Sahabi naklediyor.

Bakiyyül-Garkad’a gittik, bugün dahi tarihçilerin tesbit ve ifadesiyle on bin Sahabiye sinesinde yatıran Medine mezarlığına, Rasulü Ekrem son günlerini yaşarken hem Bakiyyül-Garkad’akilere veda etmiş hem de şühedasına veda etmişti.

Bunun ledünnî ayrı bir manası vardı: Ahirette Rasulü Ekrem kendisine has yüksek paye ve makamla belki, kıyamete ve mahşere kadar kimse kendisiyle görüşemeyeceği için, doğrudan doğruya kabirdekilere veda etmiş, cismaniyeti itibariyle bir kere daha onların karşısına çıkmış, bir daha o büyük ruhlara selam çakıvermişti.

Bakiyyül-Garkad’a girdiğinde:

“Selamün aleykül dâra kavmin mü’minîn ve innâ inşallahü an kabîbin lâhikûn”

“Ey bi mezarlık ahalisi! size selam olsun, inşallah yakında buraya geleceğim!” diyordu. Ve o gün bugün mezara gidince bunu söylemek ümmete sünnet olmuştur.

Ve bir müşahede oldu muhtemelen, nazarları derinleşti bakışları buudlaştı ve dudaklarından şu sözler döküldü:

“Vedittü ennâ kadre ihvânena”

“Ah ne kadar isterdiğim kardeşlerimi görmeyi.

– “Evelesnâ ihvâneke yâ Rasûlallâh”…Biz kardeşlerin değil miyiz yâ Rasûlallâh?..

– “Entüm Ashâbî ve ihvânî lem yeti min badü”…

– “Siz benim arkadaşlarımsınz, sadık yârım ve yârânımsıznız. Benim kardeşlerim henüz gelmediler, onlar sonra gelecekler”

Şerefli bir cemaat, şerefli bir ümmet şerefli bir millek!..

– “Eta’rifü yâ Rasûlallâh, inne men lem ye’ti min ba’dü”

– “Henüz gelmemiş kimseleri tanıyabilecek misin, nasıl tanıyacaksın?”…Allah Rasulü şöyle buyurdu:

– “Eraeyte lev enne racülen lehû haylün gurrun muhacceletün ve beyne zahrânihim haylün dühmün hel ya’rifü hâzâ haylehû”…kaâlû…”Neam!”

– “Bir adam düşünün…Öyle bir adam ki alınları parıl parıl atları var, ayaklarının sekileri bembeyaz olan atları var. Siyah ve dor atların içinde kendi atlarını tanır mı tanımaz mı?”

– “Evet tanır” dediler.

– “Feye’tûnâ gurran muhaccelûn”

– “Benim ümmetim de gurran muhaccelin olarak gelecekler. Allah’ın huzuruna gelirken karşıdan bakacağım, alınlarında secdenin emaresi nur gamzeder göreceğim. abdest uzuvları nurla etrafa nur saçıyor göreceğim, at sahibinin atlarını tanıyacağı gibi ümmetimi tanıyacağım.

– “Ve ene faratuhüm alâ havzî”

– “Ben havzımın başında onların faratıyım! Ben o kardeşlerimden evvel gidiyorum”…

Faratın manası budur: Onlardan önce gidiyorum…

– “Onlardan önce gidiyorum, gideyim onlara yer hazırlayayım, kevserimi hazırlayayım, maşrapalarımı hazırlayayım, bir misafiri misafir eder gibi…onları güzel karşılaya, istikbal ede, hüsn-ü istikbalde bulunayım”

– “Eve ene faratuhüm alâ havzî” buyuruyor.

“Havzımın başında ümmetimin faratıyım. Secde ede ede alınlarında secde emaresi belirmişlerin faratıyım. Abdest ala ala mahkeme-i kübrada, ma’dele-i ulyâda, mahşerde herkesin “Nefsî nefsiî” dediği yerde, abdest uzuvlarının saçtığı nurlarla kendilerini tanıyacağım ümmetimin faratıyım…

Nicelerini havzımın başından kovdukları zaman, yüzü nur gamzeden, abdest uzuvlarından semalara doğru amudi nuraniler yükselen ümmetimin imdadına koşacak şefaat edeceğim..

“Ve ene alâ havzî faratün”…

Havzımın başında onların faratıyım…Hadis değişik rivayetlerle nasıl ifadeedilirse adilsin, bize anlatılan şudur:

Fahr-ı kaniat Efendimizden asırlarca beride uzak kalmış, bulunmuş olmasına rağmen, abdest ve namaz hatırasıyla, abdest ve namaz müzekkiratıyla, Allah ve Rasulüllah’ı hatırlayarak içinde bir aydınlık hasıl eden, iç berraklığına ulaşan bir cemaate Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam Bakiyyül-Garkad Ashabına selam çakarken, asırları aşıyor, bir temenna çekiyor, bir selam veriyor:

“Ne kadar arzu ederdim kardeşlerimi görmeyi buyuruyor”

Büyük bir keyfiyet var idi ki ahirete irtihal edeceği zaman, mezarın altındaki Ashabı Allah ona gösterdiği gibi, bir televizyon ekranında adeta gelecek ümmet-i Muhammedi de gösterdi. O Bakıyyül-Garkad’da son teftişini yapıyordu. Gelmiş geçmiş ölmüş ümmetler güruhuna karışmış ümmetinin teftişini yaptığı gibi, gelecek ümmetinin ruhlarını da teftiş ediyordu.

Bu cismaniyet itibariyle, bedeni keyfiyetiyle son bir kere daha, Kaid-i Azam’ın kumandan-ı muhteşemin, ümmetine “Sağdan hizaya gel!” deme manasınaydı…

Bakıyyül-Garkad’da son görmüştü Eshab-ı kabre, kabir ehline selam verilir gibi selam vermişti. Ekranda gördüğü ümmetinin simasını görünce de, pırıl pırıl simalara, kendi nurundan müktesib simalara, kendi nuruna aşık ve hayran olmanın ifadesi manasında:

“Ne kadar arzu ederdim, sonradan gelecek kardeşlerimi görseydim!” buyuruyor

Muhterem Müslümanlar!…

Bu Rasulü Ekrem’in iştiyakıdır…

Bizdeki iştiyak!..

Bizdeki iştiyak, abdest uzuvlarını, O’nun fermanına uyarak, ahirette nurlanacak şekilde burada yıkamak, alnımızı secdenin gamzesiyle süslemek, O’na ümmet olma şiarıyla, şeairiyle alametiyle huzurunda haşr-u neşr olmak. Onun görme arzusuna burada icabet etmek…

“Bizi görmek mi arzu ediyorsun yâ Rasûlallâh…”

İşte sana kavuşma iştiyakı içindeyiz. İşte ubadüt-ü taatımızla sana krubiyet için çırpınıyoruz. İşte senin Hadisi şerifte ifade buyurduğun gibi, mekarihte abdesti tastamam alıyoruz, sıcakta camide terlemeye rağmen namaz kılıyoruz. İşte sana kavuşmak için oruç tutuyoruz. Günler uzun havalar sıcaktır, orucunu yiyen bir sürü bakışı bulanmış insan vardır, bunların içinde biz, dişimizi sıkmış, senin bıraktığın müzekkirata sadakat içinde yapıyoruz.

Böyle diyebiliyorsak ne mutlu bize..

O, ümmetine bağlılığının ifadesi, 14 asır ötesine selam çakmak süretiyle söylediği “Selamün aleyküm” e “Ve aleyküm selam” demiş olacaksınız.

Saygın varsa, içinde kavuşma arzu ve iştiyakın varsa, O’na kavuşma yolunda olacaksın. Zira niceleri var ki mahşere çıkacak ama O’nu göremeyecekler. Hesap için Allah’ı görecek ama şefaat için O’nu göremeyecekler.

Bütün bu göremeyen körler ve mahrumlar içinde, kör ve mahrum olmamanın yolu mescidden geçer, oruç manasına aç durmadan geçer, malından bir parça ayırıp hak yolunda zekat vermenden geçer, meşakkate ve masrafa katlanıp mehaliki iktiham ederek hacca kadar gidip, ubudiyet-i kübraya mazhar olmak, Kabeyi tavaf etmek Aleyhissalatü vesselam’ın huzuruna gitmek, selam verip ahd-ü peymanını yenilemekten geçer…

Allahü teala 14 asrın tozunun toprağının gözünü kör ettiği ümmeti Muhammed’in gözünü lahut aleminin mütebessim vechesine açsın, bizleri gaflet aleminde, mağaranın içinde esrarlı oyunları oynamadan halas eylesin…

Nazarımızı ebedileştirsin, ulvileştirsin, lahut aleminin sürmesiyle sürmelendirsin, gerçek aleme kamet-i kıymetine uygun bizleri muttalî kılsın..

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Ağustos 29, 2008, 2:34 pm

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s